Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili ilk “zirve”yi sermaye örgütleriyle 18 Haziran’da yaptı. “Zirve” sonrasında, katılan örgütler adına açıklama yapan TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu, şu noktayı vurguladı: “İş dünyası olarak cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin itidalli bir şekilde tamamlanacağına inanıyoruz. Böylece seçim sonucunda ülkemizde huzurun sağlanmasını arzu ediyoruz. Huzur bulalım ki iş dünyası olarak işimize odaklanalım.” Açıklama sonrası gazetecilerin soru yöneltmesine izin vermeyen iş dünyası temsilcileri, olası cumhurbaşkanı adayından özetle “itidal” ve “huzur” istediler. Sermayenin önemli örgütlerinden, Gülen Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen TUSKON’un “zirve”ye çağırılmamış olması, iş dünyasının iç huzurunun da pek de iyi olmadığının işaretiydi.

Erdoğan’ın “zirve”sinde değil ama başka zirvelerde sermaye temsilcilerinin susması imkansızdı. Örneğin, çiçeği burnunda TÜSİAD Başkanı, “Nasıl bir Cumhurbaşkanı istersiniz?” sorusunu şöyle yanıtlıyordu: “ TÜSİAD olarak bizim için önemli olan cumhurbaşkanı seçildikten sonra partiler üstü bir anlayışla, birleştirici rolünü üstlenmesidir. Bugünkü ağır kutuplaşma sürecinde gereken reformları yapmamız mümkün değil. Uzlaşmacı ve uzlaştırıcı bir kişi olmalı. Bize göre tüm adaylar saygın adaylardır. Biz cumhurbaşkanlığı seçiminin sonrasını önemsiyoruz.” Güler Sabancı’nın cumhurbaşkanı tarifi de hemen hemen aynıydı: “Ülkemiz için cumhurbaşkanlığı seçiminin birleştirici, bütünleştirici olmasını diliyorum. ‘Biz’ duygusunu kaybetmemeliyiz. Biz hepimiz, bu ülkenin insanlarıyız. Birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Birlik, beraberlik önemli, cumhurbaşkanlığı da böyle bir makam. Bunu temsil ediyor. Seçildikten sonra partiler üstü olmalı. Birlik ve beraberliğimizi temsil etmeli. Türkiye’nin bunu başaracağına inanıyorum.”

MÜSİAD genel başkanı Nail Olpak’ın açıklamalarından, TÜSİAD’ın cumhurbaşkanı tanımından farklı bir “Başkan” istediklerini anladık: “ Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden sonra Türkiye’nin önünde bir başka önemli gündem maddesi olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin mevcut parlamenter sisteminin yapısında ve kurgusunda,… kuvvetler ayrılığı sisteminin, aslında bir kuvvetler ayrılığından çok, kuvvetler kargaşası şeklinde tasarlandığını ve bu şekilde uygulanmakta olduğunu görüyor ve bundan derin üzüntü duyuyoruz.” MÜSİAD, itidal sahibi, huzur getirecek bir cumhurbaşkanından çok bazılarının huzurunu kaçıracak bir “başkan” arıyor gibi. Zaten gençliğin heyecanıyla, İzmir Genç MÜSİAD Başkanı Çiftçioğlu, Nail abisinin lafı dolandırdığı yerde, gerçekleşmesini hayal ettiği Türkiye’yi anlatıp konuşmasını şöyle sürdürmüş : “Tüm bunların gerçekleşmesi, pratikte başkanlık sistemi ile mümkün olabilir. Türkiye için artık başkanlık sisteminin zamanı gelmiştir. Bu sistem Türkiye’ye yakışır.” TÜSİAD’ın içinde hatta başında olduğu sermayedarlar, “gölge etmeyecek” bir cumhurbaşkanı isterlerken, MÜSİAD’ın başını çektiği diğer grup “en büyük başkan bizim başkan” sloganları atıyor.

 “İhsanoğlu, Türkiye’deki bölünmüşlüğü onaracaktır. Çatışma Kültürünü reddedecektir. Hiçbir şekilde çatışmadan yana değildir. Toplumun huzurundan yanadır. Zaten kullandığı dile baktığınızda bunu görürsünüz. Son derece sade, son derece kibar ama bilge bir kişi. Toplumun her kesimini kucaklayan bir kişi.”  CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, “Çatı adayı” Ekmel Bey’i yukarıdaki özelliklerini ön plana çıkararak tanıtması, “Nasıl bir cumhurbaşkanı?” sorusuna büyük burjuvazinin temsilcileriyle aynı yanıtı verdiğini gösteriyor. Ancak, Ekmel Bey “proje”sinin Erdoğan’la yarışabilecek bir kitle desteğini yakalayabilmesi için, Ekmel Bey’in “İtidal” ve “huzur” vaat eden “uzlaştırıcı”, “birleştirici”, “kucaklayıcı”, “partiler üstü”,  özelliklerine, “Kendimi İslam dünyasının meselelerine adadım” sözleriyle vurgulanan dindar kişiliğinin de eklenmesi gerekiyordu. Fakat bu son özelliğin yani adanmış Sünni dindar bir kimliğin, CHP tabanında sindirilmesinin zor olacağı açıktı. Aleviler “Bize can olmak istiyorsan Sivas’a gel Madımak’ı ziyaret et” dediler. Kürtler ise Ekmel Bey’in, 10. Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’i çağrıştıran kıpırtısız, donuk, rötuşlanmış profilinde, çok çektikleri eski vesayet rejiminin gölgesini görüyorlar. Kürt halkının sevip desteklediği iki liderininin Apo ve Erdoğan’ın yanına Ekmel Bey’i koyunca, Kürtlerin arzusunun Ekmel Bey projesini nasıl aştığı açıkça görülüyor.  Eski rejimin yaslı muktedirleri, bürokratik oligarşinin “kılıç artıkları” için ise “İslam’ın meseleleri” önemsiz hatta onlar için İslam başlı başına çözülmesi gereken bir mesele olduğu için, Ekmel Bey’in adaylığını “mesele” yaptılar. CHP içinde Çatı adayın tetiklediği bu “mesele”, umarız CHP’nin, ulusalcı, neo-faşist yanıyla yüzleşip hesaplaşmasının yolunu açar. “Ekmel Bey projesi”nin CHP ve Türkiye için daha hayırlı bir başka sonucunun olacağını öngörmek ise şimdilik çok zor.                   

“Biz cumhurbaşkanlığı seçiminin sonrasını önemsiyoruz” diyenlere, yukarıdaki fotoğrafın seçim sonrasının habercisi olduğu söylenebilir. Güncel sınıfsal dengeler, aranan “uzlaştırıcı”, “birleştirici” cumhurbaşkanını seçtirmeyi pek mümkün kılmıyor. Ufukta görünen, öfkeden “terleyen”,  “tutmayın beni” diye bağıran bir cumhurbaşkanı ve onu tutan, terini silerek, “itidal” ve “huzur” telkin eden “uzlaştırıcı” bir başbakan. Bu ikiliye hatırlatılması gereken, terli ve öfkeli bir halkı “tutmanın” birbirini tutmaya hiç benzemediği gerçeği.