Seçimlerden önce “Ya sonra?” başlıklı bir makale yazmış ve seçim sonrası çıkabilecek sorunları tartışmıştım. http://yarinhaber.net/author/kadirdadan/782

Seçimlerden sonra karmaşıklaşan siyasi tablo yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Artık daha açık görünüyor ki yenilenecek bir seçim ile karşı karşıyayız ve olası saflar da belirginleşmeye başladı. 

Sermaye kesiminin masaya koyduğu büyük koalisyon kitabına iki satır yazı yazmaya bile kimse yanaşmadı. Dolayısıyla politik temelleri bulunmayan ve Erdoğan’ı yok sayan bu seçenek, yenilenen seçimde de bir düş olarak kalacak görünüyor. 

MHP, devletin son 35 yılının derinliklerindeki ideolojik köklerini devreye sokarak CHP’den çok farklı olan duruşunu keskinleştirdi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gibi Erdoğan karşıtı bir CHP-MHP koalisyonunun genel seçimlerde de mümkün olabileceğini savunmak artık pek kolay değil. 

MHP’nin Erdoğan ve Davutoğlu’na yönelttiği salvoların amacı açık ki iktidarı kaybeden AKP’nin parçalanmasına yönelik ilk hamleler. Bunu IŞİD’e karşı başlatılan savaşın Türkiye içine yansıyan operasyonlarıyla birlikte Saadet Partisi’nin sesinin yükseltmesi takip edecektir. 

Keza AKP’nin kuruluşundaki özde yatan ve bir hamlede Gül’ün etrafında toplanabilecek olan bir iç grup da, genel gidişattan ve onun sorumlusu Erdoğan’ın istişarelerini ve tercihlerini parti dışına çıkaran tavırlarından hoşnut değil. Önce parti içinde sesini yükseltecek ve genel başkan değişikliği isteyecek, olmazsa ilerleyen süreçte kendi partilerini kuracaktır. 

Başbakan’ın da, parti yönetiminde olmayan Cumhurbaşkanı’nın da bu saldırılara yanıt üretebilmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü artık keyfi yerinde bir seçmen ve partili yok. “Mağdurum, bana saldırıyorlar” edebiyatı bu noktada karın doyurucu değil ve şiddetin hesabı hiçbir zaman tek taraflı fatura edilmez. Öte yandan “paralel yapı” ile mücadele, bir ölçüde kendi içinde bir mücadeledir ve örgütsel bir zafiyet yarattığı da ortada. Yine de iktidarlarını korumak için tüm güçleriyle mücadele edecekler, bu uğurda şiddetin dozunu artırmaktan çekinmeyeceklerdir.

Bütün bunlar önümüzdeki yıllarda sağın daha parçalı bir duruma sürükleneceğini ve sola gerçek bir iktidar şansı doğabileceğini göstermektedir. Bu şansı kullanabilmek için geçmişin özeleştirisini vererek bugünden barış koalisyonu görüşmelerini hızlandırmak ve seçmen tarafından iktidar adayı olarak görülebilecek bir seçim ittifakını masaya yatırmak gerekiyor. Bu konuda seçmene verilecek ilk ve en büyük güvence silahların susmasıdır. 

Bu noktada geçmişe biraz dönmek ve 1991’deki ittifakın sonuçlarını iyi irdelemek, aynı hataları tekrarlamamak ve yeni bir vizyonu ortaklaşa ortaya koymak çok önemli. HDP artık Kürt sorununun temsili için değil, çözümü için parlamentoya giriyor ve sorumluluğunu aldığı hareketin liderliğini de üstlenmek durumunda. Ne çözüm sürecini buzdolabına kaldıran Cumhurbaşkanının ne de silahları konuşturan AKP’nin bu konuda çözüm ortağı olamayacağı aşikar. 

Öte yandan emek, barış, demokrasi ve doğa eksenli barış koalisyonu, kararsız ya da ideolojik olarak bağımsızların oyunu alabilmek için de kurulmalıdır. Sendikalar, Meslek Odaları, Sivil Toplum, Sosyalistler ve yeşil hareket böyle bir koalisyonu destekler ve yeni bir Türkiye’ye yelken açabiliriz. 

CHP tabanı da, bir koalisyon ortağı olarak MHP ile bir yere gidemeyeceğini, hem kendi iktidarı için, hem de ülke geleceği için doğru tek seçeneğin barış koalisyonu olduğunu, aksi takdirde ömür boyu muhalefet olarak kalacağını artık görmelidir. 

HDP de konfederal bir Kürt birliği için önce Türkiye’de bir çözüm üretilmesi gerektiğini, Türkiye’deki siyasal düzeni değiştirmek için de önce onu tanınması gerektiğini hem örgütüne, hem kendi tabanına hem de Kandile kabul ettirmelidir. 

Bu barış koalisyonu ancak Türkiye gibi büyük ve coğrafi olarak sorunlarla dolu bir bölgede bulunan bir devleti yönetmeye talip olacak kadrolar sürece katılarak kurulabilir. Hem CHP, hem de HDP, siyasi olarak çevresini bu yönde geliştirmek, şimdikinden daha nitelikli kadrolar ve birlikte hareket edebilecek ortak bir çevre oluşturmak durumundadır.  

Keza, seçim sonrasına ilişkin kapsamlı bir koalisyon protokolü seçim öncesinde seçmenin önüne konulmalıdır. Bunlar olduğunda seçmen, AKP’nin karşısında güçlü bir iktidar seçeneği görecek ve silahları susturacak, anaları güldürecek günlere giden yolun kapısını aralamaktan çekinmeyecektir. 

Kısaca bugün önemli olan iktidarı istemek ve kiminle paylaşabileceğine karar vermektir.

Aksi takdirde çok zor geçecek yıllar bizleri bekliyor…