Hafta sonu sevgililer günü 14 Şubat. Reklamlar almış yürümüş. Tek taş pırlanta yüzükler ön planda, seri halde mücevherattan, kırmızı renkli iç çamaşırlarına ne varsa, hepsi sevgililer gününe özel üretim piyasaya sunulmuş, tüketicilerini bekliyor.

Bir hafta öncesinden aklımız fikrimiz, bu “özel” günde sevdiğimize ne alacağımız üzerine gidip geliyor. Sosyal medya paylaşımdan yıkılıyor.  Hele böyle hafta sonu oldu mu, Paris senin, Venedik benim, Uludağ onun, Abant bunun, bir hareket, bir berekettir gidiyor.

Böyle zamanlarda aslında gerçekte ne kadar muhafazakar ve dindar bir nesle sahip olduğumuz da ortaya çıkıyor. Evini, işini, aşını, eşini belirleyen bir irade, ne sende aşk bırakır, ne de sevgilinde.

İkiyüzlü medya, bir yandan müsrif toplum üzerine, tanrı ve peygamber sevgisi üzerine vaazlar sunarken, öte yandan reklam aralarında tüketim pompalamaya devam eder.

Alanı var, alamayanı var. Sevgi temasına zıt olarak bir kavgadır evde başlar, nerede biteceği belli olmayan. Ve acıdır parayla, “hediyenin” büyüklüğü ile ölçülür olur sevginin değeri. Her defasında büyüyen darbelerle, modern yaşamın ince buzları üzerinde tutunamaz ve ölür ölümsüz aşklar.

Derler ki, sanayileşince, kalkınınca mutlu olacağız. Daha fazla enerji, daha fazla et tüketebileceğiz, otomobilimiz, evimiz, yazlığımız olacak. Sevgilimize pahalı hediyeler alabileceğiz.

Oysa modern köleliğin hüküm sürdüğü günümüz sanayi toplumunda günlük, haftalık, aylık olarak yaşanabilir aşklar. Çünkü insanlar, günlük, haftalık, aylık olarak yaşarlar.

İşin garanti değilse, her an kapının önüne konulabileceksen, bugün bu şehirde, yarın başkasında daha iyi bir iş peşindeysen, bir “yuva” kurmaktan sevgiline nasıl bahsedebileceksin? Aşkın uğruna değil de işin uğruna yanıp tutuşurken, kopyalanmış sahte sözcükler yerine, nasıl çıkacak yüreğinden sevda nağmeleri? Tinsellik yerine cinsellik peşinde koşarken, seks mi aşkın gölgesinde kalacak, aşk mı seksin? Sıralı iş buyuranlarının psikolojik kıskacında, sömürülüp posa haline gelen vücudunun fiziksel yıkımının yanı sıra, depresyon ilaçları ya da alkol ve uyuşturucu ile de ruhsal bir yıkımla karşı karşıyayken, nasıl mutluluktan konuşabileceksin?

Bir yanın sanayiye bulaştıysa artık bir ömür geçireceğin sevgililer söz konusu olamaz. O yüzden evlilik mi aşkı öldürüyor, yoksa sanayi mi oturup düşünmek lazım.

Düşünmek lazım ki, ancak özgür insanlar gerçek bir aşkın peşinden koşar. Kendi ayakları üzerinde durabilen ve hayatın zorluklarını aşkı ile birlikte göğüsleyebilen insanlar. Özgürlük ve doğa besler ölümsüz aşkları, sermaye ve sanayi değil.

Not: Sanayileşme bölgesine kaşı sevgi zincirinin bir parçası olmak üzere, özgür insanları 14 Şubat’ta Saat 14.00’te Erdek Çuğra sahiline bekliyoruz.