Akdeniz'in sularına gömülen insanlar yaşanmakta olan trajediyi yüzümüze çarpıyorlar. Tarihte trajediyi yazılı eser olarak doğuran bu coğrafya onu bir hakikat haline getiriyor.

Yeryüzünü zenginler ve yoksullar dünyası olarak bölen kapitalizmin bir sonucu olarak,  Asya ve Afrika’nın yoksulları, zenginlerin en yakın 'kalesi' Avrupa'ya denizden karadan akın akın ilerliyor.
Kuşkusuz, 'Avrupa Kalesi' yalnızca yoksulluktan değil, emperyalizmin enerji kaynakları üzerinde egemen olmak için yarattığı savaşlardan da bir kaçış.
Suriye 'demokrasi' söylemini diline dolayan emperyalist koalisyon tarafından kanlı bir kaosa sürüklendi.
Şimdi bu kanlı kaostan kaçarak, savaşı yaratan 'Avrupa Kalesi' kapılarını zorlayan mültecileri engellemek Avrupa Birliği'nin temel sorunu haline gelmiş durumda.
Zenginlerin dünyasının 'demokrasi'  söylemiyle ekonomik çıkarları için yarattığı savaşlarla ikiyüzlü olduğu gerçekliğini, 3 yaşındaki Aylan Kurdi'nin kıyıya vuran cansız bedeni su yüzüne çıkardı. 
Tüm dünya halklarının vicdanını sızlatan bu fotoğraf, aldığı güvenlik tedbirleriyle kalesinin duvarlarını tahkim etmeyi sürdüren Avrupa devletlerini sıkıştırdı.
Hemen Almanya 800.000 mülteci kabul edeceğini açıklamak zorunda kaldı.
Zorunda kaldı ama Ortadoğu'da yaratılan felaketin boyutları karşısında Almanya bu mülteci akınını diğer AB üyesi ülkelerle paylaşmayı hedeflerken bu amacı muhalefetle karşılaşıyor.
Merkel dün İstanbul'a gelerek Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la görüşerek Türkiye'den Avrupa'nın sınır bekçiliğini yapmasını teklif ediyor.
Suriyeli mültecilerin kanı üzerinden çirkin bir pazarlık başlamış bulunuyor.
Merkel Türkiye'nin mülteciler için tampon bölge olmasını istiyor. Bunun karşılığında ise: Türkiye'ye 3 milyar Euro yardım.
Türkiye vatandaşlarına AB için vize serbestliği.
Türkiye'nin AB'ye katılma süreci için yeni fasılların açılarak görüşmelerin tekrar başlaması.
Kapitalist devletlerin hükümetlerinin yaşanan her türlü insanlık dramı karşısında kapitalistlerin çıkarlarından başka hiçbir değer tanımadıklarını şu ziyaret de bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Daha düne kadar IŞİD'e verdiği destekten dolayı Erdoğan'ı şiddetle eleştirerek, güç kaybetmesini isteyen AB, şimdi kendisinin de katkıda bulunduğu Suriye iç savaşının yarattığı mülteci akınından kurtulmak için Erdoğan’la çirkin pazarlığa girişiyor. Erdoğan zaten böyle pazarlıklara çoktan teşne elbette.
 
Bu pazarlığın çirkinliğinin dışavurumu da Merkel’le Erdoğan'ın birlikte fotoğraflarıyla dünya kamuoyuna sunulmuş oldu. Sarayın kitsch koltuklarına kurularak çektirdikleri fotoğraf yaptıkları işin içeriğini ele verdi.
Tarihin sonu dedikleri kapitalizmin insanlığı sürüklediği bataklık, her somut durumda su yüzüne çıkıyor. Bu da Avrupa kapitalizminin 'demokrasisine' bel bağlayarak politika yürütmenin çıkmazını bir daha işaret ediyor.
Özet, şu kapitalist demokrasiler de insanlığın çıkarlarını değil, kapitalistlerin çıkarlarını savunurlar.