ABD Türkiye’ye yönelik vize yaptırımından vazgeçti.

Neden? Erdoğan “güvence” verdi de ondan.

 

Her ne kadar daha sonra Türkiyeli yetkililer “güvence falan yok” tarzı açıklamalar yapsa da gerçek belli ki öyle değil.

 

Erdoğan ABD’ye açıkça şunu dedi: “ABD büyükelçilikleri ve konsolosluklarında çalışan resmi görevlileri gözaltına almayacağım veya tutuklamayacağım.”
AKP iktidarı açısından önemli bir geri adım. Gülen 1, Erdoğan 0.

 

ABD ile ilişkilerde atılan tek geri adım değil bu üstelik. Bu hafta Erdoğan Tunus ziyaretinde kritik bir konuşma yaptı. “Esad bir teröristtir” dedi. Rusya’yı açıkça karşısına almış oldu. ABD’ye bir selam da böyle verdi.

 

Yani neymiş? “Eyy Trump” demekle olmuyormuş. Sıkışınca tavizler bir bir veriliyormuş.

 

Peki Erdoğan ABD ile ilişkilerde nereye sıkışıyor? Neden taviz vermek zorunda kalıyor? Reza Zarrab davası sebeplerden biri. Bir diğeri ise ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Korgeneral McMaster’ın yaptığı açıklamada Türkiye’yi Katar’la birlikte radikal İslami terör örgütlerine yardım yapan bir ülke olarak göstermiş olması. Daha sonra Ulusal Güvenlik Sratejisi’nde yazılı olarak geçmemiş olsa da bu açıklama bir kere yapıldı, gereken mesaj verildi.

 

ABD’nin Türkiye’de Erdoğan iktidarına mesajı net: Seni Katar yerine koyarım.

 

Son olarak Katar’ın başına gelenleri hatırlarsak oldukça sert bir mesaj olduğunu görebiliriz.

 

Bu esnada ABD’den herhangi bir geri adım geldi mi? Örneğin Erdoğan’ın en çok kızdığı konu olan SDG’ye silah yardımı konusunda bir değişiklik oldu mu? Hayır, tam aksine ABD Savunma Bakanı Mattis Rojova’ya daha fazla diplomat göndereceklerini açıkladı. Suriye’yi SDG ile karşı karşıya gelmemesi konusunda uyardı.

 

ABD pozisyonundan herhangi bir şey kaybetmiyor ancak Erdoğan ödün üstüne ödün vermek zorunda kalıyor.

 

Erdoğan BMGK’nın Kudüs kararı ile birlikte “ABD’yi dize getirdim” izlenimi vermeye çalışıyor. Her yerde Dünya 5’ten büyüktür posterleri asılı vaziyette.

 

Ancak posterler gerçekleri örtemez. Erdoğan ABD’ye kafa falan tutamaz. Anca ödün verir.

 

Emperyalist düzene ve onunla iş birliği halinde ülkeyi yönetenlere en büyük cevabı ise o ülkenin ezilenleri verecektir.
İran’da bunun önemli bir örneğini görüyoruz işte. Ekonomik gidişata, ülkedeki din insanlarının kendilerini “Allah” yerine koymasına yani bizzat İran rejimine itiraz edenler günlerdir meydanları dolduruyor.

 

Hem de İran şartlarında bir baskı düzeyi varken. Rejime karşı çıkmanın cezasının idam olduğu bu ülkede insanlar rejime karşı çıkıyor. İnsanlar bir araya gelmenin bir yolunu buluyor, kadınlar eylemlere başörtülerini çıkararak katılıyor.

 

ABD elbette burada da devrede. Rusya ve İran’la rekabeti gereği hemen “protestolara destek” mesajı veriyor.

 

Şimdi İran yönetimi eylemlerin gidişatını izleyecek, daha fazla yaygınlaşması durumunda “arkasında ABD var” diyecek, kendi halkının taleplerini görmezden gelecek, bastırmaya çalışacak. ABD’ye karşıymış gibi yapacak. Güya o da ABD’ye kafa tutacak. Bir yerden tanıdık geliyor değil mi?

 

İnsanlık artık devletlerin halkını “umursuyor gibi” yapmasından bıktı usandı. İran halkı bir ayaklanmanın içerisinde. ABD’nin buradaki tutumu onların bu cesaretli tavrını gölgelemeye yetmez. Ekonomide adalet için, yolsuzluğa karşı, özgürlük için ayaklananların olduğu bir İran’a ABD istese de giremez. Aynı durum Türkiye için de geçerli.

 

Bu yüzden bizim yerimiz ABD’nin karşısında.
İran yönetiminin karşısında.
Türkiye’de saray rejiminin karşısında.

 

Biz, İran’da idamı göze alanların yanındayız.
Türkiye’de ezilen halkların ve emekçilerin yanındayız.

 

Çünkü ABD’ye kafa tutacak olanlar, ancak ve ancak onlar olacaktır.