20 Temmuz 2016’dan beri OHAL devam ediyor. Yani tam 1,5 sene oldu. Toplam 29 KHK yayımlandı. Son 2 KHK’nın sayıları 695 ve 696... En çok konuşulan iki madde var. Biri 'terör olaylarını önleyen sivillere yargı muafiyeti", yani “cezasızlık”; diğeri de darbe veya terörden yargılananlara getirilen kıyafet zorunluluğu. Bu maddeler gündeme tam anlamıyla ‘bomba’ gibi düştü. Öyle bir bomba ki her an herkesin önünde patlayabilir. Neden mi?  İşte sebepleri...

Yeni KHK’ların OHAL ile ilgisi

15 Temmuz’da darbe girişimi oldu, bu girişimi yapanları durdurmak için de OHAL ilan edildi. KHK’lar da çıkarılıyor. Ancak son iki KHK’nın OHAL ile artık uzaktan yakından alakası yok. Ne tek tip kıyafet, ne taşeron düzenlemesi, ne yargıya yeni isimlerin alınması, ne de cezasızlık... Bu maddelerin somut olarak ‘darbe girişimini önleyici’ hiç bir faktörü yok.

Yeni KHK’larla ilgili Erdoğan’ın açıklaması

Erdoğan için KHK’nın en önemli maddesi Tek tip kıyafet düzenlemesi. Şöyle diyor: “Bu aslında mağdurların ve mazlumların da bir talebidir. Diyorlar ki, ‘Bunlar benim evlatlarımı öldürdü, şehit etti, bu kadar rahat nasıl olur da buraya geliyor, bunlar darbeci, terörist, nasıl geliyorlar.” Şunu netleştirelim: Hukuki kurallar, toplumun çok büyük ve güçlü itirazlarına göre şekillenemez. Hukukçular, sadece toplumun talepleri doğrultusunda yasaları değiştiremez. Toplumun tepkisini belirleyecek, etkileyecek, yumuşatacak olanlar da siyasetçiler ve kanaat önderleridir. Bu hukuki çerçeveyi doğru bir şekilde aktarmasıyla toplumun tepkisi değişir ve olgunlaşır. Erdoğan’ın bu gerekçesi şunu gösteriyor: “Toplum idam istiyor, ben idamı da getirebilirim.” Bu KHK’lardan sonra gelmemesi için bir sebep yok.

Yeni KHK’ların Anayasa ile ilişkisi

“Cezasızlık” maddesinin anlamı şu: Genel af... Mağdur olduğunu düşünen, hedef gösterildiğini düşünen ve adil yargılama talep edenlerin bu en doğal hakkı elinden alınacak. Bu kapsamda yargılanan veya ceza alanlar da serbest bırakılacak, davaları düşecek. Yani genel af olacak. Anayasaya göre genel af ancak TBMM’nin 3/5 çoğunluğu ile kabul edilebilir. Yine Anayasa’ya göre değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddesi olan 2. Maddeye göre bu durum “hukuk devleti” ilkesine aykırıdır.

Yeni KHK’ların TBMM ile ilgili gösterdikleri

Geçtiğimiz iki hafta TBMM’de bütçe görüşmeleri vardı. Bugün KHK ile geçirilen bu taşeron düzenlemesi, Meclis tatile girmeden önce gündeme geldi. AKP, tatil önerisini sundu. CHP de, HDP de, MHP de taşeron düzenlemesinin mecliste konuşulması gerektiğini, tatilin anlamsız olduğunu savundular. Meclis tatile girdi. Bugün de KHK yayımlandı. Bunu üç muhalefet partisi de biliyordu. AKP de tıpkı tahmin edildiği gibi bu KHK’yı yayımladı. Bu meclisin işlevsizleştirildiğinin net bir kanıtı. Bunu bütün o tartışmaları yürüten, bütçe tasarısındaki ufacık bir maddeyi değiştirmek için sesi kısılan tüm vekiller bu KHK’lardan sonra bunu iliklerine kadar hissettiler. Maalesef o tartışmaların çoğu, topluma yansımadı bile. Bu KHK’lar meclis hiçe sayılarak iktidar tarafından yansıtıldı ve bir ‘müjde’ olarak verildi topluma.

Yeni KHK’lara CHP’nin tepkisi

CHP’den tepki yok denilebilir. Enis Berberoğlu hakkında tutuklama kararı verildiği zaman CHP’nin tepkisini hatırlayın. Anında açıklama, anında MYK toplantısı ve akşamında ‘Adalet Yürüyüşü’nün ilanı. Bugün ne oldu? Her yerde “cezasızlık” maddesi konuşulurken, CHP Parti Sözcüsü Bülent Tezcan açıklamasında bu konuya değinmedi bile. Neyse ki CHP milletvekillerinin önemli bir bölümü bu büyük soruna sosyal medya üzerinden tepkisini gösterdi. Ama Kemal Kılıçdaroğlu henüz konuya dair açıklama yapmadı. Şu sorulara nasıl cevap verilecek merak ediyorum. Adalet yürüyüşü bu mücadelenin başlangıcı derken ne kastediliyordu? Sizce bu KHK’larla birlikte TBMM’nin önemi nerede? Erdoğan CHP hakkında terör çizgisinde ilerlediğini söylerken, faşizme kaydığını söylerken bu KHK’nın size yapılacak bir saldırının önünü açtığının farkında mısınız? CHP bu soruların tamamına net bir cevap vermekle yükümlü değil. Ama sorun, CHP’nin bu soruları ’18 ada’ tartışması kadar bile gündemine almıyor oluşunda.

Sonuç

Bu KHK’lar Metin Feyzioğlu’nun da ifadesiyle ‘Hayır’ cephesini ‘dehşete’ düşürdü. Yine de her önümüze gelen gündemde dehşete düşmek yerine genel çerçeveye bakalım. Yukarıda saydığımız gerçekler, aslında 15 Temmuz’dan bu yana AKP’nin ve Genel Başkanı Erdoğan’ın ilk defa yaptığı hukuk ihlalleri değil. Şu an iktidarın elinde çok güçlü bir KHK kozu var. OHAL ile ilgili olsun veya olmasın istediği değişikliği yapmayı düşünüyor, yapabiliyor. AKP bazı noktalarda sıkışsa da bu kozu elinde olduğu için ortaya atıveriyor. Ama bu ortaya atıverilen KHK’larda bazı ‘fırsatlar’ var. “Çözümsüzlük” maddesinin şöyle bir handikapı var. AKP’ye yakın isimler (Fatih Tezcan gibi bekçiler hariç) henüz bu maddeyi savunabilecekleri pozisyonda değiller. Hukuki bir kılıfa uydurmak çok zor, hatta neredeyse imkansız. “Adil yargılama” gibi bir güvenceyi, tehlike haline getirmiş durumdalar. Bu ‘cinsel istismar önergesi’ kadar açık bir durum. Erdoğan bile bu maddeyi o kadar gündem etmediyse, bizler bu maddenin üzerine titremeliyiz. Alanlarımız daraltıldı. Ama bu kadar büyük koza da, büyük bir koz ile yanıt verilmeli. Artık hiçe sayılan TBMM’den değil, başka bir noktadan tek ses elde edilmeli.