Şanlıurfa’da mesleğe başladığım ilk yıl, tecrübesiz bir hekim olarak Ortopedi uzmanı ile birlikte poliklinik yapıyordum. Odamızın personeli yerli bir aşirettendi. Sürekli olarak aşiretin işlerine koşturduğundan, onun yapması gereken işler ortada kalıyor, yaptığı ayrımcılık ve oldu bittiler diğer hastaların tepkisine neden oluyordu. 

Bir, iki, üç… uyarılara rağmen, “doktorum idare et” kabilinden bildiğini okumaya devam ediyordu. Sorunu hastane yönetimine taşıdığımda, konuyu ele alabilmeleri için yazılı müracaatıma gerek duyduklarını ifade ettiler. Ben de saf saf döşendim bir dilekçe verdim başhekim yardımcısına. 
Bir ay oldu, tık yok. “Ne oldu bizim dilekçe?” diyorum, “değerlendiriyoruz” diyorlar. Başhekim değişti, ben başka bir servise geçtim, adam yerinde duruyor. Derken bir gün hışımla içeri girdi ve “beni şikayet etmişsin, ben sana ne yaptım?” diye gürledi. Ben de o şikayetin birlikte çalıştığımız günlere ait olduğunu, bugüne ait olmadığını söyledim ama ne çare. Meğer sumen altı edilen benim dilekçe, yeni başhekimin tasarrufu ile işleme konmuş.   
Aylar geçti, bir gün kendisiyle boş bir yolda karşılaştık. Biraz da alkollüydü ve çekti silahını belinden, dayadı göğsüme. “Doktor, ver bakalım şimdi o şikayetin hesabını!” dedi. “Bunun için mi vuracaksın beni?” deyince duraladı, sonra da şakaya vurdu olayı. “Sen beni şikayet ettin ama, bak ben seni öldürmedim”e getirdi. Artık bu ülkede şikayetin neye yaradığını öğrendiğimden, polise falan gitmedim.
Maalesef her meslektaşım benim gibi şanslı olmadı. 24 yılı bitirirken mezuniyet dönemizden kadın arkadaşlarımız dahil şiddete maruz kalmayan hekim yok gibidir. Sağlık çalışanlarından birçok kişi üstelik görevi başında silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. İstanbul’daki çalıştığım hastanemin başhekimi ölümden döndü. 
Acil servisteki saldırılar her dönem yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Güce ve paraya dayalı sistemin acısı, hep bu sistemin acımasızlığını açıklamak zorunda kalan acil hekimlerinin başında patlamaya devam ediyor. 
Öte yandan siyasi partiler, ne sağlık hizmetlerindeki tıkanıklıkları çözmek, ne de toplumsal şiddeti önlemek için ciddi bir adım atıyor. Meslek kuruluşları ve sendikalar ise popüler eylemler ile sorunları havaya savuruyor. 
Ülkede neredeyse herkesin belinde silah varken ve bu silahla kendi adaletinin peşine düşmüşken, Suriye’ye giden silahların görüntüsü üzerine fırtınalar kopuyor da, kimse Türkiye’deki silahları toplatmaktan bahsetmiyor. 
 
Kadir Dadan
2 Haziran 2015