Ülkemiz için geleceğin şekilleneceği 2019 seçimleri yaklaşırken, iktidar partisi yönetimi tarafından kendi belediye başkanlarından bazılarının istifasının istenmesi sıra dışı ve klasik siyasetle anlamlandırılamayan bir özellik içeriyor.

Bu başkanların başarısızlıkları nedeniyle istifalarının istenmesi mümkün değil. Peki o zaman daha seçimlere bir buçuk yıl varken neden bu istifalar isteniyor? Çok belli ki Ak Parti içerisinde bir çekişme ve tasfiye söz konusu.

Bir yerel hareket olarak, Erdek körfezine devasa petrokimya ve ağır metal sanayi yapılması için var olan girişimlere karşı yürüttüğümüz mücadelede karşılaştıklarımız, bu çekişmenin siyasi taraflarını ve aktörlerini kavrayabilmek adına bir deneyim oluşturdu.

2016 Nisan ayında görüştüğümüz üst düzey bir bürokrat, o gün kendisinin mahkemelik olduğu, bugün ise istifası istenen Belediye Başkanlarından Edip Uğur’un aslında sağ siyasetten geldiğini, oysaki Cumhurbaşkanının Milli Görüş kökenli olduğunu ifade etmişti.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından Külliye çevresine topladığı kadroların ve bu arada dışarıda kalanların da niteliğini açıkça ortaya koyan bu çarpıcı tespit, daha sonraları Ahmet Davutoğlu’nun istifası ve ardından 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ülke tarihinin en şiddetli siyasi çatışmalarından birinin de taraflarını ortaya koyuyordu.

Aslında son birkaç yıl içinde Ortadoğu üstündeki dış politikada da kendisini hissettiren bu durum, Ak Partinin iktidarı pekiştikçe ABD ve AB politikalarından ayrıştığı, özellikle petrol – doğal gaz taşımacılığı ve nükleer konularında ekonomik olarak Rus – İran hattına yaklaştığı bir tabloyu ortaya koyuyordu.

Özellikle Numan Kurtuluş’un partiye dahil oluşundan sonra belirginleşen bu politik tablo, dış ilişkili sağ siyasetin Fethullah Gülen üzerinden darbe girişiminde bulunması sonrasında keskinleşmeye başladı.

Dış politikada yaşanan gelişmelere ilişkin MHP’nin de tavır değişikliğine girmesi sonrası, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar partinin başına dönmesiyle, bugün artık belirgin biçimde dış ilişkili sağ siyasetten gelenlerin parti kadrolarından uzaklaştırılacağı, milli görüş geleneğinin iktidarı tek başına yürütmek istediği yeni bir dönemi işaret ediyor.

Cumhurbaşkanının kendi geleceğini de belirleyecek seçimler öncesinde bu tasfiyeleri şimdi yapmasının nedeni ise, seçimlere girerken tamamen kendi kontrolündeki kadrolarla hareket etmek istemesinin yanı sıra, dış ilişkili sağ siyasetin Meral Akşener tarafından yeni kurulacak partiye ya da CHP’ye doğru yönlenmesini sağlamak olabilir. Böylelikle, karşısındakiler üzerinden kendisini ifade etmeye dayanan iyi bildiği ve uyguladığı politikaları seçmene kabul ettirebilir.

Burada temel soru da budur; 1950’lerin başında Rus tehdidi gerekçesiyle verilen yardımlarla ülkemize hakim olan ve şu ya da bu şekilde bugüne kadar iktidarı elinde tutan dış ilişkili sağ siyaset, bundan sonra kendisini nerede tanımlayacak ve hangi politikalarla var olacak?

65 yıldır kontrolde tutulan ve daima muhalefet görevi verilen CHP, ön seçim uygulaması nedeniyle teknik olarak da dış ilişkili sağ siyaset için uygun bir seçenek değil. Meral Akşener’in ne olduğunu ise yakın bir zamanda göreceğiz.

Bizler için soru ise şu; Dış ilişkili siyasetler karşısında Milli Görüşün tek başına iktidarına ne diyoruz? Nerede siyaset, kimlerle koalisyon yapılmalı?