Hayvan türlerinin pek çoğu vahşi yaşamda sürüler halinde yaşarlar. Belgesellerden de çok iyi bildiğimiz gibi sürü, ‘sürü başı’nın en tepede olduğu hiyerarşik bir düzene sahiptir. Genellikle, rakipleriyle dövüşerek liderliği kazanmış güçlü bir erkek, sürü başı olur. Sürü başı diğer erişkin erkekleri sürüden uzaklaştırır, çoğu kendi çocukları olan genç erkeklerin ise ergenlik çağına kadar sürüde kalmalarına izin verir çünkü sürüdeki tüm dişiler, kısaca sürü yalnız ona aittir.

Sürüden topluma geçişin veya güçlünün acımasız iktidarına dayalı sürü düzeninin yıkılışının nasıl olduğuna değin çeşitli sosyolojik, antropolojik açıklamalar yapılır. S. Freud, “Totem ve Tabu” adlı eserinde erken insan topluluklarının sürü yaşamından toplum olmaya geçişlerini şöyle açıklar: “Bir gün kabileden uzaklaştırılan erkek kardeşler, bir araya gelir, babalarını öldürüp yer ve ataerkil kabile düzenine son verir. Birlikte oldukları zaman, bireysel anlamda imkansız olan şeyi yapacak cesareti bulurlar. Kuşkusuz, şiddet düşkünü ilkel baba erkek kardeşlerden her birisi için korkulan ve kıskanılan bir model olmuştur.” 
Cumhuriyetin kurucu “Atababa”larını, Freud’un, Totem ve Tabu’da sözünü ettiği “şiddet düşkünü, rekabete tahammülsüz, hepsini, her şeyi isteyen ilkel sürübaşı baba”ya benzetebiliriz. Onların, Rengarenk bir toplumdan “Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle” yaratmak için pek çok toplumsal rengi toplum dışına sürerek, Türkiye toplumunu nasıl tekçi bir ideolojinin (Kemalizm) cenderesine soktuklarını biliyoruz. 
AKP, 2010 yılına kadar yürüttüğü hegemonya siyaseti ile, Kurucu Atababalar’ın baskı, zulüm, tedip, tenkil, tehcir ve soykırımla mağdur ettiği “kardeşleri” (Ermeniler, Aleviler, Müslümanlar, çeşitli dini-etnik azınlıklar, liberaller, sosyalistler vb.) yani halkın büyük kısmını bir araya getirdi.  2010 referandumuyla tamamlanan bu süreçte, mağdur “kardeşler” tek tek yapmaları “imkânsız olan şeyi yapacak cesareti buldular” ve “Atababa”nın katlini gerçekleştirdiler. Şimdi iktidar blokunda, “Yeni Türkiye”ye “Yeni Baba” arayışının mücadelesi yapılıyor. Freud’un anlattığı toplumsalın kuruluşu mitinde, Atababanın öldürülmesi gerekli ancak yeterli olmayan bir adımdır. Atılması gereken ikinci ve en önemli adım, herkesin ona bakarak yerini/haddini bildiği, itaatin veya isyanın muhatabı Atababa’nın “katlinden” sonra, “babasız” yani yasasız kalan topluluğun, onun yerine neyi, kimi koyacağıdır.
 Freud’un anlattığı mitte, baba katlinin ardından ilkel kabilenin çökmesini önleyen süreci günümüze uyarlayarak şöyle anlatabiliriz: “Erkek kardeşler, babalarını alt etmek için bir araya gelmiş olmalarına rağmen, kadınlar açısından (bunu “ideolojik, sınıfsal hayalleri açısından” şeklinde okuyabiliriz.) birbirlerine rakiptirler. Babaları gibi her birisi de bütün kadınları sahiplenmeyi (“Tek Adam”, tek egemen sınıf olmayı) arzulamıştır. Yeni örgütlenme topyekün bir savaşta çökecektir, çünkü hiç birisi babanın yerini başarıyla alacak güce sahip değildir. Bu nedenlerle kardeşlerin (farklı sosyal sınıfların, kimliklerin), birlikte yaşamak istedikleri taktirde, hepsinin de arzuladıkları ve babalarını ortadan kaldırmalarını istemelerine neden olan kadınlardan (mutlak sınıfsal, kimliksel, ideolojik arzu nesnelerinden) vazgeçmelerini gerektiren ensest yasağını (Bu kurucu yasağı da demokratik anayasa veya evrensel, demokratik hukuk ilkeleri olarak okuyabiliriz) benimsemekten başka çareleri kalmamıştır.” 
Türkiye toplumunun, eski rejimin yıkılmasının yani Atababa’nın katlinin ardından, birlikte yaşayabilmek için, tüm “kardeşlerin” karşısında eşit olduğu demokratik bir hukuk düzenini benimsemekten başka çaresi yok. Freud’a göre, kutsal totem ve dokunulmaz tabu da aynı işlevi görür yani kabilenin bir arada yaşayabilmesini sağlar. Türkiye toplumunun güncel ruh halini belirleyen, “Eski Türkiye”de kurulamayan “kardeşlik hukuku”nu “Yeni Türkiye”de de kuramama kaygısı veya “şiddet düşkünü ilkel baba”nın veya “Atababa”nın”ın yerine, “kardeşlerden” birinin geçme olasılığı karşısında yaşanan korku ve öfkedir. Bu nedenle güncel siyaset ve seçimler, rejimin olağanüstü bir “Tek Adam”/Başkanlık rejimine dönüşmesi tehlikesine kilitlenmiştir. 
HDP’nin barajı yıkması, halkın, zorlu bir mücadele ile  “katlettiği” Atababa’nın yerine yeni bir “baba” istemediğinin ilanı olacaktır. Türkiye, “babasız”, özgür, demokratik bir toplum olma yolunda önemli bir adım atacaktır. HDP barajı aşamazsa, Erdoğan’ın, hızla faşistleşen olağanüstü rejimi yerleşiklik kazanacak ve sürüleşmeye, “sürü başına” direnenler, toplum dışına sürülmeye çalışılacaklardır. Ancak direnenler ne kadar bastırılırlarsa bastırılsınlar, şiddet düşkünü başkan babaları alaşağı etmek için geri gelirler.