Hakim sınıflar, halkın arzusunun ele avuca sığmaz devingenliğinden, toplumun “ahengini” bozan sınıf çatışmalarından, tek bir kimliğin tekeline alamadığı halkların kimliksel çeşitliliğinden hep korktular. Antik Yunan’dan günümüze iktidarların temel fantezisi, köle-efendi, serf-toprak sahibi, işçi-patron eşitsizliğine rağmen sağlıklı bir organizma gibi kusursuz bir ahenk içinde işleyen bir toplum inşa edebilmekti. Öykünülen bu organizma da genellikle insan vücudu (korpus) oldu. Toplumu vücut metaforuyla açıklamaya çalışan bir ideolojinin,  vücutta gördüğü ve toplumda da olmasını istediği temel özellik, vücudun parçalarının arasındaki değişmez ve olmazsa olmaz işbölümü (“bir elin beş parmağı bir olmaz”) ve hiyerarşidir (“ayakları yürüten baştır”). Cumhuriyeti bu ideolojik temeller üzerine kuran Atatürk’ün deyişiyle toplum, birbirlerinin “lazımı ve melzumu”  olan yani birbirlerini bütünleyen parçalardan oluşan bir vücut gibi olmalıdır. Vücudun her parçası, yapmak üzere uzmanlaştığı işi yapar ve bu sayede beden/toplum “kusursuz bir ahenk” içinde çalışır. 

Korporatizm, söz konusu parçaların her birinin işlevini ve vücut için önemini yadsımaz, ancak bazı parçaların daha önemli (hayati) olduğu bir hiyerarşik bedensel örgütlenmeyi tartışmasız benimser.  Bedensel veya toplumsal ahenk için en büyük tehdit ise “ayakların baş olması”dır. Doğal olarak korporatizmin en büyük düşmanı/ karşıtı, toplumu vücut metaforuyla anlamayı reddeden, “ayak ve baş” metaforlarıyla tanımlanan “kafa-kol” emeği ayrımının ortadan kalktığı “bedensiz”, eşitlikçi, özgür bir toplum hayal eden komünist ideolojidir. Bu ideolojik zıtlık nedeniyle modern “toplumsal bünye” için en zararlı görülen unsurlar hep komünistler olmuştur.      

Eski Yunan’dan günümüzün kapitalist devletlerine kadar kendini yeniden üretebilen korporatist ideoloji, farklı toplumsal formasyonlara eklemlenebilme esnekliğine sahiptir. Hıristiyanlık gibi İslamiyetin de ideal toplum tanımı korporatif temeller üzerine kuruludur. Bu anlamda AKP, yeni rejimin korporatist ideolojisini üretirken, Kemalist korporatizmin  pozitivizminin yerine İslamiyet’i  zorlanmadan geçirebilmiştir. Müslümanlar için Allah kelamı olan ayetler ve peygamberin hadisleri, bu işlemde AKP’nin her daim yardımcısıdır. “Rabbinin rahmetini onlar (insanlar) mı taksim ediyorlar? Biz onların dünya geçimliklerini aralarında taksim ettik. Onların bir kısmının derecelerini, diğerlerinin üzerine yükselttik (üstün kıldık). Onların bir kısmı, diğerlerini emrinde çalıştırsın diye” (Zuhruf, 32).  Kutlu doğum haftası nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Anadolu’nun her köşesine dağıtıp astırdığı afişlerdeki Hadis-i Şerif ise şöyleydi: “Müminler birbirlerine muhabbet, merhamet ve şefkat gösterme hususunda tek bir vücut gibidirler. …”. Müminlerden beklenen, aralarındaki ilişkilerin fıtratında “derece farkı” veya astlık-üstlük olsa da “tek bir vücut gibi” ahenk içinde olmalarıdır.

AKP’nin İslami korporatizminin, Kemalist korporatizmden doğal olarak önemli farkları var. AKP’ye olan toplumsal desteğin her şeye rağmen sürmesinin de, Gezi’de olduğu gibi toplumsal itirazın yükselişinin de yeni ideolojinin bu farklılıklarıyla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. AKP’nin, Kemalist pozitivizmden arınmış İslami korporatizminde, Sünni Müslümanlar artık yeni ayrıcalıklı kimlik grubu. Başta Kürtler olmak üzere farklı etnik ve inanç grupları yeni resmi ideolojinin “millet”, “Yaradandan ötürü yaradılanı sevmek” gibi “açılımları” çerçevesinde kendilerini daha rahat hissediyorlar. Sünniliğin kadim ötekisi Alevilerin huzursuzluğu ise, yeni resmi ideolojinin Sünni niteliği vurgulandıkça artmakta. Kemalist pozitivizmi, modern seküler yaşam biçimlerinin garantisi olarak gören kentli küçük burjuvazi ve demokratik muhalefet, AKP’nin, yiyip içmekten, oturup kalkmaya, evlilik öncesi cinsel ilişkiden çocuk sayısına kadar somut bedenlere müdahale eden İslami beden politikalarına Gezi’de olduğu gibi öfkeyle tepki veriyor. Kemalist korporatizmin topluma model olarak önerdiği beden, genellikle yalnızca metaforik bir anlama sahipti. Yeni resmi korporatist ideolojimiz için ise “beden”, aynı zamanda somut anlamıyla da “ahenk” içinde çalıştırılması gereken “Allah’ın kuluna emaneti” olan kanlı canlı bedenlerimiz. 

Yeni resmi ideolojinin, “bedenci” politikalarının başlıca iki ötekisi var. Baş ötekiler, “bir kısmın emrinde çalıştırılsın diye” dereceleri düşük yaratılan ve bu nedenle fıtratlarında maden ocaklarında, inşaatlarda, tersanelerde ölmek olanlar. Onlar toplumsal beden hapishanesinde isyan edip “ahengi” bozan mutlak ötekiler. İkinci ötekiler ise “emanet bedenlerine” alkolle, kürtajla, dövmeyle, çıplaklıkla, “sapkınlıkla”… ihanet edenler. Yeni resmi ideolojinin bu yeni ve evrensel ötekileri, bedensiz, eşit, özgür bir toplum için beden hapishanelerini birlikte yıkacaklar.