Dolmabahçe'de HDP heyetiyle hükümet temsilcileri biraraya gelmişler ve 10 maddelik bir mutabakat metnini basına açıklamışlardı.

Bu metnin barışın ve Kürt halkının temel demokratik haklarının sağlanması doğrultusunda atılmış bir adım olduğunu herkes anladı.
 
Bir tek anlamayan, anlamak istemeyenin de Tayyip Erdoğan olduğu görülüyor.
 
Erdoğan ısrarla Dolmabahçe'de çekilen mutabakat fotoğrafının kendinden habersiz bir şekilde vuku bulduğunu söylüyor. Bu fotoğrafın olmaması gerektiğini ifade ediyor.
 
Ne var ki, AKP'nin ve hükümetin 'Kutsal Şefi' olduğunu bildiğimiz Erdoğan'ın Dolmabahçe mutabakatından habersiz olduğu kimselere inandırıcı gelmedi, gelemedi.
 
Ve nihayet, Can Dündar Cumhuriyet gazetesinde Dolmabahçe mutabakatının perde arkasını anlattığı bugünkü yazısında  “Mutabakatın perde arkasını bilen çevrelerin verdiği bilgiye göre Hükümet adına Dolmabahçe’de müzakerelere giren heyet, HDP’lilerin her talebini anında telefonla Erdoğan’a iletti ve onay aldı. “ bilgisini verdi.
 
Böylelikle herkesin bildiği sırrın, sır olmaktan çıktığını görmüş olduk.
 
Erdoğan'ın bu çelişkisinin sebebini de elbette biliyoruz. Onun başkanlık hülyaları içerisinde debelenirken içine düştüğü çelişki bataklığının sebebi, ne yaparım da  AKP nasıl daha fazla oy alabilir hesaplarıdır.
 
Erdoğan, dün söylemde çözüm sürecini savunabilir, bugün ise çözüm sürecinin engeli haline gelebilir. Onu bu farklı tutumlara sürükleyenin  oy hesapları olduğunu biliyoruz. Ama daha önemlisi çözüm süreci söylemiyle çözümü süründürenin de kendisi olduğunu bilmekteyiz.
 
Şimdi koalisyon kurma sürecindeyken, Erdoğan'ın esas amacının seçimi tekrarlatmak olduğu su yüzüne çıkıyor. Belki de bu ruh halini yenilen pehlivanın doymazlığı ile açıklayabiliriz.
 
Seçim ihtimalinin varlığı AKP'nin kalemşörlerini derin düşüncelere sevk etmiş görünüyor.
 
Onların gözleri 7 Haziran'da büyük bir sıçramayla oylarını yükselten HDP'ye ve oyunu bir oranda artıran MHP'ye dönüyor. Bir tarafta barışçı çözümü isteyen HDP, diğer tarafta çözüm sürecine karşı olan ve çözümü silahta gören MHP var.
 
Ahmet Taşgetiren AKP bakımından CHP'yle veya MHP'yle yapılacak koalisyonun getiri ve götürülerini değerlendirirken şunu diyor “Öte yandan Ak Parti’nin Türkiye’nin tamamında karşılığının bulunması çok hayati bir özelliğidir. 7 Haziran bu alanda bir yara açtı. MHP ile koalisyonun bu yarayı derinleştirme riski var...   Bunun hesabının çok iyi yapılması lazım. Ak Parti’nin Kürtlere yönelik politikasının MHP diline dönüşmesi, Türkiye adına bir kayıp olur. Silahlı yapının tasfiyesine yönelik hassasiyet ise MHP’li koalisyonun artısı olacaktır.”
 
Görülüyor ki  AKP' de, AKP'nin kalemşörleri de oy hesabı yaparken bile Kürdü kazanmanın yolunun hala kullanılacak dille alakalı olduğunu sanıyorlar. Bu sığ analizler onların ufkunun iyice daraldığını gösteriyor. 
 
Çok açık değil mi? Çözüm ve barış ancak ve ancak savaşan güçler tarafından yapılır. Bu hakikat kabul edilmeden hiçbir adımın atılamayacağı aşikardır.