Konkordato ilan eden şirketler gün geçtikçe çoğalıyor. Bu şirketler iflas ertelemeyle bir nevi sırtını devlete dayıyor. Alacaklar erteleniyor ve şirket kurtarılmaya çalışılıyor. Devlet patronların vergilerini siliyor ve onlara kendilerinin de beklemediği teşvik paketleri açıklıyor. İşsizlik fonuna sermayeye kaynak olması için el koyuyor. Devlet diğer adıyla tek adam rejimi, sahibini yani burjuvazisini ayakta tutabilmek için elinden geleni yapıyor ve varlığını patronların varlığına armağan ediyor. Yetmiyor krizi fırsata çevirmesi için büyük burjuvaziye yol açıyor.

Burjuvazi, sahibi olduğu devlet ve siyasetçileriyle bir bütün olarak kriz karşısında kendi sınıf çıkarlarını böylesine korurken diğer tarafta işçi sınıfının çıkarlarını korumaya çalışan çeşitli sol akımlar (buna içinde olduğumuz kriz sürecinde hala işçi sınıfının siyasal çıkarlarını esas almayan ve bu doğrultuda siyaset üretmeyen bazı sol örgütlerimiz dahil değildir) bu yolda nasıl ilerlemektedir?

Birinci ele alış şekli kriz karşısında emekçi halkımızın borçlarını ödemeyi reddetmesi ve böylelikle sistemin çarklarına çomak sokulacağı yönünde. Eee sonra? Sonrası yok. Sermaye grupları borçlarını ödeyemez hale geldiğinde işçi maaşlarını da ödeyemez. Bu reddetme ilişkisi olarak açıklanamaz. Bu gerçeklik sonucu işçiler bırakın borçlarını ödemeyi evine ekmek götüremez hale gelir. Bu sosyalistlerimize göre işler o raddeye geldiği an işçiler iç güdüsel olarak sosyalizmin bayrağına sarılacaklardır.

Konular arasında bağ kurulamayan bu tür çözüm önerileri Marksistlere ait değildir. Marksistler kitlelerin hareketini esas alır. Bu hareketin başlamasına ön ayak olmak, hareketi organize etmek ve politik ihtiyaçlarını planlamak. Marksistleri bunlar heyecanlandırır. Mücadele azmini bu konular ateşler. O yüzden binlerce 3. havaalanı işçisinin insani çalışma şartları için ayaklanması bizim konumuzdur. Bundan geriye düşemeyiz. Çabalarımız, inşaat işçilerinin başka büyük şantiyelerde hareketlenmesi haklarını araması üzerine olmalıdır.

Ekonomik hakları için direnen işçilere yardım yapmış olmakla işçilere politik bilinç verilemez. İşçiler üretim ilişkileri içerisinde ürettiği ürünün çetelesini tutar. Patrona ne kadar kazandırdıklarının farkındadırlar. Çeşitli zorluklar karşısında birlik olup direniş başlattıklarında patronu ne kadar zor duruma soktuklarının bilincine varırlar. Patronla eşit güçte olduklarını anlarlar. Böylelikle daha fazla ileri gitme imkanlarının olduğunu görürler. Bu yüzdendir ki, yardımlar değil grevler işçinin sınıf bilincini ileriye taşır. Elbette ki sınıf içerisinde yardımlaşma ve dayanışma örneklerinin bulunduğunu inkar etmiyoruz. Bizim eleştirdiğimiz nokta, işçi sınıfının iktidar mücadelesini yürütenlerin, işçi direnişlerinin politik yönünü göz ardı edip, bu direnişlere yardım edilecek yerler gözüyle bakmasıdır.

Lenin işçi mücadeleleri hakkında şunu söyler: “Sömürülen sınıfı yalnızca mücadele eğitir. Yalnızca mücadele, ona gücünün büyüklüğünü gösterir, ufuklarını, yeteneklerini genişletir. Kafasını açıklığa kavuşturur. Kararlılığını sağlamlaştırır.” Lenin'in işçi sınıfının mücadelesi üzerine yazdığı yazıları incelediğimizde hiçbir cümlesinde ne yardımlaşmadan ne de dayanışmadan bahsedildiğini göreceğiz. Her cümle işçi kitlelerinin mücadele deneyimleri ve bolşeviklerin kendilerine çıkardığı politik görevler üzerinedir.

Rus işçi sınıfının 1905 devrimi ve Ekim devrimi arasında gerçekleştirdiği grev ve direnişler oldukça fazlaydı. Grev görmeyen fabrika yoktu. Ekonomik grevler yerini politik grevlere bırakıyordu. Bizim ülkemizde bırakın politik grevleri, ekonomik grevlerin sayısı belirli TİS dönemleri dışında yok denilecek kadar azdır. Yaşadığımız ekonomik bunalım sürecinde işçi direnişleri ile daha fazla karşılaşacağımız gün gibi bellidir. Bu yüzden işçi sınıfının mücadelesini geliştirecek yöntemleri konuşuyor ve şimdiden ele alıyor olmamız önemli bir yerde duruyor. Sırasıyla konkordato ilan eden yani iflas eşiğine gelen inşaat firmalarına karşı inşaat işçilerinin direnişleri önümüze daha fazla gelecektir. Keza metal işçilerinin EMİS işverenleri ile gireceği toplu pazarlık süreci, bunalımın getirdiği hayat pahalılığı ile cebelleşen diğer örgütsüz fabrika işçilerini etkileyecektir. Sınıfın ileri işçilerini işyeri komitelerinde örgütlemek için yöntemler geliştirmeliyiz. Yaşadığımız bu bunalım dönemi işçi sınıfı için mücadele dolu günleri beraberinde getirecektir. İşçi sınıfının mücadelesine dair politik görevler çıkarmalıyız. Lenin’in dediği gibi işçi sınıfını mücadele eğitir. Yola çıkış noktamız her zaman buna göre olmalıdır.