Her canlı gibi insan da çevresindeki yaşamın bir parçası ve topluluk halinde yaşamaya başladığından beri etrafını değiştirmeye devam ediyor. Günümüzde siyaset, bu değişimin yönünü tayin etmek demek; nelerin nasıl yapılacağına ve nelerin yapılamayacağına karar vermek.

İktidarı ya da gücü elinde tutmak, bu kararları uygulamak için tek yol olarak görülebilir. Ölçek büyüdüğünde elbet böyledir. Bir bölgede kentleşme ve sanayileşmenin önünün açılması ya da kesilmesi gibi durumlarda elbette devlet ve iktidar belirleyici olacaktır.

Bu yüzdendir ki yeşil siyasanın bir parçası iktidara ya da iktidar ortaklığına uzanmak durumundadır. Ancak öte yandan, yeşil siyasanın asıl zemin bulacağı ölçek, yaşam mahalli; yöntem ise, gerçek özgürlüğü sağlayacak olan bireylerin farkındalığı ve etkileşimli birlikteliğidir.

Bugünün sanal ve sahte yaşamlarının karşısında; elle tutulabilir bir somutlukta, anlaşılabilir bir basitlikte, uygulanabilir bir gerçeklikte, tekrarlanabilir bir olgunlukta örnekler oluşturmak yeşil siyasanın en büyük görevidir.

Bu açıdan bakıldığında gıda üretimi, saklanması, dağıtımı ve tüketimi, yeşil siyasanın merkezine oturur. Bu anlayışla yola çıktığımız “Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi”, beş yıl içerisinde hatırı sayılır bir deneyim biriktirdi. Derdimiz dünyayı kurtarmak olduğu için, önce kendimizi kurtarmaya karar verdik ve değişimi önce kendimizde aradık. Ve Anadolu’nun temel gıdası ekmekle başladık.

Etrafımıza, hemen yakınımıza baktıkça, araştırdıkça, kurcaladıkça bir şeyler bulduk. Bizimle yerli tohumunu paylaşabilen başka birileri, bu tohumu ekebileceğimiz uzun zamandır ekilmemiş temiz araziler, o arazileri isteklerimize göre işleyecek küçük çiftçiler, buğdayımızı öğütebileceğimiz hala çalışan su değirmeni ve değirmenci, istediğimiz şekilde maya tutacak ve ekmek pişirecek odunlu bir mahalle fırını ve fırıncısı, ürettiğimiz ekmekleri paylaşabileceğimiz duyarlı insanlar çıktı karşımıza.

İlk ortaya çıkardığımız ekmek,  lezzet ve sindirim açısından bizi tatmin etmedi. Zamanla öğütme, mayalama ve pişirme tercihlerinde sağladığımız iyileşmeyle kabul edilebilir bir beğeni sağlandı. Doğaya saygı duyan ve emeği sömürmeyen bu ekmeği, doğanın ve emeğin ekmeği olarak kavramsallaştırdık. Diğer ekmekler bizim için artık sermayenin ve sanayinin ekmeği oldular. Çünkü süreç içerisinde ekmek üretiminin nasıl olacağına ilişkin kararların, tüketici istekleri ve gereksinimleri doğrultusunda değil, daha çok sermaye biriktirecek bir sanayileşmenin istekleri ve gereksinimleri doğrultusunda alındığını gözlemledik. 

Ve biz artık üzerinde yeşil siyasayı konuşabileceğimiz somut, basit, gerçek ve olgun bir ekmek örneği oluşturabildik. Onu paylaştığımız başka kişiler “Biz de isteriz” dediler. Dedik ki “tadımlık olarak birkaç tane gönderelim, ama üretim olarak siz kendiniz uğraşacak ve kendi ekmeğinizi kendiniz üreteceksiniz. İsterseniz tohum paylaşabiliriz. Araştırırsanız sizin arzu ettiğiniz koşullarda ekim yapacak bir çiftçi bulabilirsiniz. Size referans olarak göstereceğimiz değirmenler var. Fırın da sizin mahallenizdeki bir fırın olmalı. Paylaşacağınız kişiler de hemen etrafınızdakilerdir.”

Bir kısmı yalnızca tattılar, bir kısmı kısa bir süre çabaladıktan sonra vazgeçti. Bir kısmı ise bizden daha iyi tekniklere ve daha geniş birlikteliklere ulaştılar.

Şimdi kendi tercihlerimizle kendi ekmeğimizi üretmeye devam ediyoruz. Sadece ekmeğimizi değil diğer gıdalarımızı da üretiyoruz. Ürettiğimiz tohumlarımızı paylaşarak, herkesin gıda üretiminin bir parçası olması için çabalıyoruz.

Bütün bunları yaparak, sermayenin ve sanayinin ülkesinin etrafımızı saran hapishane duvarına, daha önce zorla ya da bilinçsizce kendi ellerimizle koyduğumuz bir taşı söktüğümüzü, doğanın ve emeğin ülkesini kurmak için yaşadığımız yere koyduğumuzu düşünüyoruz.

Tabandan inşa budur. Gelin o güzel ülkeyi birlikte kuralım.