Seçimler sonucunda AKP tek başına  iktidar olamayınca, her türlü entrika ve tehlikeli maceralara yol alacağının işaretlerini vermeye başlamıştı.

Nihayetinde de 31 gencin katledildiği Suruç vahşetinden sonra, şimdiye kadar destek olduğu aşikar olan IŞİD'e karşı ABD'yle ortaklaşarak Suriye'deki savaşın içine dahil oldu.

Stratejik derinlik planıyla, iktidarın Ortadoğu'da bir sünni eksen yaratarak Yeni Osmanlı hegemonyası kurma teşebbüsü  fiyaskoyla sonuçlandı. Bu plan aynı zamanda Ortadoğu'da dört devlet sınırları içinde yer alan Kürt halkının statü taleplerini engellemek amacını da taşımaktaydı.

Erdoğan Kobani direnişiyle Rojava'da zafer kazanan Kürt halkının yenilgiye uğramasını arzu ettiğini saklamamış, Suriyenin kuzeyinde yeni bir devlet kurulmasının Türkiye'nin kırmızı çizgisi olduğunu ilan etmişti.

24 Temmuz'da Türkiye savaş uçakları IŞİD'i bombalamaya başladı. Akabinde de Güney Kürdistan'da ki PKK kampları da bombalandı. Bunun yanında Türkiye içinde de esas olarak Kürtleri ve sosyalistleri hedef alan tutuklama operasyonu başlatıldı.

Seçim sonuçları bakımından iktidardan düşmüş olan AKP'nin, IŞİD'e karşı savaş maskesi altında Kürt siyasi hareketine ve sosyalistlere savaş açtığı bir sürece girilmiş bulunuluyor.

Seçim kampanyası süreci boyunca Dolmabahçe Mutabakatı'nı reddederek, çözüm sürecini boşa çıkartan Erdoğan böylelikle süregiden ateşkes durumunu dinamitlemiş oldu.

Artık, yeniden seçim ihtimali kuvvet kazanıyor. AKP içeride ve dışarıda ülkeyi savaşa sürükleyerek milliyetçi oyları kazanıp tekrar tek başına iktidar olmayı hedefleyebilir. Bu doğrultuda da bu toprakları kan banyosuna çevirebilir.

Ancak dikkatle altının çizilmesi gereken husus, AKP'nin yeniden yapılacak seçimlerde 7 Haziran seçimlerine kadar ciddi oy aldığı Kürt illerinden oy kazanmak yerine, Türk milliyetçilerinin oylarını kazanmayı tercih etmiş olmasıdır. Dolayısıyla, mesele AKP'nin yalnızca oy kazanmak maksadıyla savaş yolunu tercih etmiş olması değildir. Aynı zamanda Ortadoğu'da giderek güç kazanan, statü elde eden Kürt halkının önünü kesmek amaçlanmaktadır.

AKP'nin zihniyet dünyasının Türk-İslam sentezi damarından beslendiği nihayetinde milliyetçiliğin bu partinin de politikalarını belirlediğini unutmamak gerekiyor.

Nitekim Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamada “Bu noktasal bir operasyon değil, bir süreçtir. Türkiye'yi tehdit sürdüğü sürece de devam edecektir. Tehdit unsurları başkaldırdıklarında da en sert şekilde mukabele edecek şekilde hazırlıklarımız vardır.“ diyerek, siyasi çözümün değil, silahlı çözümün peşinde olduğunu ilan ediyor.

AKP'nin çözüm sürecini yıllardır süründürerek, Kürt halkının temel demokratik taleplerini hiçe saymasının gün yüzüne çıktığı bu dönemde, artık silahı masaya koyduğu görülüyor.

Diğer yandan seçim süreci boyunca saldırılara , bombalamalara, katliam teşebbüslerine maruz kalan Kürt siyasi hareketi, en sonunda Suruç'ta 31 genç insanın canlı bomba tarafından katledilmesiyle misilleme hareketine başvurdu. Şu ana kadar 4  polis ve 2 asker öldürülmüş durumda. Bu eylemler yasal siyasi alanda mücadele veren HDP'nin de zorlu bir sürece girdiğine işaret ediyor. 

Yaşanan gerilimin sonucunda ortaya çıkan durumla ilgili HPG "Suruç'ta gerçekleşen katliama misilleme amacıyla bazı yerel birimlerin yaptığı kısmi misilleme eylemleri ateşkesin tarafımızdan bozulduğu anlamına gelmediği gibi, zaten bu eylemler bir merkezi karardan ziyade tepkisel çıkışlar biçiminde gelişmişlerdir.” diyerek, bu eylemlerin merkezi bir karara dayanmadığını açıkladı.

Erdoğan'ın demokratik çözüm yerine gerilimi tırmandıran politikası, uzun zamandır durmuş olan Türk, Kürt can kayıplarını yeniden karşımıza getirmiş bulunuyor.

AKP ve Erdoğan savaş yolunu tercih ederek kazanacaklarını umarken, göreceklerdir ki, dimyata giderken evdeki bulgurdan olacaklardır. AKP'nin başlayan çöküşü başvurdukları bu yolla onu daha da çabuk yok oluşa sürükleyecektir.