Yazının başlığındaki sözler Prusyalı general Carl Von Clausewitz'e aittir.

Savaşın politik amaca hizmet eden bir araç olması, savaş çıkartanın hangi politik amaçla bu yönelime başvurduğunun açıklanmasını gerektirir.

Politik amacın ne olduğu anlaşılmazsa, 1.Dünya savaşının bir Sırp gencinin Avusturya-Macaristan krallığının prensine karşı yaptığı bir suikastten kaynaklandığını anlatan resmi tarihin alıklaşmış esirleri haline geliriz.

 Bütün savaşların bu biçimde yüzeysel açıklaması olduğu gibi, savaş çıkartan devletlerin politik amaçlarının ne olduğunu açıklamaya yönelen başka biçimi de vardır.

Suruç katliamı ve IŞİD çetelerinin askerleri vurmasından sonra AKP hükümeti IŞİD'e ve PKK'ye savaş açtığını ilan etmiş, 24-25 Temmuz gecesi Kandil'de PKK kamplarını bombalamaya  başlamıştır. IŞID'e karşı yapılan hava saldırılarının ise göstermelik olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştır.

Türkiye hükümeti için IŞİD bir bahane, PKK esas hedeftir.

Türkiye devletinin içeride ve dışarıda Kürt halkını bir tehdit unsuru olarak bellediği, sistem partilerinin hepsinin de nihayetinde bu plana göre hareket ettiği  herkesin bildiği bir sırdır.

Ancak zaman zaman bu hakikat gözden kaçırılarak, Kürt halkının temel demokratik taleplerini çözebileceği sanısı bir sistem partisi olan AKP'ye vehmedilmiştir.

Bunun böyle olmadığı, Rojava'nın kuruluşu ve muazzam Kobani direnişi karşısında bizzat cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Buradan Türk milletine ve dünyaya sesleniyorum: Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına müsaade etmeyeceğiz" sözleriyle ortaya serildi.

Türkiye devletinin başı, yalnız Türkiye'de yaşayan Kürde değil, sınırların ötesinde yaşayan Kürde de müdahale etme, onu tehdit görme hakkını kendinde bulmaktadır.

Bu bakımdan devletin politik amacı  ortadoğuda Kürt halkının kazanımlarını engellemektir. Bu doğrultuda da araç olarak savaş başlatılmış bulunuyor.

Kuşkusuz ortadoğu Türkiye'nin serbestçe at koşturacağı bir alan değildir. Ortadoğu enerji kaynaklarının zenginliğiyle büyük emperyalist güçlerin de oyun alanıdır.

Öyle ki, AKP'nin ortadoğuda Sünni eksen yaratarak bir bölge gücü olmak için IŞİD'e destek olduğunu biliyoruz. Ancak IŞİD'in bölgede ABD'nin etkinlik alanına saldırması karşısında AKP'nin tutumunu sürdürme imkanı kalmamış ve ABD'nin zoruyla saf değiştirmiştir.

Türkiye'nin ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine katılmış olmasının ABD tarafından ona çizilen kırmızı çizgisi YPG güçlerinin bulunduğu alana saldırı yapmamasıdır.

Bu tutumu somutlarsak Radikal'in haberine göre “Perşembe günü Dışişleri Sözcüsü Mark Toner da söyledi ve Ankara'nın PKK'ya yönelik hava saldırılarının Suriye'deki YPG güçlerini kapsamaması gerektiğini belirtip "Bu kuvvetlere zarar verilmemeli ya da ateş açılmamalı. Türk Hükümeti de açıkça kabul etti" dedi. “

ABD'nin politik amacı bölgede çıkarlarını tehdit eden IŞİD'i durdurmak olduğundan, IŞİD'e karşı savaşan YPG güçleriyle fiilen birliktelik içindedir. YPG için de Kürtlerin varlığını tehdit eden IŞİD'e karşı olan her güçle bu somut hedef için birliktelik doğal ve kaçınılmazdır.

Türkiye esas olarak Kürt siyasi hareketine karşı savaşmayı temel alırken, ABD IŞİD'e karşı savaşı temel almaktadır.Türkiye ile ABD'nin bölge üzerindeki politik amaçlarının örtüşmediği aşikardır. 

Fakat sürecin bir başka niteliğini de görmezden gelmemek gerekiyor. Suriye'nin kuzeyinde YPG'nin hakim olduğu bölgeyi Türkiye için kırmızı çizgi haline getiren ABD, Türk savaş uçaklarının Kandil'i günlerdir bombalamasını Türkiye'nin meşru müdafa hakkı olarak değerlendirmektedir.

Bir an bile akıldan çıkarılmaması gereken, emperyalizmin dostluğunu belirleyen faktörün kapitalistlerin ekonomik çıkarları olduğudur.