Kudüs’ün İsrail’in başkenti sayılmasının Trump’ın seçim vaadi olduğunu biliyoruz. Kendisine birçok açıdan avantaj sağlayacak olan Musevi Cemaatleri ile ilişkisini pekiştirecek bir karar olduğunu da görebiliriz ancak kararın nedeni bununla sınırlı değil.

ABD’de devam eden iki dava var. Biri Reza Zarrab davası, bir diğeri Trump-Flynn davası. Zarrab davasının bu konu üzerindeki etkilerine daha sonra geleceğiz.

Kudüs kararını Amerikan iç politikası açısından ele aldığımızda Flynn davası öne çıkıyor. Çünkü Flynn, FBI’a yalan söylediğini ve Trump’ın seçim kampanyası esnasında Rusya ile görüştüğünü açıkça itiraf etti. Bu durumun Trump açısından hemen kurtulmaya çalışacağı bir skandal olduğu çok açık.

Bir diğer yandan Trump’ın Ortadoğu hesaplarının da yaşanan son gelişmeler ışığında umduğu gibi gitmediğini söylemek mümkün. Rusya’nın son YPG görüşmesinin ardından bölgedeki yapıcı konumunu pekiştirmesi, Trump’ı Ortadoğu’daki eski kartını yeniden masaya koymaya itti. Çünkü kural basit, Ortadoğu’da kaybeden, iç siyasette de kaybeder.

Yani Trump, iç politikada konumunu sağlamlaştırmak için gözünü kırpmadan Filistin’i ateşe attı. Klasik bir emperyalist gibi davrandı. Bunu neden söylüyorum? Emperyalizm işte hep böyle yapar da ondan. Trump’ın farkı, kendisini gizlememesidir.

Emperyalizmin maskesi düşmüş halidir Trump. O imzalanmış belgeyi gösterirken, binlerce insanı ateşe atmış olduğu gerçeğini bilen ve bunu zaten “olması gereken” olarak gören,  kaşlarını kaldırmış ifadesi emperyalizmin ta kendisidir. Önce bunu çok iyi bilelim.

Kudüs kararına bir de ABD-Türkiye ilişkileri açısından bakmak gerek.

Trump seçildiğinde saray iktidarı pek sevinmişti. Erdoğan, kendisi gibi bir irrasyoneli ABD Başkanı olarak görmenin mutluluğu içerisinde yaptı Trump hakkındaki ilk konuşmasını. Trump’ı kendisine benzetti, gülümsemesini gizleyemedi. “Trump geldi, artık Amerikan nizamı ile uğraşmak zorunda değilim” diye düşündü. Ancak işler umduğu gibi gitmedi.

Çünkü siyasette rasyonalite, Erdoğan açısından bile ihtiyaçtır. Müslümanlara yasak getiren, apaçık düşmanlık eden bir mantığın ne Türkiye’nin ne de Dünya’nın işine yaramayacağı çok açıktı. Buradan bir avantaj beklemek olsa olsa dış politikadan anlamayanların yapacağı bir işti. Bizim hükümet bu yanlışı derhal yaptı.

Gelinen aşamada “Kudüs kırmızı çizgimizdir” deniyor ama artık AKP’nin ne Kudüs için ne de Filistin halkı için yapabileceği hiçbir şey yok. Aslına bakarsak Filistin’i ateşe atan ABD’den bir farkı bile yok.

Bu yüzden şimdiye kadar getirilen müslümanlara seyahat yasağına sessiz kalındı. Bugün konu Kudüs’a kadar uzanınca ses çıkmaya başladı ancak söylemden öteye gidemeyeceği açık.

Bunun bir kanıtı şu; Kudüs’ün İsrail’in Başkenti olarak tanıtan kararı alan ABD olmasına rağmen İsrail’e yaptırım uygulanması konuşuluyor. Bu mantık dışı tutum bizlere “tepki” olarak anlatılmaya çalışıyor. İsrail bugün mü Kudüs’ü başkent ilan etti? İsrail yıllardır Kudüs’ü başkent saydığını söylüyor. Burada yeni ve felaket olan karar bizzat ABD’ye ait. Ancak bizde oklar nedense ABD’ye dönemiyor.

İşte burada da Reza Zarrab davasına geliyoruz. Erdoğan istese de istemese de ABD’ye kafa tutamaz. Çünkü orada eli kolu bağlı, kendisini yargılamasınlar diye her şeyi yapmaya hazır.

ABD’yi hedefe koyamasa da bu durum AKP açısından bulunmaz fırsat. Peki AKP bu konuda ne yapacak?

Erdoğan Kudüs kararını iç politika malzemesi olarak kullanmaya çalışacak. İçerde yolsuzlukları ortaya saçılmışken, Filistin’i ateşe atan bu gelişmeyi bir can simidi olarak görecek. Müslüman teşkilatını toplayarak “İslam lideri” pozisyonuna oynayacak. Güya Filistin halkı içinmiş gibi davranmaya çalışacak. Cılız bir “one minute” atağı yapmaya kalkışacak.

Ancak nafile. Bu halk Mavi Marmara Davası’nı unutmadı. Başta İsrail’e şov yapıp sonra kendi insanlarını açıkça sattılar. İsrail ile kol kola girdiler. Filistin halkı için kıllarını dahi kıpırdatmadılar. Bugün de Filistin halkını değil kendi çıkarlarını savunacaklar.

Çünkü bunlar Trump ile aynı soydan gelmedir. Flynn davasından kaçıp Filistin’i ateşe atanlarla, Zarrab davasından kaçıp Afrin’i ateşe atmaya çalışanlar aynıdır. Onlardan halklara bir fayda gelmez.

Mezhep ayrımlarıyla bölünmüş bir Ortadoğu’da Trump gibiler işte bugün olduğu gibi çok rahat at koşturabilir. Ancak halklar arasında bir birlik sağlanırsa emperyalistlerin planları suya düşecektir.

Burada çare hem Filistin için hem Afrin için “kaderini orada yaşayan halk belirler” diyebilmektir. Başta Ortadoğu’da olmak üzere tüm Dünyada halklara rahat bir nefes aldıracak tutum budur.