Metin Üstündağ’ın bir karikatür yapma tarzı vardı. Büyük kalabalıklar çizer alana. Uzaktan bakarken kargacık burgacık görünürler. Düzensiz ve karışıktır. Ama en sonunda ellerinde tuttukları pankart ya da dövizlerde bazı anlamlı veyahut öfkeli sözler.

Onun karikatürlerindeki insan toplulukları kargacık burgacıktı ama üzerinden anlamlı bir söz yükselebiliyordu. Bu bazen bir amaçtı, bir hedefti ve bir açık öfke ifadesiydi. Neyi reddettiği ve neyi istediği belli oluyordu. Örneğin o ünlü şarkıdaki gibi “bir şey yapmalı” derekesine geri çekilmiş değildi. Metin Üstündağ’ın karikatüründeki insan topluluğu elinde taşıdığı materyallerde güncel bir söz söylemiş olurdu genellikle.

Onun karikatürleri öyle kaldı ama sol kademe kademe yenildi. Siyasal, örgütsel ve psikolojik olarak elinde avuncunda ne varsa kaybetti.

Şimdi artık solun ya da muhalif olanların bir araya getirebilmiş olduğu insan topluluklarının üzerinden bir konuşma ya da düşünce baloncuğu yükselmiyor. Sol defalarca yenilmiş olarak artık böyle bir baloncuğa gerek dahi görmüyor. Neden? Çünkü sloganlar çok kötüdür. Bizim solcu örgüt üyeleri slogancı değildir elbet, hepsi ayrı ayrı büyük roman yazarı.

Diyecek bir sözleri yok. Düşünmediler ki söylesinler.

Solculuğun düşünmek, analiz etmek ve bir program ileri sürmek olduğunu varsaymıyorlar. Bu konu da yenilmiş hissediyorlar kendilerini. Tam olarak bu konuda kahrediyorlar kendilerine. Zamanında çeşitli tezler ortaya atmış olmakla ne büyük hatalar yapmışlardı.  Olmamıştı işte, zorlamanın âlemi yoktu. Şimdi artık çoğu reçel tadında sohbetler yapan insana dönüştü.

Bir politik söz söylemenin yararsız olduğu kanaatine varmadılar sadece.  Politik söz söyleyince meşruiyet kuramayız kanaatine de ulaştılar. Politik söz söyleyince kitleler uzak durur diye düşünüyorlar. Kitleler yeterince eğlenemez. Zaten politik olunca devletin zor kuvvetleri de bu işe kızar. Gördükleri polis şiddeti maalesef çok uslandırdı hepsini. Polisin siyaset ve örgüt işini sevmediğini çok iyi tecrübe ettiler.

O nedenle politik bir söz söylememeye çalışıyorlar ve eylemlerde başlarına toplamış oldukları cinleri sessiz sedasız dağıtmanın acelesi içindeler. Yoksa örgüt başlarına bela olur.

Bizim solculara ya da daha genel konuşacak olursak muhaliflere göre önemli olan bir kalabalığı bir yere toplamaktır. Onun ne dediğinin önemi yok. Uzun zamandır kitlesel olmayı başaramamış bir eğilimin çok ağır bir kompleksi bu. Kitle toplansın da ne olursa olsun.

Hâlbuki acı gerçek şu.

Kitleler toplanabiliyor. Protestolar olabiliyor ve hatta o protestolarda yer alanlar hayatını bile feda edebiliyor o anki öfke içinde. Konuşma ya da düşünme baloncuğu yükselemiyor kitlelerin üzerinden bu esnada. Öfke baloncuğu yükseliyor. Hani şu çizgi romanlarda öfkeyi anlatan; ünlem, kurukafa, şimşek işaretleriyle dolu baloncuk. Ama yalnızca o kadar.

Bizim büyük çaresizliğimizde bu işte.

Solcular ruhbanlar gibi sıralanmış ve böyle yapmanın en iyi vaziyet olduğuna eminler. Gün geçtikçe buna daha da emin oluyorlar. Politik söz olursa kitleler korkuverir, politik olmayanlar faaliyete katılmaz. Mademki kitleler politik değil, o halde solcular da politik olmayıversin. Zaten bu güne kadar politik oldular da ne hayrını gördüler. Biraz da bunu denesinler.

Neyi söyleyeceklermiş ki kitleler? Ey kitle, kitleliğini bil. Kitlesin sen kitle kal.

Peki ne oluyor kitleler bu hale gelince.

Hiçbir sonuca varılamıyor.

Şu pandemiden önce onlarca ülkede, onlarca büyük toplumsal kabarış oldu, gelgelelim bir önemli sonuca varılamadı. Neden? Çünkü bir ölçüde ortaklaşmış politik amaçları yok. Sadece birkaç şeye kızıyorlar. Bir despottan nefret ediyorlar. Sonrası yok.

Tek kelime alternatif varoluş girişimi yok.

Çünkü düşünce ve konuşma baloncuğu yok.

Örgüt yaratamıyor, içinden öncülük edecek olanları çıkaramıyor. Kimseye kurucu işlev görecek bir alan açamıyor. İstiridye gibi sımsıkı kapanmış.

En sonunda kurucu olma fonksiyonunu halihazırdaki sistem kuvvetlerine istemeyerek teslim etmek zorunda kalıyor. İsyan etti ama yine olmadı. Şimdi iktidarı burjuvaziye, gerici siyasetçilere ya da militarist kuvvetlere vermekten başka çare yok.

Ahmet Kaya “olmasaydı sonumuz böyle” diyor ya. Sonumuz böyle olmayabilir. Bazen olmuyor da zaten. Eğer isyan eden kitlelerin üzerinde bir düşünce ve konuşma baloncuğu dolaşıyor olursa ne olacak? Avrupa’nın ve yedi iklim ve beş kıtanın üzerinde bir hayalet dolaşabiliyor olacak.

Komünizm hayaleti.