Erdoğan’ın başkanlığında kuruluşu hızla tamamlanmakta olan “yeni rejim”e bir isim aranıyor. “Faşizm” diyen de var, otoriter veya ileri demokrasi diyen de. Liberal çevrelerin önerileri, “Liberal demokrasi” idealinin en üstte, “otokrasi” yani totaliter ve otoriter rejimlerin en altta yer aldığı hiyerarşik bir demokrasi anlayışına dayanıyor. Liberaller, yeni rejimimiz için, onun hala bir demokrasi olduğu ön kabulünden çıkarak, “delegatif”, “seçimsel”, “sınırlı”, “illiberal”, “otoriter” demokrasi gibi “sıfatlı demokrasi” isimleri öneriyorlar. Liberal demokrasi ile otokrasi arasında yer alan bu sıfatlı “demokrasi” türlerinin siyaset bilimi literatüründeki genel adı “özürlü (defective) demokrasiler”.

Küresel iktidar, hegemonyasına aldığı her türden rejime liberal demokrasi idealini benimsemesini öneriyor. Hatta kendi liberal demokrasilerine ne kadar benzedikleri üzerinden, dünya ülkelerine not veren küresel kuruluşları bile var. Notunuz düşükse “özür”, “eksiklik” belirten bir sıfatla tamlanmış bir “demokrasiniz” oluyor. “Özürlü”, “Sıfatlı” veya “Hibrit” denilen ve demokratik -antidemokratik unsurları bir arada barındıran bu rejimlerin, özürlü de olsalar, demokrasi olarak anılmaları, o ülkeleri küstürüp, liberal demokrasi idealinden daha doğrusu, küreselleşmeden koparmamak için bulunmuş bir formül. Bu formül sayesinde küresel sermaye, liberal demokrasi idealini kirletmeden illiberal /otoriter/vesayetçi/delegatif… demokrasilerle yakın ilişkilerini sürdürebiliyor.

Türkiye’nin yeni rejimi için en çok kullanılan sıfat “otoriter demokrasi”. Ancak son MİT, TİB, HSYK, YÖK yasa ve yönetmelik düzenlemeleriyle oluşturulan zemin ve bu zemin üzerine oturacak “yarı başkanlık” sistemi, otoriter demokrasimizi öylesine otoriterleştirdi ki, bu tanım oksimoronlaştı. Bir başka deyişle “otoriter demokrasi”, “steril mikrop” veya “köşeli daire” tanımları gibi anlamsızlaştı. Yürütmenin böylesine orantısız bir şekilde güçlendiği, yargı bağımsızlığının gölgelendiği, basın özgürlüğünün olmadığı bir rejim, siyasi partileri, seçilmişlerden oluşan bir parlamentosu olsa da, sıfatlı veya sıfatsız demokrasi adıyla anılamaz.

AKP öncülüğünde son 10 yılda iktidar bloğundaki sınıfsal kompozisyon, dolayısıyla güçler dengesi değişti ve askeri olağanüstü rejim büyük ölçüde tasfiye edildi. Eski askeri rejimin, sıfatlı demokrasiler yelpazesi içindeki adı “vesayetçi demokrasi” idi. Onun ne kadar demokrasi ne kadar “vesayet” olduğunu en iyi Türkiye halkları biliyor. Yeni rejimin ise ne kadar otoriter olduğunu Roboski’li aileler, Gezi direnişçileri, cezaevindeki gazeteciler, Soma’lı madenciler, öldürülen çocuklarının yasını tutmalarına izin verilmeyen Okmeydanı halkı, kısaca Türkiye halkları çok iyi biliyor. Fakat ne kadarıyla demokrasi olduğunu bilen yok. Aynen “Barış harekatı”ndaki “barış”ı, “Hayata dönüş” operasyonundaki “hayat”ı, “Güzel ölüm”deki “güzel”i, bilenin görenin olmadığı gibi.