Bir gün yine hararetli bir tartışma yürüttüğümüz bir toplantı çıkışında, aramıza yeni katılan arkadaşlarımızdan birisi hafifçe kulağıma eğilerek, toplantıdaki falanca kişiyi iyi tanıyıp, tanımadığımızı sordu. Neden diye sorduğumuzda “ o devletin adamıdır, istihbarat taşır” diye açıktan tavır koydu. Ben de o zaman dedim ki, “İyi ya, kulaktan kulağa değil, doğrudan doğruya istihbarat veriyoruz. Hiç değilse yanlış anlaşılmayız”. Şimdi olsa derim ki “Ya Başbakan ofisinin dinlenmesine mani olamamış, istihbarat servisi TIR’ları gizleyememiş, biz mi engel olacağız, bizi dinlemek isteyene” ayrı konu.

Eskiler anlatırlardı, örgütün en çok emek sarf edenleri gün gelir istihbaratçı çıkarmış. Biz de derdik ki, birkaç tane de bize gönderseler de, bari bayrağın ucundan tutacak birileri olsa.

Yoksa eğer kendinizden ve yaptığınızdan bir şüpheniz, neyi saklayacaksınız, neyi gizleyeceksiniz? Derdimiz aslında devlete istihbarat vermemek değildir, diğer muhaliflere istihbarat vermemektir.

Hastalık bu ya, illegal yıllardan musallat olmuş bünyeye, bir türlü gitmez. Onu şunla gördüm, bunun niyeti senin yerin, şu senin hakkında böyle dedi, bunların derdi başka ve saire kara dedikodu bitmez.

Bir birimizden farklı olacağız ya, en doğruyu biz biliyoruz ya, söylem üretiriz söylem üstüne, tartışır, tartışır, ayrışır, ayrışır dururuz.

Oysa yapılacak olanlar da, kimlerin yapacağı da, üç aşağı beş yukarı bellidir. Patron, işçiyi ezer, emekle dayanışacaksın. Fabrika çevreyi kirletir, doğadan yana olup kapattıracaksın. Hükümet, halkı yok sayar, kitleyi karşısına dikeceksin.

Başarı için asıl önemli olan birlikte hareket etmek ve duyarlı hale gelmiş yeni kişileri sürece katmaktır. Yoksa siyasi patinaj kaçınılmazdır. Aynı kişiler, sürekli birbirimize anlatırız, ama yerimizden bir milim kıpırdayamayız.  

Peki ne yapmamız gerek bu patinajdan kurtulmak için?

Bu kadar çok usta aşçı varsa, ya ustalıklarını göstermek üzere çok büyük bir açık mutfak kuracağız, herkes orada istediği(olasılıkla en iyi becerdiği) yemeği pişirecek, ya da birlikte oturacağımız sofranın menüsünü(neler yapılacağını) baştan belirleyeceğiz, ustalar bu menüye bağlı kalarak belirli yemekleri pişirecek.

Yapılacak her şey, herkesin bilgisi dahilinde, açık ve birlikte belirlenmiş, öncelikler uzlaşılarak ortaklaştırılmış olacak. Kim kimin ne yapacağını, nasıl yapacağını bilecek. Dolayısıyla, kara dedikodu da son bulacak.

Böyle olduğunda hem soframız zenginleşecek, hem de bu zengin sofraya oturmak, onu daha da zenginleştirmek isteyenlerimiz çoğalacak.

Arzumuz odur ki, Güneşin Sofrasını birlikte kuralım, dostların arasında birlikte olalım. 

dadankadir@yahoo.com