'Hepiniz Ermenisiniz' çığlıklarıyla Cizre halkına karşı saldırıya geçen polisler ırkçı zihniyetlerini ortalığa saçtılar.

Kuşkusuz, memleketin cumhurbaşkanının 'Afedersiniz Ermeni' ifadesini sarfettiği bir yerde aşağıdakilerin bu ifadeyi tercüme ederek, durumdan vazife çıkarmaları da doğal bir sonuç oluyor.

İşte aslında sarfedilen bu sözler, Cizre'de neler olup bittiğinin de özünü su yüzüne çıkarıyor.

Türk ırkçı şovenistinin ve onun etrafında dolaşabilenlerin zihnindeki düşman Ermeni'dir, muktedire karşı direnen kim varsa o da Ermeni'dir. 

Bir ırkçının ilk işi direnişçinin sünnetli olup olmadığına bakmak olur. Çok meraklıdır bu konuda.

Ermeni halkını 1915 soykırımıyla Anadolu'dan yok edip, malını mülkünü gaspetmek yeterince tatmin etmemiş olacak ki düşmanı Ermenilikle özdeşleştirir.

Bu niteleme kullanışlıdır da, çünkü farklı etnik kimliklerden oluşan Türkiye toplumunun, denildiği gibi yüzde 99'luk Müslümanlık  kimliği ortak paydası olarak belirlenir, Hıristiyan kimliğe karşı Türk-İslam senteziyle seferber edileceği düşünülür.

İşte 9 gün boyunca Cizre halkı devletin resmi görevlisince düşman Ermeni olarak bellenmiş, keskin nişancılar tarafından bebek ,çocuk, genç, yaşlı, erkek, kadın olarak  ayırt edilmeksizin vurulmuş, öldürülmüştür.

Bir şehir güvenlik güçleri tarafından kuşatılmış, tanklarla, ağır silahlarla, kurşunlanmış, bombalanmıştır. 

Peki, askeriye ve AKP'nin  bu operasyonlarda ittifak halinde olduğu görüldüğüne göre, bu şiddetin sebepi nedir? Bu ittifakın ortak amacı nedir?

Aslında bu ittifakı sağlayan ortak amaç, Kürtlerin Ortadoğu'da ne biçimde olursa olsun statü elde etmelerini önlemektir. Devletin her aşamada  kırmızı çizgi olarak ilan ettiği Kürt karşıtı ültimatomlar, artık yara bere içindedir, Rojava gerçeği ve IŞİD'e karşı verilen mücadele, PKK'nin Şengal'de oynadığı rol  Kürt hareketinin uluslararası alanda itibar kazanması, bütün bunlara rağmen devlet kozlarını sonuna kadar kullanmakta beis görmemektedir.

Askeriye de Türk-İslam sentezi damarından beslenen AKP de bu konuda uzlaşarak hareket etmekte, şiddetin tırmandırılarak HDP'nin itibarsızlaştırılması, baraj altında bırakılması, bu surette de  AKP'nin politikalarının esas belirleyecisi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık rejimi arzusuna  yol açabileceği düşünülmektedir. Erdoğan bir taşla birkaç kuş vurmak peşindedir.

İşte bu ittifakın stratejisini Cizre halkının gerçekleştirdiği özsavunma bugün engellemiş bulunuyor. Bir şehri adeta zaptetmeye yönelmiş olanlar bu amacına erişememiş, direniş karşısında geri çekilmişlerdir.

Bu süreçte ortaya çıkan bir sonuç da, özsavunmanın olmadığı yerde özyönetimin de mümkün olamayacağıdır.

Cizre halkının mücadelesi , 400'ü aşkın HDP binasının devlet destekli lümpenler, hırsızlar güruhunun saldırısıyla yıkılıp, yakılmasına engel olmanın yolunun polise çağrı yapmakla değil , kendi savunmanla mümkün olduğunu göstermiştir. 

Parti binalarına saldıran güruha polislerin bigane kaldıkları, zımni destek oldukları medyadaki görüntülerle sabittir. O halde parti tabelası astığında, burasını güvenlik güçlerinin koruyacağını düşünerek davranmak büyük bir yanılgıdır.