Medyaya baskı var. Onlarca muhalif medya kanalı kapatıldı, gazeteciler içeride, sansürden çok oto sansür gündemde. Toplumun geniş kesimine ulaşabilen kanallar ya ‘merkez medya’ (Kanal D, CNN Türk, NTV vs.) ya da iktidarın kurduğu veya kurdurduğu ‘yandaş medya’ (A Haber, Beyaz TV, ATV vs.). Merkez medya adımlarını dikkatli atmak zorunda. Yanlış bir adımda anında hedef tahtası haline gelir. Bazı sessizliklerde de ‘penguen medyaya’ dönüşecektir. Bu yüzden kavramlarla oynayıp en iyi şekilde ayakta kalmaya çalışıyorlar. En çok oynanan kavramlar da ‘tarafsızlık’ ve ‘pozitif ayrımcılık’…

Yalnız burada ‘tarafsızlık’ kavramını şöyle ele almak lazım. ‘Haberleri olduğu gibi ve mimiksiz bir şekilde aktarıyorum’ mantığı çok eksik ve ‘geri’ bir mantık. Çiğ yorumlara ihtiyacımız yok tabii, ama demokratik kriterlere uygun bir şekilde bir konsept oluşturulması hiç değilse o çok bahsedilen ‘izleyene saygı’ açısından epey önemli. Ortadoğu’da yaşadığımız için gündem bizde sağanak yağışlı. İzleyene anlaşılan bir dilde ve bazı süslemelerle o haberi aktarmak bir ‘gazeteci’nin en önemli görevi olmalı. Buz pateninde teknik puan önemlidir ama artistik puan sıralamadaki yerinizi belirler. Her zaman akli olanı desteklemek ve ona yönelmek gerekir.

 

‘Ahmet Hakan ile Kanal D Haber’ artistik açıdan çok başarılı. Onlarca görsel, grafik, canlı bağlantı, kamera açısı var. Yani show business… Neredeyse her haberden önce de Ahmet Hakan’dan ufak bir yorum geliyor. Peki yorum olmalı mı? Bunu tartışmak anlamlı mı? Her yer yorum kaynıyor! ‘Tarafsız dil’ tartışması yaparken atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Toplum da yorum istiyor. Yorum dinleyecek; sonra da bunu evde, iş yerinde, kahvede anlatacak. Bizim yılların BBC’si gibi ‘tarafsız dil’ lüksümüz yok. Öyle veya böyle bir rekabet alanı var, fazla da şikayet su kaldırmıyor. Demokratik bir çerçevede yoruma ihtiyaç var. Ahmet Hakan da güya bunun temsilcisi. Güya toplumun sesi. Hükümeti gerektiği yerde ‘iğneleyen’ ve hükümetin de buna mutlaka onun istediği şekilde cevap verdiği demokrat, korkusuz, başkahraman, kalemi kırılmaz süpermen.

 

Malumunuz, Diyanet’in sitesinde yer alan sözlükte ‘buluğ’ kelimesi dolaylı olarak da olsa 9 yaşındaki çocukların evlenebileceği ve gebe kalabileceğini anlatıyordu. Ahmet Hakan da bu haberin ardından dedi ki, Diyanet Cuma Hutbeleri’nde bu konuyla ilgili açıklama yapsın. Cuma Hutbelerinde “çocuk istismarı dinimizce haramdır” denildi. Ahmet Hakan da aynen şu cümlelerle bu haberi verdi: “Bu hutbe çok önemli. Teşekkürler diyanet, BRAVO DİYANET!”… Bravo mu? Ne bravosu ya! Neye bravo? Bunu dedi diye mi bravo? Sorun çözüldü mü yani? Yok bir de “Çocuk istismarı helaldir” deseydi. Şu memlekette kim “Çocuk istismarı olabilir” diye açıklama yapabilir? Ayrıca Diyanet kim? Esas olan ilgili bakanlıklar değil midir? Prensipte her doğru olan söze ‘bravo’ mu diyeceğiz? Bu cümleye bravoysa, çocuk istismarını cezalandıran hakimleri göğe falan çıkaralım, omuzlarda taşıyalım o zaman. Ya da ‘bravo’nun anlamını değiştirmek lazım. Herkese bedavadan ‘bravo’ mu vereceğiz?

 

Diyanet hutbesinde bu konuya değinmiş. Değinmişse değinmiş! Neredeyse her gün cinsel istismarla ilgili bir haber geliyor. Bazen Diyanet’te, bazen okullarda, bazen de Ensar Vakfı’nda bu ortaya çıkıyor. Bunların hepsi için bütün bu yapı ve kurumlar açıklama yapsa, rahat bir nefes mi alacağız? Besbelli ki siyasal bir sorun bu! Seçimlerle gelen bir bakan ve ona bağlı milletvekilleri var. Bakanlığın da bütçesi var. Bu konuyu önüne alacak ve ‘sıfır tolerans’ siyasetiyle bir bütçe ayıracak. Gerekirse ayrı bir kurum oluşturacak. Ahmet Hakan çözüm istiyorsa, çözüm bu.

 

Peki Ahmet Hakan bunu diyebilir mi? Diyemez. Önce ‘eleştiri’, sonra küçük bir ‘uyarı’, en sonunda da ‘bravo’... Konuştuğu çemberin sınırları bu. ‘Eleştiri’, ‘uyarı’, ‘bravo’, ‘gazetecilik’, ‘tarafsızlık’, ‘pozitif ayrımcılık’… Bu kavramlarla oynayabilir ancak, derdi çözüm değil. Bunun en bariz örneğini “çocuklar ölmesin” diyen Ayşe Öğretmen’i sırf Kanal D hedef haline gelmesin diye ‘yalancı’ ilan ettikleri zaman gördük. Yıllar sonra önümüze demokrat çıkmamaları için bu ikiyüzlülüğü unutmamakta fayda var. Ahmet Hakan’ın da dediği gibi: “Takdir seyircinin”