Anadolu’dan sürülen, katledilen, kırıma uğratılan, gayrimüslim ötekilerin mallarının üstüne oturan, devlet teşvikleri, gümrük duvarlarıyla semirtilen Cumhuriyetin ayrıcalıklı burjuvaları huzursuz. Sermaye birikimlerini borçlu oldukları birinci yağma döneminden daha büyük ölçekli ve hoyrat bir yeni yağma döneminde, aslan payını “ötekilere” kaptırmanın huzursuzluğu bu.

Nisan Ayı başında, TÜSİAD Başkanı C. Başaran Symes, Koç Üniversitesi’nde düzenlenen bir toplantıda şunları söyledi: “Enflasyon artmış, AB hedefi belirsizleşmiş, hukuk devleti zayıflamıştır. Yargıya güven azalmıştır. Kalkınma politikalarında, yapısal reformlarda önemli zaman kayıpları yaşanmaktadır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen yanıtladı: “TÜSİAD’ın yeni başkanı, al birini vur öbürüne, o da çıkmış hükümeti eleştiriyor…Aslında bunlar maalesef haddini bilmiyor. Çünkü bunlarda insaf yok. Sermayelerini 1’e 5 katladı bu dönem içerisinde, onun şımarıklığı içerisinde bunları yapıyorlar.”

“Yağma sırası bizde” diyen “öteki burjuvazi”nin sözcülerinden İstanbul Ticaret Odası Başkanı, TÜSİAD Başkanı’na şöyle çıkıştı: “Ekonominin aktörlerinden biri olan ve kendini ‘Türkiye’nin başlıca endüstri ve hizmet kuruluşlarını temsil eder” şeklinde tanımlayan TÜSİAD’ın sayın Yönetim Kurulu Başkanı’nın bu sözlerini ne yazık ki tetikçilikten başka şekilde açıklamak mümkün değildir. Karanlık odaklar ne zaman Türkiye üzerinde oyunlar oynamak için düğmeye basmak istese işte o düğme her zaman TÜSİAD olmuştur. Sayın TÜSİAD Başkanı’na düşen görev düğme rolünü oynamak değildir.”

AKP iktidarının iktidar blokundaki en güçlü müttefiki, “öteki burjuvazi”nin en palazlanmış kesiminin sözcüsü MÜSİAD’ın Başkanı ise, Genel Kurullarında Erdoğan’ın huzurunda şunları söyleyerek TÜSİAD’la mücadeleye destek verdi: “25 yıldır MÜSİAD’ı görmezden gelmeye çalışan birileri, hazımsızlıklarını dışa vurmaya başladı…” Aynı genel kurulda konuşan Erdoğan, TÜSİAD Başkanı(ları)nı “kullanılıp atılan maşa”ya benzetti.

30 Nisan tarihli Cumhuriyet’teki habere göre: “TÜSİAD’da bir süredir alttan alta büyüyen bir kriz yaşanıyor. Krizin sebebi, Erdoğan’ın C. Başaran Symes’e yönelttiği ithamlar. Bir grup, zaten gergin olan TÜSİAD-iktidar, Erdoğan ilişkileri daha da gerilir diye suskunluğu destekliyor. Sayıları her geçen gün artan diğer bir grup ‘suskunluk hem başkanı hem kurumu zora sokuyor’ diye Erdoğan’a yanıt verilmesini istiyor. Cumhuriyet’te 17 Nisan tarihinde “Alternatif TÜSİAD” başlığıyla yer alan şu haber de TÜSİAD veya büyük burjuvazi içi gerginliğin şiddeti hakkında ipucu veriyordu: “AKP’ye yakın iş insanlarının yer aldığı PODEM adlı yeni bir oluşuma gidiliyor. Yeni oluşumun kurucularından birine göre ‘alternatif TÜSİAD’ kuruldu.”

Büyük burjuvazinin kalemşörlerinden Ertuğrul Özkök’ün 15 Nisan tarihli “Müzayede burjuvazisi bu sese kulak ver” başlıklı yazısı, iktidar blokundaki sınıf içi mücadelenin şiddetini seslendiriyor: “Zengin kardeşim… TÜSİAD üyesi arkadaş… sen ki Türkiye’yi yıldız ülke yapan girişimci ordusunun bir ferdisin… Yani diyeceğim hakkın var, itiraz etme hakkın var, demokratik yoldan isteme, sesini yükseltme hakkın var. Öyleyse susma arkadaş, çıkar artık sesini… Bırak kardeşim artık bu suskunluğu, sil o iktidar karşısındaki hazin TÜSİAD fotoğrafının hafızamızda kalan acıklı izlerini, o süklüm püklüm fotoğrafı yırt at... Arkadaş hiç olmazsa iyi bir burjuva olmayı öğren. Burjuva olmanın, müzayedelere girip yerli tablo, birkaç nadir gülabdan fiyatı için yarışmaktan ibaret olmadığını anla ve anlat herkese. Tablo almak kadar tavır almayı da düşün biraz be arkadaş…” Özkök TÜSİAD’ı sınıf mücadelesine çağırıyor!   

7 Haziran’da “dur” denilecek veya yenilecek olan, görünürde AKP’ye veya Erdoğan olsa da, sınıf mücadelesinde yenilen veya geriletilen, burjuvazinin en vahşi, açgözlü, arsız… fraksiyonları olacaktır. Millete ne yapmak istediklerini “tape”lerde açıkça söyleyenler veya Soma’da, 3. Köprü’de, HES’lerde, gökdelen inşaatlarında, havuz medyasında, Akkuyu’da halka düşmanlıklarını açıkça gösterenler… 8 Haziran’da, öncelikle onlar baraj sularının altında kalacaklar.