Sendikalar tarihte ilk ortaya çıktıkları andan itibaren, işçi sınıfının ekonomik haklarını ve taleplerini gerçekleştirmek için işçi sınıfının öz araçları olmuşlardır. Sosyalistler, işçilerin bu öz araçlarının, onların genel politik çıkarlarını kavramasında bir basamak görevi göreceğini düşündüklerinden, her zaman sendikalarla ne yapacakları kendileri için önemli bir mesele olmuştur.

Bizdeki sendikacılık, sadece bir takım ekonomik verileri toplamak ve bu verileri basın açıklaması yoluyla ilan etme şeklinde oluyor. Koltuğunu kaptırma korkusu yaşamayan sendikacı bulmak zordur. Buna, iyi bir TİS imzalamış, gerektiğinde her daim üyesinin arkasında olan ve onun çıkarlarını savunan sendikacılar da dahildir.

Merak etmeyin, uzun uzun sendikaların ve sendika yöneticilerinin ne kadar kötü olduğunu anlatmayacağım. Keza genç mücadele hayatımız, sendikaların renginin ne kadar koyuya gittiğini söyleyen solcuları dinlemekle geçti. Bizim solcular sarı sendikaların ne kadar kötü olduğunu konuşmaya başlayınca, sınıf hareketini ne kadar güzel analiz ettiğini içinden geçirmeden duramazlar. Burada ele alacağımız konu, sarı olan sendikaların aslında ne kadar sapsarı olduğu değildir. Asıl konu bunun nasıl değişeceğidir.

Elbette bürokratik olan bu yapıları değiştirmek oldukça zordur. Fakat bunu önüne hedef olarak koyması gereken sosyalistler, edilgen bir siyaset anlayışıyla konulara yaklaştığı için bu durum yıllardır aşılamadı. O yüzden sendikaların böyle gitmesini istemiyorsak, bizden önceki kuşakların düştüğü hataya düşmememiz gerekir. “Sendikal mücadele olmasa da olur” demiyorsak, mevcut sendikaların değişimi için yöntemler keşfetmeliyiz.

Sendikaları hiç hesaba katmadan işçi sınıfının iktidarı mücadelesi verilebilir mi? Bunun pek karşılığı olacağını zannetmiyorum. İşçi sınıfının ekonomik mücadelesini baltalayan, kendi çıkarları uğruna işçi sınıfının ekonomik çıkarlarını görmezden gelen ve işçiyi satan sendikacılar olduğu sürece bunu başarmak oldukça zordur. En önemlisi DİSK’in yayınlanan “Türkiye işçi sınıfı gerçeği” raporuna göz gezdiren herkes, bunun nasıl mümkün olamayacağını görmüştür. Bütün işçilerin yüzde 60’ı daha sendikalarda örgütlenmeye sıcak bakmıyorken, sosyalist partilerde örgütlenmek için sıraya girmezler.

Bu coğrafyadaki sosyalistlerin, işçilerin ekonomik mücadelesine yaklaşımı ile Lenin’in anlattıkları arasında dağlar kadar fark var. Lenin, sendikalar üzerine yazdığı yazıda şöyle der: “Belli sınıfların ekonomik çıkarlarının tarihte belirleyici bir rol oynadıklarını ve bunun sonucu olarak da işçi sınıfının kendi ekonomik çıkarları için mücadelesinin, kendi sınıf gelişiminde ve kurtuluş mücadelesinde büyük önem taşıdığını hangi sosyal demokrat bilmez. Ekonomik mücadele, kitleleri aktif politik mücadeleye çekmek için en geniş uygulama alanına sahip yoldur. İşverenlere ve hükümete karşı, işçilerin ekonomik mücadelesinin doğrudan bir önemi daha vardır: devamlı olarak politik haklardan yoksun bulundukları gerçeğini işçilere hatırlatır.”Dikkat ederseniz Lenin, işçilerin ya da bolşevik işçilerin ne kadar mükemmel olduğundan bahsetmemiş. Analizleri bütün sınıf adına ve sınıfın iktidarını sağlayacak siyaset anlayışını çarpıcı bir şekilde anlatmış.

Bırakın politik haklardan yoksun olduğu gerçeğini işçilere hatırlatmayı, bizdeki işçi direnişlerinde işçilere yaklaşım “ahbap-çavuş” ilişkisinden öteye geçemiyor. İşçi direnişlerine,  ziyaret edilecek yerler gözüyle bakılıyor. Birkaç işçiyi kendi tarafına çekmek esas kabul ediliyor.

Bu tür yaklaşım tarzları, işçi sınıfına bir şey kazandırmaz. O direniş alanlarında, işçilerin ekonomik mücadelesini kazanımla sonuçlandıracak önerileri geliştirmek için bulunmalıyız.

Tam da bu sebepten dolayı, sendikaların değişimi ve işçi sınıfının ekonomik ve politik gelişimi sosyalistlerden bağımsız olamaz. “İşçi sınıfına bilinç dışarıdan gelir” ilkesini kabul ediyorsak, işçi direnişlerine de işçilerden oluşan sendikalara da, aynı mantıkla yaklaşmalıyız. Etkili olduğumuz ve başarıyla sonuçlanan işçi direnişlerinin, işçi meclislerine dönüşmesi için uğraşmalıyız. Sürekliliği olan ve işçilerin özne olduğu bir meclis örneği ortaya koyabilirsek, başta sendikalar olmak üzere birçok şeyin nasıl değişeceğini hep birlikte göreceğiz.