Seçim sonrasında mecliste ortaya çıkan tablo bir koalisyon gereğine işaret etti. İşaret etti ama AKP-CHP-MHP arasında süren kısa alanda paslaşmaların karmaşıklığı, koalisyonun olur, olmazlığı konusunu papatya falına dönüştürdü.

AKP'nin mecliste çoğunluğu kaybetmesiyle CHP'nin  yüzde 60'lık blok üzerinden AKP'yi iktidardan uzaklaştırma hesapları MHP'nin HDP'yi yok sayan tutumuyla boşa çıktı.

Ardından ihtimal hesapları bir azınlık hükümeti üzerine kurulmaya başladı.

Yoksa, Erdoğan'ı hiç de memnun etmeyen seçim sonuçlarının yeniden seçimle değiştirilebileceği ihtimali mi, AKP'nin esas amacıydı.

Gelinen bu aşamada koalisyonu kurabilecek partiler içerisinde HDP'nin sözü edilmiyor artık. Bana kalırsa da, HDP bakımından meclisteki üç partiden herhangi biriyle koalisyona ortak olmak kendini inkar etmek olacaktı. Fakat zaten sistem partileri onu dışlamış bulunuyorlar.

Erdoğan'dan hükümeti kurma görevini alan Davutoğlu, ilk turda CHP, MHP ve HDP ile görüşeceğini açıklarken, ikinci tura ihtiyaç olursa HDP ile görüşmeyeceğini ifade ederek, HDP'yi devre dışı bıraktığını söylemiş bulunuyor.

Kendisiyle aynı sayıda milletvekiliyle mecliste yer alan HDP'yi yok saydığını ilan eden MHP de sistemin bir uzvu olarak görevini ifa etmiş bulunuyor.

Evet, MHP sonuç itibariyle sistemin bir uzvudur. Sistemin kötü polisidir. Meclis başkanlığı seçiminde alemi sersem, kendini kurnaz zannederek  geçersiz oy kulanıp AKP'li İsmet Yılmaz'ı meclis başkanlığına taşımıştır.

MHP, 1965'te Alpaslan Türkeş ve arkadaşlarının Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne girerek yine aynı yıl Alpaslan Türkeş'in parti başkanlığına seçilmesi ve 1969'da Milliyetçi Hareket Partisi adını alarak siyasi hayatta yerini almıştır.

MHP iki kutuplu dünyanın yaşadığı rekabette, uluslararası sermayenin, emperyalizmin Türkiye'de sosyalizme karşı şiddeti örgütleyen vurucu gücü misyonuyla varlığını sürdürdü. Sosyalizmin toplumsal meşruiyet kazanmaya başladığı 1960'ların sonuna doğru, kurduğu komando kamplarıyla para-militer çeteler oluşturmaya başladı.

Bütün dünyayı saran 1968 gençlik hareketleri Türkiye'yi de etkileyerek gençliğin hızla devrimci örgütlenmesinin yolunu açtı. Dev-Genç gençlik içerisinde itibar kazanarak kitleselleşti.

Gençliğin sosyalizmle buluşmasının önünü kesmek isteyen muktedirler, MHP'nin komandolarını hareketlendirerek şiddete yöneldiler. Komandoların silahlı saldırılarıyla gençlik önderleri vurulmaya başlandı. Taylan Özgür, Battal Mehetoğlu...

70'li yıllarda ise komandoların Ülkü Ocakları olarak örgütlenmesi ile devrimci gençlere, işçilere yönelik saldırıları bu örgüt üstlendi.

MHP gerici Milliyetçi Cephe iktidarlarının vazgeçilmez unsuru haline geldi. Faşist saldırılar iktidarlar tarafından teşvik edildi. Faşist failler devlet tarafından himaye edildi.

12 Eylül askeri darbesi tarafından MHP yöneticilerinin cezaevine alınmasını MHP'liler şöyle karşılamıştı “Fikrimiz iktidarda, kendimiz zindanda”

Sistemin kötü polisi MHP şimdi de bu rolünü Kürt halkının büyük çoğunluğunun desteğini arkasına alan HDP'ye karşı oynuyor. Saldırgan bir üslupla HDP'ye yükleniyor, çözüm sürecini ortadan kaldırma çağrıları yapıyor. Böylelikle sistemin iyi polislerinin elini güçlendiriyor. Kürt halkının taleplerine karşı 'Türk' muhalefetinin varlığını ispat ediyor!

MHP rolünü oynamaktadır, oynayacaktır. Devrimcilere düşen ise bu oyunun bütün cephelerini bilerek, MHP'yi ve sistemin bütününü teşhir etmek olmalıdır.