Yaşadıklarımızdan ve dünya örneklerinden de biliyoruz ki, askeri diktatörlükler kısa ömürlü olsalar da arkalarında bıraktıkları siyasal, hukuki, idari, ideolojik, ahlaki miras, çok uzun ömürlü olabiliyor. Bu, bir türlü geçmiş olmayan geçmişle, kirli mirasla yüzleşip hesaplaşmadan, geleceğe yönelmek, gelecekle ilgili hayaller kurmak olanaksız. Askeri diktatörlüklerin topluma verdikleri en büyük zarar, halkın tahayyül gücünü, gelecek hayallerini elinden almalarıdır diyebiliriz. Türkiye topumu, askeri diktatörlüğün ve onun miras bıraktığı askeri vesayet rejiminin ürettiği toplumsal travmaların yükünü 34 yıldır taşıyor. Onlarca yıldır geçmiş travmalarıyla uğraşan bir toplumun kaybettiği geleceği tekrar kazanması kolay olmuyor.

Geleceği çağıranlar, toplumu, dünyayı değiştirmek isteyenlerdir. Yerleşik düzenin muhafızları, her şey eskisi gibi kalsın isteyenler, toplumun “başka bir şey” hayal etmesinden, dolayısıyla gelecekten korkarlar. Türkiye’de 13 Eylül 1980’den bu yana, sosyalistler, komünistler, toplumun kaybettiği geleceğe kavuşması için özveriyle mücadele ediyorlar. İki “12 Eylül” failinin yargılanması bu mücadelenin önemli bir dönemeci. Öncelikle ordunun “12 Eylül”le topluma büyük bir kötülük yaptığı artık genel kabul görüyor başka bir deyişle 12 Eylül’e direnenlerin haklılıkları toplum tarafından onaylandı. Ayrıca askeri diktatörlük hayalleri kuranlar görüyorlar ki, toplum geçmişten çok daha güçlü bir şekilde “bir daha asla!” diye haykırıyor. “12 Eylül” zihniyetinin hortlaklarından olan “Balyoz darbe planı”nı yapanların, iki generale müebbet hapis cezası verildiği gün tahliye edilmeleri ise ironik bir durum. Postal tutkunu bazı çevreler, dava sürmesine rağmen, umarsızca “iadeyi itibar” çığlıkları atmaya başladılar, ancak zanlılar, halka vurdukları darbeler nedeniyle halkın gözünde kaybettikleri itibarlarının iadesini devletten değil, yine halktan istemek zorundalar. AKP iktidarı ise kendisine darbe yapmaya tövbe eden darbecilere “iadeyi itibar” açılımını başlattı bile. AKP, “12 Eylül” zihniyetinin yeni muhafızı olarak muhafazakarlığına stratejik derinlik kazandırıyor.

Halk, askeri diktatörlüğün kirli, acıtıcı mirasıyla ve “Balyoz”, “Sarıkız” gibi hortlaklarıyla hesaplaşırken, Türkiye solunun önemli bir kesimi, “bu hesaplaşmaya AKP eli değdi, bundan bir şey çıkmaz” diyerek geride durdu. Sol bile diyemeyeceğimiz bir diğer kesim ise, gönüllü askere yazıldı. Emekçi Hareket Partisi ve bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki sol parti ve örgüt, 12 Eylül 1980’den bu yana yılmadan sürdürdükleri yüzleşip hesaplaşarak “12 Eylül”ü aşma mücadelelerine, AKP’nin eli değse de inatla devam ettiler. Çünkü kendi ellerinin, onlarla el ele Ankara Adliyesinin önüne gelen “Berfo Ana”ların ellerinin gücüne inandılar. Şimdi bu hesaplaşmadan AKP elini çekti ve saf değiştirdi. Aralarında artık AKP’nin de olduğu geçmiş ve güncel tüm “12 Eylülcülerin” yakasında, adalet ve hakikat arayışlarını her şeye rağmen bırakmayan sosyalistlerin ve halkın elleri var. Gasp edilen hayal kurma gücümüzü, umut ve geleceği o eller getirecek. Geçmişi geçmiş yapmadan gelecek hayali kurmak çok zor, geçmişe saplanmak ise başka bir dünya umudunun hırsızı.