Seçim sonucunda ortaya çıkan meclis sandalye dağılımı, uzun yıllardan beri unuttuğumuz siyaset kanallarının açılmasını sağladı. Dört farklı tabana sahip parti mecliste yer bulunca, ilkokul çocukları bile matematik formüllerini bırakıp koalisyon formüllerinden bahseder oldu. Ortalık koalisyon seçeneğinden geçilmiyor.  “Konuşan Türkiye” için iyi.

Muhalefet partileri seçimlerinin temel kaybedeninin cumhurbaşkanı olduğu görüşünde. Buna dayanarak koalisyon seçeneklerini değerlendirirken, onun anayasal sınırlara dönmesini bir ön kabul olarak dile getiriyorlar. Gerek AKP ile, gerek AKP’siz tüm koalisyon seçeneklerinde cumhurbaşkanının, işlere karışmadan kenarda oturacağını hayal ediyorlar.

Hayaller bununla da sınırlı değil, AKP’siz, CHP’li, MHP’li, HDP’li koalisyon ya da azınlık hükümeti nasıl kurulur, herkes kafa patlatıyor.

Seçim öncesinde başka kişilerin, başka hayaller kurduğunu, ama gerçeğin bambaşka olduğunu unutuyoruz. Siyaset, ancak gerçeklerin üzerine inşa edildiğinde demokrasinin işlemesini sağlar.

Bugünün acı gerçeklerine iktidar açısından bakacak olursak, Recep Tayyip Erdoğan halk oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır ve hala AKP’nin lideridir. Başkan olamamıştır ama henüz gücünden bir şey kaybetmemiştir. Başarısız olan başbakan Davutoğlu’dur ve eğer iktidarı tutacak bir formül üretemezse Ağustos ayındaki kongrede yolcudur. Erdoğan’ın Davutoğlu’nun yerine koyacağı daha iyi bir seçenek yoktur. Zorunda kalırsa kendisi tekrar partinin başına geçebilir ve bir erken seçimle AKP iktidarını kurtarabilir. En olası seçenek olarak AKP azınlık hükümeti(MHP dışarıdan destekli) kendilerine bugün için nefes aldırabilir ama uzun vadede yasama ve denetleme gücünün kaybedilmesinin yanı sıra, diken üstünde faaliyet gösterecek iktidar nedeniyle, Davutoğlu ile birlikte Erdoğan’ın ve AKP’nin de eriyeceği bir sürece yol açacaktır.

CHP'nin yana yakıla iktidar formülleri peşinde koşması, aksi durumda Kılıçdaroğlu ve ekibinin seçim başarısızlığının daha belirgin biçimde görünür olacağından. CHP’siz bir iktidar seçeneğinde parti yönetiminin ayakta kalamayacağı açık. Bu yüzden bir AKP-CHP koalisyonuna bile doğrudan hayır diyemiyorlar. Ana parti politikalarını oluştururken yaptıkları gibi, koalisyon seçeneklerini de bürokrat ve akademisyenlerle tartışmayı yeğliyor, ön seçimle sahaya sürdükleri parti tabanını dikkate almıyorlar. Bu halleri ile de bir koalisyon seçeneği oluşturamıyorlar.

Seçim akşamından beri medya ve akademisyenlerin en çok eleştirdiği parti şüphesiz MHP. Ancak pozisyonunu en iyi koruyan parti aynı zamanda. Herkes AKP’nin iktidara gelmesini sağlayan 2002’deki erken seçim hamlesinin tekrar edilmesinin, yeniden AKP’ye tek başına iktidar şansı vereceğini düşünüyor. MHP ise, HDP’nin yükseliş gerekçesi olarak çözüm süreci üzerinden AKP’nin milliyetçi oylarının peşine düşmüş durumda. Davutoğlu’nun yanıt üretmesi zor. Doğudan sonra Orta Anadolu’da artacak oy kayıpları AKP’nin kapısını çalabilir.

Seçimin parlayan yıldızı HDP için ise zor zamanlar yeni başlıyor. Her şeyden önce seçimde yeterliliğini kanıtlamış bir “Türkiye Partisi” olarak, hem İmralı ve Kandil’in bir adım önüne çıkacak demokratik karar alma düzeneklerini inşa etmek, hem de Türk realitesiyle ne ölçüde hemhal olabileceğini ortaya koymak durumunda. Dış politikada sosyalist düşünce ile ayrıştığı ABD, NATO ve AB konuları başta olmak üzere daha anlaşılır cümleler kurmak zorunda. Ancak bundan sonra Syriza’laşmaya başlayabilir.

Her ne kadar medya ve sermaye kesimi büyük koalisyonu pompalasa da benim öngörüm cumhurbaşkanının hiçbir koşulda süreci elinden çıkaracak kararlara imza atmayacağı yolunda. Bu nedenle önce meclis başkanlığı seçiminde AKP adayının seçilmesini sağlayacak hamleler yapması (ikinci turda 60-70 oyla MHP adayını desteklemek gibi) beklenebilir. Hiçbir koşulda AKP dışında bir partiye hükümet kurma görevini vermeyecektir. Bu nedenle en olası senaryo iki yıllık bir AKP azınlık hükümeti(MHP destekli) ya da sonbaharda erken seçim olarak görünüyor.