Sosyalistler, Demirtaş’ı, , ilk veya ikinci turda cumhurbaşkanı seçileceği için, “kötünün iyisi” olduğu için, “bağlamadan başka bir şey çalmadığı” için, Kürt olduğu için, komünist olduğu için, taktik açıdan doğru olduğu için, HDP’yi “Türkiyelileştirdiği” için, … desteklemiyorlar. Sosyalistlerin, Kürt ulusal hareketinin sevilen liderlerinden Demirtaş’ı desteklemesinin en önemli nedeni, “Eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi, toplumsal adalet” gibi evrensel değerleri benimsediğini ilan etmesi ve “Türkiyeli” değil ama “evrensel” bir söylemi benimsemesidir.

Demirtaş, söylem ve politik tutumunu “Türkiyelileştirdikçe” değil ama “evrenselleştirdikçe” daha geniş halk kesimlerinin desteğini alabilecektir. Bu desteğin gücü, yani Demirtaş’ın, Kürt kimliğiyle özdeşleşmiş BDP’nin kemikleşmiş oy oranını önemli ölçüde aşan bir oy alması, farklı kimliklerin barış, eşitlik, özgürlük, adalet gibi evrensel değerler çerçevesinde bir arada yaşama arzusunun önemli bir işareti olacaktır. Erdoğan’ın başkanlığıyla kuruluşu tamamlanacak olağanüstü rejimin “tek millet”çiliği , IŞİD ümmetçiliği karşısında, evrensel değerleri savunan bu güç birliği, halk için  umut verici olacak, AKP’ye “daha uzun ve yeni Gezi’lere hazır ol!” diyecektir.  

“Barışçı, ekolojist, kadın, LGBTİ, emekçi, eşitlikçi, genç, rengarenk, özgürlükçü, halkçı, demokratik” bir parti olduğunu ilan eden HDP, farklı kimliklere yönelik bir hegemonya siyaseti yürütme çabasında. Ancak, Kürt kimliğiyle özdeşleşmiş ve bunu doğrular şekilde son yerel seçimlerde yalnızca Kürt illerinde seçime giren BDP, başarılı olurken, HDP, Türkiye’nin batısında önemli bir varlık gösteremedi. Bu başarısızlıkta, hegemonize etmek istediği farklı kesimlerin farklı taleplerine yanıt vermeyi vaat eden, kitleleri peşinden sürükleyebilecek, “yeterince boş” yani farklı kimliklerin kendilerini içinde görebilecekleri bir siyasi formülasyonu inşa edememesi önemli rol oynadı. HDP “rengarenk” olduğunu iddia etse de halk onu hala ağırlıklı olarak tek renk yani Kürt kimliğiyle özdeş görüyor, bir başka deyişle içinde kendisine de bir yer bulabilmek için “fazla dolu” buluyor. Kürt siyasi hareketinin, yerel seçimlere Kürt illerinde BDP, batıda HDP ile girmesi gibi bir “semptomu” ortaya çıkaran da Kürt kimliğiyle ilişkili söz konusu “fazla doluluk”. Doğuştan kazanılan bir kimlik olarak etnik kimlik, her kimliğin kurucu özelliği olan “fark”ın dolayısıyla ötekini dışlamanın en belirgin olduğu kimliktir. Örneğin, dininizi değiştirebilir veya dinden çıkabilirsiniz ancak etnik kimliğiniz için bu çok daha zordur. HDP ile yapılmaya çalışılan, Kürt kimliği dışındaki farklı kimliklerin, bir politik gösteren olarak “BDP” ile özdeşim kurmasını zorlaştıran bu “etnik doluluğun” aşılması çabasıdır.

BDP, kimlik siyasetini evrensel değerlerin önüne çıkarması nedeniyle Gezi Direnişi sırasında tutuk bir politik tavır sergiledi. Gezi’nin değerlerini benimsediğini, evrensel değerler çerçevesinde farklı kimliklerle ortaklaşmayı arzuladığını ilan eden HDP’ye, ne yazık ki bu açıdan iyi bir miras bırakamadı. Ayrıca, HDP’nin fikir babası “Başkan Apo”nun, HDP ve HDP’nin inşa etmeye çalışacağı politik gösterenleri “dolduran” güçlü imgesinin yarattığı sorunlarla HDP daha uzun süre uğraşacak gibi görünüyor.

Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığıyla Kürt siyasal hareketi ilk kez, politik gösterenlerinin “fazla dolu” olması sorununu biraz olsun hafifletebildi. Demirtaş, tavır ve üslubuyla, kişilik özellikleriyle, farklı kimliklerin kendilerine bir yer bulabildikleri, “fazla dolu” olmayan bir aday profili çiziyor. Bu başarısındaki en önemli etkenlerden biri seçimin niteliği gereği seçmenin dikkatinin tek kişiye odaklanması, diğeri ve en önemlisi ise,  Demirtaş’ın evrensel değerleri, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Hıristiyan, kadın vb. tikel kimliklerle buluşturma niyetini samimi olarak ortaya koyabilmesidir.

 

Esnemez, saf, karşıt, etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel vb. kimlikler; evrensel değerlerle melezleşip, melez kimliklere dönüştüğünde, “ölümcül kimlik” savaşlarından kurtulup, hayata dair yeni ve daha yaratıcı soruları daha yüksek sesle sormaya başlayabileceğiz. Bu nedenle Demirtaş’ın başarısı, tüm kimliklere şu soruyu yeterince tutarlı ve güçlü sorup soramadığıyla ölçülmeli: “Evrensel değerlerle melezlenmeye var mısınız?”