Kadın Meclisleri ülkenin dört bir yanında kuruluyor. Her kesimden, her ideolojiden, her yaştan kadın var içinde. Ve her kadın eşit bir şekilde meclisin öznesi konumunda. “Ne var ki bunda, normali bu değil mi” diyeceksiniz. Evet, kesinlikle olması gereken bu. Ancak her soruna karşı her kesimden kadın ile mücadele edecek bu tür bir adres ülkede ilk. 

Baskının ve şiddetin yönü belliyse direnişin yönü de bellidir. İktidarın tüm kadınları etkileyecek olan bu sert adımlarına karşı kadınların da bütünsel bir mücadele yürütmesi gerekiyordu. Bunu başardık. Ancak bu bütünsellik içinde genç kadınların ayrı bir yeri olduğunun altını çizmek gerekiyor. Açıkça görünüyor ki genç kadınlar Kadın Meclisleri’nde emek vermekten, tüm kadınlar adına bir söz söylemekten, kitlelerle mücadele etmekten yana. Bu rastgele bir tercih değildir. Ülkedeki OHAL rejimi üniversitelerde kendini sert biçimde belli ediyor. Siyasi iktidar gençleri üniversite içine hapsedip taleplerini dile getirmenin önünü keserken genç kadınlar mücadele etmenin yöntemlerini bulmuş durumda. Kendi şehirlerindeki Kadın Meclisleri’nde birer özne olmanın yanı sıra üniversitelerinde kurdukları Kadın Meclisleri’yle de mücadeleyi üniversitelerinde örgütlüyorlar. Bu mücadele motivasyonunun nedenleri var. Çünkü esas meselenin bilincindeler. İktidar ağır bir paket önümüze koyuyor. İçinde laikliği yok sayan müftülük yasasından kadın cinayetlerini körükleyecek boşanma düzenlemelerine kadar bir dizi hamle var. Bu ağır paketi x veya y kadın örgütlerinde, gençlik örgütlerinde kendi arkadaşlarımızla yaptığımız küçük toplantılarla, atölyelerle, eylemlerle kaldıramayız. Zaten kaldıramadık da. Kadınların bir sandala değil, bir yük gemisine ihtiyacı var. Bu yük gemisi de kadınlara karşı atılan tüm adımların, tüm kadınların özne olduğu şekilde tartışılabildiği Kadın Meclisleridir. Genç kadınlar da işte bu ayrımın bilincindedir. 

Tüm bunlar gösteriyor ki, genç kadınlara tüm ülkede olan bitene gözlerini kapatıp sadece üniversite özelindeki meselelere kafa yormak yetmiyor. Yetmemeli de. Dar alanda kısa paslaşmalarla vakit kaybedemeyiz. Genç kadınlar olarak üniversitelerdeki dar alanlardan herkesin top koşturabileceği kocaman sahalar yaratmanın derdindeyiz. 

Ancak bu sadece bir dert ve ukde olarak içimizde kalmıyor. Mücadelemizin bir karşılığı var. Hiçbir şey havaya suya karışmıyor. Üniversitelerde Kadın Meclisleri’nin kurucu özneleri olarak gittikçe çoğalıyoruz. Gündemimizde kadınların ortak ve gerçek sorunları var. Gücümüzü de buradan alıyoruz. Erol Büyükburç zamanında bir yarışma programında demişti, şimdi biz genç kadınlar da diyoruz: Saksı değiliz. Kadın Meclisleri’yle üniversitelerde kadın mücadelesinin birer öznesiyiz.

Biz zaten hayat içinde özne olma mücadelesi verenleriz. Kaldı ki OHAL koşullarında, üniversitede bunun mücadelesi çok daha zor. Önemli ve değerli olan da bu. Bu açıdan yürüttüğümüz saf bir kadın mücadelesi değil, aynı zamanda üniversitelerde sürüp giden baskı ortamına karşı çıkıştır. O nedenle genç kadınları sakın ama sakın göz ardı etmeyin.

Üniversite Kadın Meclisleri olarak önümüzde önemli günler var. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü yaklaşıyor. Tam da kadına yönelik şiddetin artışa geçtiği bu dönemde öfkeliyiz, söyleyecek çok sözümüz var ama en önemlisi doğru mücadele yönteminin bilincindeyiz. Biliyoruz görevimiz büyük. O nedenle büyük de düşünmeliyiz. 25 Kasım’ı Türkiye’de her üniversitede örgütleyebilir ve Meclisimizi kurabiliriz.