Dün yapılan referandum sonuçları açıklandıktan sonra böyle bir yazıyı kaleme alayım mı, almayayım mı diye, epey düşündüm.

Referandumun kampanya sürecinden başlayan devlet baskısı onun yarattığı hukuksuzluk, oylama esnasında iktidar gücünün pervasızca kullanılması, nihayet oy sayımında YSK’nın mühürsüz oy skandalı, bu referandumun meşruiyetini dinamitlemiş bulunuyor.

Referandumun meşruiyetinin yok hükmünde olduğunu, sonuçlar alınmadan önce 8 Nisan tarihli yazımda şöyle dile getirmiştim ‘Kampanya süreci boyunca iktidarın uyguladığı bu yöntemler, kuşkusuz referandumun meşruiyetini delik deşik etmiş bulunuyor.’*

Dolayısıyla bu tespit, sonuçlar alınmadan önce yapılmıştır. Yani, evet’in kıl payı kazanması sonucunda yapılan bir mızıkçılık olarak addedilmemelidir.

Bu referandum, neresinden bakarsanız bakın meşru değildir.

Lakin, paylaşmak istediğim esas konu veya sorun bu değil.

Nazım’ın dizelerinde belirttiği gibi ‘Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin, serçenin telaşı içindesin-Demeğe de dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin canım kardeşim‘

Neden mi, Nazım’ın bu dizelerini aktardım. Anlatacağım.

16 Nisan referandumu için sandık kurulları oluşturulurke HDP’li bir arkadaşım, beni arayarak sandık kurulu başkanlığı için seni önermek istiyorum dedi. Doğrusu, çoğunuz kınayacak ama sigara kullanan biri olarak sabah saat sekizden akşam beşe kadar nasıl sandık başında duracağım diye tereddüte düştüm. Tereddütüm birkaç saniye sürdükten sonra, sandıklara sahip çıkmak gereğinin ehemmiyeti, bu teklifi kabulümle sonuçlandı.

Ve 16 Nisan sabahı, başkanı olduğum sandığın bulunduğu okula giderek, seçmenlerin oylarını kullanabilmesi için sandık kurulu üyeleri ile birlikte düzenlemeyi yaptık.

Sandık kurulu üyeleri AKP’li, CHP’li, HDP’li, MHP’li, Vatan Partili ve bir memur üyeden müteşekkildi.

Saat 12’ye doğru yaklaşırken sandık kurulu üyelerinin karnı acıkmaya başlayarak, kumanyanın ne zaman geleceği sorularını birbirlerine sormaya başladılar. Doğrusu ben öğlen yemeği zaten yemediğim için konuyla pek ilgili değildim. Bu arada AKP’li sandık kurulu üyesi partilerin anlaşarak kumanyayı ortak olarak hazırladığını, bütün sandık kurulu üyelerine verileceğini söyledi. Ben de bunun çok yerinde ve güzel bir davranış olduğunu farklı farklı kumanyalarla şık olmayan görüntülere şahit olmayacağımızı kurul üyeleri ile paylaştım.

Sandık kurulu üyeleri açlığın getirdiği sabırsızlıkla artık söylenmeye başladıkları esnada saat 13 sıralarında HDP’li arkadaşlardan biri bana ve HDP’li sandık kurulu üyesine pide ve ayran getirdi. Bunun üzerine şaşırarak hani bütün partiler kumanyayı ortak olarak hazırlıyorlardı diye AKP’li sandık kurulu üyesine sordum. Verdiği cevap AKP, CHP ve MHP’nin ortak olarak hazırladıkları oldu. Bunun üzerine açlığını en çok ifade eden memur sandık kurulu üyesine kumanyayı almasını teklif ettim, şu anda benden çok yemek ihtiyacı olanlar varken, herkesin karşısında tek başıma yemeğin boğazımdan geçmeyeceğini belirttim. Fakat memur üye de teklifimi kabul etmedi. Sonrası önemli değil. Önemli olan AKP’li olan üyenin partiler derken AKP, CHP ve MHP’yi kastetmiş olması, Türkiye’nin 3. büyük partisi olan HDP’yi partilerden biri olarak saymaması. Bu yapılan ayrımcı davranışı kesinleştirmek için HDP yöneticisine, bu partilerin HDP’ye ortak kumanya teklifinde bulunup, bulunmadıklarını da sordum. O da şaşırdı, bize söylenmedi dedi.

Mevzunun yemek değil, ayrımcılığın, dışlamanın, ötekileştirmenin ne boyutlara varmış olduğunu sanıyorum, anlatabiliyorum.

Şunu da ifade etmek isterim. Ben bir sosyalistim, benim için etnik kimlik değil, insan olarak varlık önemlidir. Bunun böyle olması nüfus kağıdımda yer alan Türk olmamı engellemiyor. Bu yaşanan durum, herhalde, dıştan bakan birisi için adı geçen bu üç “Türk Partisinin” farklı olan HDP’yi nasıl dışladığını gösteriyordu. Utanmak insanidir değil mi? Utandım.

Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş romanı mavi gözlü sarı saçlıların yaşadığı köye, Alman işgalinden kurtulması için o köyde yaşayan teyzesine gönderilen, teyzesinin ölümüyle köyde yalnız kalan esmer, siyah saçlı çocuğun farklılığından ötürü dışlanmasını, uğradığı zulmü anlatır.

İşte, bir referandum günü en basit, en insani bir konuda bile, Kürdün ve büyük ölçüde Kürdü temsil eden HDP’nin, nasıl boyalı kuş haline dönüştürüldüğünü izledim.

Sen hayır diyen CHP’sin öyle mi? Dinci devlet tehlikesi karşısında mücadele ediyorsun öyle mi? Laikliği savunuyorsun öyle mi? Sen de laik yurttaş, hatta MHP’li laik yurttaşlar gerici-dinci tehdide karşı hayır diyorsunuz öyle mi? Eğer öyleyseniz neden en insani ortak sofradan, hayır diyen HDP’yi dışlarsınız? Evet diyen AKP ve MHP ile ortak sofra kurmaktan yüzünüz kızarmaz?

Bak ne oldu? Hem dediniz ki milletvekillerinin dokunulmazlıkarını kaldırmak anayasaya aykırıdır, hukuka aykırıdır, hem de ne yapalım mecburen dokunulmazlıkların kaldırılması için AKP ve MHP ile birlikte kabul oyu kullanacağız. Hep böyle sofrada da, parlamento da AKP, MHP ile hep müştereksiniz.

Birlikte HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdınız. HDP’nin eşbaşkanları Demirtaş, Yüksekdağ, milletvekilleri, belediye başkanları, yöneticilerinin çoğu hapishanede. Zaten Kürt şehirleri bombalarla viraneye çevirildi, insanlar göç yollarına düştü. Ama şimdi seçim haritasına bir bak Kürt illeri kırmızı renkte, en çok hayır oyu verilen bölge, üstelik HDP’nin, Erdoğan’ın uyguladığı şiddetle kolu kanadı kırıkken böyle.

Biliyor musun,  CHP’li ve laik yurttaş? Eğer HDP’nin kolunun kanadının kırılmasına AKP ve MHP ile elbirliği etmeseydin, emin ol, Erdoğan’ın bu referandumdaki yenilgisini hep birlikte başarmış olacaktık.

Sana sorum şu: Sen, gerçekten laik, özgür yaşam tarzının gerici bir tehditle karşı karşıya olduğunu mu düşünüyorsun? Yoksa Kürt halkının temel demokratik haklarını kazanması mı senin için tehdit? Bugüne kadar yaptığın gibi eğer bu ikilemde, Kürdün demokratik haklarını reddedip, AKP’nin kuyruğuna sofrada da, parlamentoda da takılırsan, kendi celladına boynunu uzatacaksın. Gelecek, geleceğimiz kararacak.

Ve, ‘kabahatin çoğu senin canım kardeşim‘ diyeceğiz, ne yazık ki.

Daha her şey bitmiş değil 24 milyon yurttaş bütün baskılara karşı direndi, hayır dedi.

Ne olursa olsun meşruiyeti delik deşik olan bu referandumun iptal edilmesi için tüm demokratik güçlerin ortak mücadeleye geçmesi gerekiyor.

Onun da ötesinde, referandum öncesi dile getirdiğim sözlerle bitireyim. “Şu açıktır ki, 16 Nisan referandumunda evet de çıksa, hayır da çıksa, toplumsal muhalefet mücadele gücü kazanmış bulunuyor. Dolayısıyla evet çıkmasında da, Erdoğan’ın zaferi Pirus zaferi olmaktan öteye gitmeyecek ama toplumsal muhalefet çetin mücadelelerin omuzlayıcısı olacaktır. “*

*https://yalansz.wordpress.com/2017/04/08/bir-donemec-olarak-16-nisan/

Meraklısı için başkanı olduğum sandık sonucu;

Oy kullanan .: 338

Geçerli oy : 335

Geçersiz oy : 3

Evet : 71

Hayır : 264