İnternet ansiklopedisi Wikipedia’nın “otoriteryenizm” başlığında, “otoriter lider” örneği olarak gösterildiğini öğrendiğimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç yıllık kırgınlığın ardından, geçen hafta TÜSİAD’ın bir toplantısına katıldı ve Wikipedia’yı haklı çıkaracak şekilde konuştu. Büyük burjuvazinin “büyükleri”nin gözlerinin içine bakarak yapılan bu konuşma, iktidar bloğunda yer alan burjuva sınıf fraksiyonları arasındaki mücadelenin şu andaki durumunu gözler önüne seriyordu. Erdoğan, büyük burjuvazinin, iktidar bloğundaki tartışmasız egemenliğinin eski rejimde kaldığını, suçlu çocuklar gibi karşısına dizilmiş “büyük” burjuvalara şu sözlerle anlattı: “Birileri… ucuz kamu kredileriyle, kamu kaynakları ve teşvikleriyle ‘sadece biz kazanalım’ dediler. O kadar ki Anadolu’da palazlanan yatırımlardan dahi rahatsızlık duydular. Bunların önünü kesmeye çalıştılar. … Bugün İstanbul sermayesi kazanırken Anadolu’nun kaybettiği değil, herkesin kazandığı bir ülke var.”

Erdoğan, İstanbul sermayesinden yani büyük burjuvaziden, iktidar bloğunda oluşan yeni güç dengesini artık kabul etmesini, ucuz kamu kredileri, kamu kaynakları ve teşvikleriyle biraz da “ötekiler”in “palazlanması”nı içine sindirmesini istedi. TÜSİAD Başkanı’nın eşi Suzan Sabancı’ya, yönetim kurulu başkanı olduğu banka bu kadar çok kar ettiği halde, iktidarı eleştirdiği için “el insaf!” deyip, Bank Asya’nın “zaten batık” olduğunu söyleyerek, Bu bankanın batırılışının son çivisini, ibreti alem için TÜSİAD üyelerinin önünde çaktı. Erdoğan, “Yeni Türkiye”nin yeni koşullarını kabul etmeleri durumunda, yeni bir blok içi sözleşmeye hazır olduğunu da şu sözleriyle belirtti: “Eski kırgınlıkları muhafaza etmenin hiç kimseye faydası olmaz. Yumruk sıkma değil, tokalaşma zamanıdır… Aynı istikamete bakıyoruz ve aynı geleceği inşa edeceğiz ve bunu da hep birlikte başaracağız.”

Erdoğan’ı, en ön sırada dikkatle dinleyen TÜSİAD’ın “büyük”lerine, “tarihi” konuşmayla ilgili düşünceleri sorulduğunda; “muhteşem”, “çok olumlu”, “umut verici”, “çok verimli”… buldukların söylediler. Erdoğan, “tokalaşıp” “aynı istikamete bakmadan” devleti yönetemeyeceğini bildiği büyük burjuvaziyle, iktidar bloğu içindeki yeni dengeler çerçevesinde yeni bir “mutabakat” sağlamış gibi görünüyor. İstanbul-Anadolu sermayelerinin çatışması olarak tarif ettiği, burjuvazinin sınıf içi fraksiyon çatışmasında, büyük burjuvazinin, “sadece biz kazanalım” açgözlülüğünü bırakıp yani haddini bilip, “hakkına” razı olması konusunda ikna olduğunu anlıyoruz. Erdoğan’ın büyük burjuvaziden talepleri bu kadarla da sınırlı değil. Konuşmasının “Ananas”-“Tesbih” bahislerinde, açıktan savunuculuğunu yaptığı orta burjuvazinin yani “Anadolu sermayesinin” bir kısmının yeni rejimin düşmanı olduğunu vurgulayarak büyük burjuvaziyi, “ananas-tespih” konusunu hatırlatarak “düşmanla” kesinlikle “iş” yapmamaları konusunda uyardı. Orta burjuvazinin TUSKON’da örgütlü “paralel” unsurlarının tövbe edip teşvik almakla, batırılmak arasında bir tercihe zorlandığını böylece bir kez daha anladık.          

Büyük burjuvazinin, geçmişte hükümetler deviren güçlü örgütü TÜSİAD’ın, Erdoğan’ın önünde yerlere kadar eğilmesine, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun verdiği tepki, bir hayal kırıklığının dışa vurumuydu: “İş dünyası dik dursun. Zaten bedel ödediler. Aydın Doğan ailesine, Koç ailesine hukuksuzluk yapıldı… Bana göre TÜSİAD yanlış yaptı. Siz neden davet edersiniz? Cumhurbaşkanı ile bu tablo demokrasi tarihi açısından hepimizin unutmaması gereken bir tablodur.” Sözleriyle büyük burjuvaziye sınıf çıkarlarını, siyasal çıkarlarını hatırlatan Kılıçdaroğlu’na, Marks’ın şu sözlerini hatırlatarak yanıt verelim: “Burjuvazi, Bonapartizmde, genel sınıf çıkarlarını, siyasal çıkarlarını, yaşamda kalmak uğruna yani en kirli özel çıkarları uğruna feda eder.” Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği bu acınası tablonun TÜSİAD’ın koleksiyonunda pek çok benzerinin bulunduğunu biliyoruz. TÜSİAD, artık başkan Erdoğan’ın “hakem”liğinde yoluna devam edeceğini ilan etmiştir. İktidar bloğundaki burjuva sınıf fraksiyonları arasındaki çatışma, Erdoğan’ın hakemliğinde “yumruk sıkarak” veya “tokalaşarak” yatıştırılmaktadır. Rejimin ana sorunsalı ise, iktidar bloğuyla halk arasındaki çatışmanın nasıl yatıştırılacağıdır. Gittikçe şiddetleneceğini öngörebileceğimiz bu sınıf çatışması ve olağanüstü rejimin ekonomik, ideolojik, siyasal bunalımının düzeyi, kapitalist devletin olağanüstü rejim biçimleri Bonapartizm ve faşizm arasında geçiş veya eklemlenmeleri getirebilir. Bu nedenle, demokratik muhalefetin ana gündemi faşist devlete doğru yükselebilecek hızlı “faşistleşme sürecine” karşı acil direniştir.