Cumhurbaşkanının iftar sofrasından sonra, TMMOB’nin sofrası da medya gündemine düştü. Elbette bu sefer masanın ve yemek takımlarının değil, yıllanmış şaraplar ve özel içkilerin maliyeti sorgulanıyordu. 
Aslında her gün birçok yerde birçok sofra kuruluyor ve geçmişe baktığınızda bu sofraların kuruluş karakterlerinin değiştiğini görüyoruz. 
İster devlet, ister sermaye kesimi, ister odalar, ister sendikalar, ister dindar-muhafazakâr, ister laik-Atatürkçü, ister kentli, ister köylü kim tarafından kurulursa kurulsun, bu değişim kapitalist bir biçim kazanmış durumda.
40 yıl önce özellikle kırsal alanda kurulan sofralar, birlikte kurulur, birlikte kaldırılırdı. Eli maharetli bir aşçının eşliğinde köyün ortak kazanlarında yemekler pişirilir, yine ortak kap kacakta el birliği ile dağıtılır, el birliği ile bulaşıklar temizlenirdi. Yemeğin sahibi, sadece malzemeyi temin ederdi. Özel bir güne ya da köyün davetlilerine veriliyorsa, ortak bütçeden temin edilirdi.
Bugün siyasal olsun, sosyal olsun, hemen tüm sofralar, bu iş için organize olan şirketler tarafından ücreti karşılığı kuruluyor ve kaldırılıyor. Kullan-at plastik çatallı, köpük tabaklı, kağıt bardaklı servis ile her yer çöp içinde bırakılıyor. 
Bu modern Halil İbrahim Sofralarında, gücü olan bastırıp parayı 10000 kişilik iftar veriyor. Ye ye bitmeyen, yemeği verenin gelmiş geçmişine dua eksik olmayan, bol bol “rıza” kazanılan, ama değirmenin suyu sorulmayan sofralar…
Gücü olmayan gariban ise bir lokma döktürmenin hesabını yapıyor. Bir kişinin “adam” olup olmadığına, kurdurduğu sofranın büyüklüğüne ve yanına oturttuğu kişilerin kim olup, kim olmadığına bakılıp karar veriliyor. 
Biz de Ocaklar’da bir sofra kuruyoruz ve başkasına gerek kalmadan kendimiz anlatalım istedim bu sofrayı. Çünkü biz cumhurbaşkanının da, odaların da sergilediği örneği benimsemiyoruz ve sofraların eskiden olduğu gibi birlikte kurulmasını, birlikte kaldırılmasını savunuyoruz.
Soframızın kurulduğu mekan, içki ruhsatına sahip çay bahçeleri. Kimi belediye tarafından kurulup ihale ile işletilen, kimisi ise dostlarımızın özel mülkiyeti. Sadece temizlik için kendilerine bir miktar ücret ödüyoruz ya da onların katkısı oluyor.
Soframızın 200 kişilik tabak, bardak ve çatalları, beldemiz derneği üzerinden ortaklaştırdığımız ve ortak kullanıma açtığımız malzemeler.
Soframızın düzenini kuranlar, servis yapanlar, toplayanlar ve bulaşıkları yıkayanlar, gönüllü katılımcılarımız.
Soframızın eğlencesine katkı sunanlar, yine gönüllü katılımcılarımız.
Soframızın yiyeceklerini ve içeceklerini getirenler de gönüllü katılımcılarımız. Kimin elinden iyi ne geliyorsa, kim başkasıyla neyini paylaşmak istiyorsa, olmadı meyvesi, çereziyle…
Ekmeğimiz özel değirmen unundan, şaraplarımız ev yapımı. 
Az ama öz, her canlı gibi sonlu bir sofra…
Ve soframızın adı “Güneşin Sofrası”. Canlılığımızın ve o sofradaki her şeyin kaynağı. Onun altında ve onun sofrasında hepimiz eşitiz, hepimiz dostuz. 
Nazım Hikmet’in dediği gibi; “Dostların arasındayız, güneşin sofrasındayız!”  
Size bir sır vereyim; o sofrayı güneşin altında yaşanan her yerde siz de kurabilirsiniz. Yeter ki isteyin!