Son yıllarda işçi sınıfının politik olarak nasıl geriye gittiğini ve ekonomik haklarını tek tek nasıl kaybettiğini, işçi sınıfı adına siyaset yapan herkes biliyor. Gelgelelim sol içindeki büyük bir kesim hareket noktasını buna göre belirlemiyor. Herkeste yıllardır bir sendika sevdasıdır sürüp gidiyor. Sendika konfederasyonları hükümetin işçi aleyhine çıkarttığı hangi yasayı püskürttü de sendikalar bu kadar seviliyor? Yıllarca sendika koltuklarında oturan uzmanlar emeklilik tarihini bekleye bekleye yıllar geçti. Siyasal iktidar işçi sınıfının hangi hakkına saldırdıysa hepsini aldı.

 

Onun için işçi sınıfı bulunduğumuz şu dönemde ekonomik olarak son 15 yılın en kötü zamanını yaşıyor. MTV, ÖTV, KDV, dolaylı vergiler ve temel gıdalara yapılan zamlar ile geçim sıkıntısı daha fazla katmerleşiyor. İşçi sınıfı bu ekonomik dar boğaz karşısında genel olarak sol siyasetten ve sendikalardan uzak bir şekilde üretim ilişkilerinde yerini alıyor.

 

Sol siyaset bütünlüklü bir şekilde sendikalara tesir edemediği ve işçi sınıfının içinde politik olarak yer edinemediği için yenilgilerden bile ders alamıyor vaziyette. Solun sınıf ile bağı o kadar zayıflamış ki söylemleri bile zamanla değişiyor.

 

Bizim camiadan bazı köşe yazarları taşerona kadro verilmesinin işçi sınıfının mücadelesi sonucu olan bir kazanım olduğunu söylemişlerdi. Oysa bu adımın seçimler için atıldığını kendileri de biliyor. Sendika seviciliği burada kendini işçi seviciliği olarak gösteriyor. Hak kazanımlarının genelde grev veya çeşitli direnişlerle kazanıldığını hepimiz biliriz. Solun genel siyasetteki konuların üzerini örtme tarzı emek alanında da hakim. Bu tarz siyasetle bir yere varılması zor. Bizim için işçi sınıfının hareketi sonucu gerçekleşen kazanımlar esas olmalıdır.

 

AKP-Saray iktidarının vermiş olduğu güvenceler ile büyük sermaye grupları karlarını katlayarak ilerliyorlar. Büyük sermaye gruplarının karlarında bir düşüş söz konusu değil. Son açıklanan yüzde 11.1 büyüme bunun kanıtı. Büyük sermaye açısından ekonomi hiç de kötüye gitmiyor. Tam da bu yüzden ekonomi kötüye gidiyor söylemini kullanmamalıyız. Ekonomik olarak kötüye giden işçi sınıfıdır.

 

Ekonominin kötüye gittiği söylemine çok rastlıyorum. Pazarda kendisinden zamlarla ilgili demeç alınan teyzenin kullandığı ifade : “Evladım ekonomi çok kötüye gidiyor ne olacak bu ülkenin hali” şeklinde oluyor. Tabii teyzeye bir şey dediğimiz yok. Bizim cenahta da durum bu şekilde. “Ekonomi kötüye gidiyor” söylemi bolca kullanılıyor.

 

Bu konu “toplumsal barış” gibi bir konu. Nasıl bu toplumda işçiyle patronun barışamayacağını savunuyorsak ve bu yüzden bu söylemi kabul etmiyorsak “Ekonomi kötüye gidiyor” söylemi de kabul etmeyelim. Ekonomi gerçekten iki sınıf açısından kötüye gitse bile kullanmayalım. Çünkü bu kötüye gidişin iki sınıf açısından da etkileri aynı olamaz. İşçi sınıfının iktidarını kurmak için siyaset yapıyorsak sınıf çelişkilerini derinleştirmekle mükellefiz.

 

Yüzde 11.1 büyüme karşısında bile işçi sınıfının durumu bu haldeyse gerçekten iki sınıfın yani bütün toplumun ekonomik olarak kötüye gitmesi durumunda halimiz nasıl olur? Yeteri kadar kar edemeyen büyük burjuvazi karşısında işçi sınıfının ekmek alamayacak durumu bile söz konusu olabilir. TBMM önünde “Geçinemiyorum” diyerek kendini yakan kardeşimiz işçi sınıfının nasıl geçim sıkıntısı çektiğinin en somut örneğidir.

 

Geçtiğimiz günlerde AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, AKP Kadın Kolları seminerinde bir AKP’linin “Taşeronların bir kısmı kadroya geçirilmedi. Bu süreç nasıl devam edecek?” sorusuna karşılık olarak “Siyaset, dezavantajları avantaja dönüştürme sanatıdır.” demişti. Bir benzer örnek de, Erdoğan’ın bir işçinin “KİT’lere kadro verilsin” demesinin ardından “Ne kadrosu? Çalışıyorsun ya.” diye söylenmesi idi. Bizim tarafta durum böyleyken iktidar kanadının kendi sınıfının çıkarlarını nasıl savunduğu ortada.

 

Tablo böyleyken hem kendi durumumuzu hem de işçi sınıfının durumunu bilerek hareket etmeliyiz. Bu saatten sonra sadece belli başlı sendikalarda pozisyon almak, sol için bir anlam ifade etmez. Elbette sarı sendikalar içinde mücadele yürütmek onları değiştirip dönüştürmek önemli. Ama işçi sınıfının ortak sorunlarına cevap vermek esas teşkil etmeli. Bu açıdan Birleşik Emek Koordinasyonu’nun kurulmuş olması emek mücadelesine soluk katacak. İşçi sınıfının haklarına yapılan saldırılar sendikal konfederasyonlardan sekse de bizden sekmeyecek. Haklarımızın çalındığı yeter gayrı. Sermayeye bir tokat da biz atalım.