İnsanlar gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından etkilenir. Bunlar sonucunda bir deneyim kazanır ve deneyim kazandıkça, yaşadığı benzer olaylara tepkileri değişebilir. Örneğin bir zamanlar bünyede ‘yuh’ tepkisi yaratan bir hadise, ileride gayet normal karşılanmaya başlanabilir.

Bu gerçekten böyle. Ancak her durumda değil.

Son bir ay içinde çocuklar ile ilgili cinsel istismar haberlerine bir bakın. Türkiye toplumu, rapor edilen çocuklara yönelik cinsel istismarın salgın boyutuna ulaştığı bir süreçten geçiyor. 409 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü 2017 senesinde, 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Bunların normalle bir ilgisi yok, ve tabii ki ‘yuh’ diyeceğiz.

Türkiye’deki rejim değişikliği süreci ile çocuk istismarının bu denli artışı arasında açık bir ilişki var. Buna karşın aynı ilişki kadın mücadelesi ile kazanımlarımız arasında da mevcut. 2018 yılına başlarken Türkiye’de 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesine yönelik bir tartışma içinde bulduk kendimizi. Türkiye’de rejimin içinden geçtiği süreçle birlikte Diyanet’in de işlevi değişti. Tarihsel süreç değişikliklerinde her zaman olduğu gibi saldırılar kadınlar ve çocuklar üzerinden yürütülüyor. Bu dönemde Diyanet’ten yapılan açıklamalar hem arttı hem de kamuoyunun gündemine daha sık gelmeye başladı. Elbette, Diyanet’in tartışılması bile meşru olmayan bu yaklaşımı, bir infial yarattı ve halk gereken cevabı verdi. Ardından zor duruma düşen, açıklama yapmak zorunda kalan yine onlar oldu.

Diyanet gündemi istisnai bir mesele değil. Bu ülkede öğrencisine cinsel tacizde bulunduktan sonra görevine devam edebilen öğretmen, laik hukuk devletinde ‘Şeriat mahkemesi istiyorum’ dedi. Bu şaka değil, biz bu gericilikle mücadele ediyoruz. Öyle de iyi mücadele ediyoruz ki o öğretmen ülkedeki yobaz atmosfere rağmen açığa alınabiliyor.

Çabuk unutan bir toplum olduğumuzdan hafızaları tazelemekte fayda var. Eski değil henüz bir yıl önce kız çocuklarının evlendirilmesini savunan ‘tecavüz yasasını’ önümüze getirmemişler miydi? Eğer yine başta kadın örgütleri olmak üzere halk ayaklanmasaydı o yasayı geçirmeyecekler miydi?


2017 senesinde 387 çocuk istismara uğradı dedik. Mesele ayyuka çıktı. Bu 387 basit bir veri rakamı değil, devlet politikasının sonucu. Bir yerlerde çocuklar istismara uğruyorken, müftünün resmi nikah kıyma tartışmasının, arabuluculuk tartışmasının, karma eğitim tartışmasının sonucu. Kurmak istedikleri rejimin çocuklar üzerine nasıl uygulanabileceğinin tartışmaları sonucu bu rakam ortaya çıktı.

‘Bir kereden bir şey olmaz’ ile başlayan tartışmayı bugün utanmadan 9 yaşında kız çocuklarının evlenebileceğini savunmaya kadar vardırdılar. Diyanet’in ensesti meşrulaştıran fetvalarından sonra kız çocukların babaları tarafından istismar edildiği haberleri yağmur gibi yağmaya başladı. Görüyoruz ki, bunları gelip geçici, gündemi değiştirmeye yönelik suni tavırlar olarak ele alamayız. Tartışmamız gereken asıl meselenin tam da içindeyiz. Küçük ayrıntılarda boğulmamalıyız.


Siz çocukları korumuyorsanız, biz varız. Daha ölmedik!

Topluma yaşattıkları bütün bu travmaların üzerine, İstanbul’da bir hastanede sadece son 5 ayda 115 hamile bırakılan çocuğun kaydı yapıldı. Utanmazlıklar silsilesi bununla da sınırlı kalmadı.

-Hastane durumu adli birimlere iletmedi, üzerini örttü.
-Gerçeği açığa çıkaran hastane görevlisi hakkında soruşturma açıldı, iki kez görev yeri değiştirildi.
-Vali, hastane başhekimi hakkındaki soruşturma izni başvurusunu geri çevirdi. Ve o vali hala görevde.

Bunlar sadece son 5 ayın kayıtları. Ve biz bu 5 ay içinde neler olduğunu yukarıda anlattık. Ve bu istismar zinciri karşısında, ‘bir de bu oldu’ diyecek halimiz yok.. İstismar resmen göz göre göre geliyor.


-Diyanet 9 yaşında kız çocukları evlenebilir diyor,
-Hükümet, ‘çocuk tecavüzcü ile evlensin’ önergesiyle karşımıza çıkıyor,
-MEB, istismarcı öğretmenleri bünyesinde tutmaya devam ediyor,

Ve bu ülkenin Aile bakanlığı, diğer devlet kurumları tüm bunlara karşı önlem amaçlı bir adım atmıyor. Kimse bu toplumu keriz yerine koymaya kalkmasın. Sorumlular ayan beyan ortada.

Lafı gevelemeye gerek yok. Türkiye toplumu da artık Midas’ın kulaklarının eşek kulağı olduğunu gördü. Ve bir köşeye çekilip gizlice Midas’ın kulaklarıyla dalga geçmiyoruz. Açıkça bunlar eşek kulağı diyoruz.

Kamuoyunun tepkisi de atılan karşı adımlar da bir tesadüf ya da komplo değil. Son dönemde artan çocuk istismarı da, istismarın önünü açan siyaset de bütünün bir parçası. Gördüğünüz gibi her şey her şeyle ilişkili. Evrim cihatla, cihat Ensar’la, Ensar Diyanet’le, Diyanet istismarla… Bu yüzden de böyle gelmiş böyle gitmeyeceği gün gibi ortada.