Thomas Hobbes, 1651 yılında yazdığı “Leviathan” (Canavar) adlı ünlü kitabında insanların doğalarındaki rekabet, çıkarcılık ve güç istenci nedeniyle devletsiz bir toplumda bir arada yaşayamayacaklarını ileri sürer. Önerisi, insanların toplumsal düzensizlik, kaos ve şiddetten korunabilmeleri için, mutlak güç ve yetkilere sahip bir devlete tüm erki devretmeleridir. Leviathan, korunmak ve esirgenmek için sığınılan bu tüm güçlü canavar yani devlettir.

Toplumsal mücadeleler tarihi, toplumun bu şantaja boyun eğmesinin yani canavara teslim olmasının hiç de kolay olmadığının örnekleriyle doludur.Toplumun “Canavar” devlete teslim olup sığınması için, korku, dehşet ve çaresizlik gibi ilksel duyguların toplumsal ruh haline egemen olması gerekir. İşte bu nedenle, Leviathan/canavar, güç ve yetkilerini arttırmak, mutlak erke sahip olmak için, toplumu dehşete düşürecek her şeyi yapabilir, tarih boyunca da yapmıştır.

Türkiye toplumu, neredeyse 100 yıldır, Hobbes’un evrensel olduğunu iddia ettiği toplumsal düzensizlik (doğa durumu) nedeniyle değil, ama devlet aklı-eli ile yaratılan, şiddetli toplumsal düzensizlik nedeniyle “Leviathan”aboyun eğdirilmiştir. Bu teslimiyet, gündelik hayatı,düzeni yerle bir edebilecek bir kaos tehdidinin yarattığı toplumsal çaresizliğin sömürüsüne dayalı bir rızayı da içerir. Bu gayri meşru yollarla rıza üretiminin temel aracı,toplumda korku, dehşet ve çaresizlik yaratan, sığınılacak kurtarıcı, “eli sopalı biri” aramaya neden olan şiddet ortamıdır. “Leviathan”ın, yani düzene sokmak, kurtarmak adına toplumu teslim alan “canavar”ın, öteki yüzünün devlet terörü, kontrgerilla, JİTEM,  kıyım, katliam, savaş olması kaçınılmazdır.

Leviathan’ın sahipleri, 8 Haziran’da karşılarında, eskiye göre özgüveni daha yüksek, hırsıza hırsız, katile katil diyebilen, sınıfsal kimliksel taleplerinde kararlı, kısaca yönetmeyi zorlaştıran bir toplumsal muhalefet buldular. Geçmişte defalarca yaptıkları gibi, toplumun özgüvenini sarsmak, direncini kırmak, sınıfsal kimliksel demokratik taleplerinden vazgeçirmek için canavarın karanlık yüzünü Suruç’ta ve Ankara’da bir defa daha acımasızca gösterdiler.

Siyasal şiddet, terör yoluyla toplumun yönetilmesi, toplumda en ilkel duyguların ortaya çıkarılması ve bu duyguların manipülasyonuyla mümkündür. 7 Haziran-1 Kasım arasında topluma yaşatılan şiddet, insanlaşarak, uygarlaşarak, toplumsallaşarak, egemenliğinden, belirleyiciliğinden kurtulabildiğimiz, yatıştırabildiğimiz korku, dehşet ve çaresizlik duygularını, toplumsal hayatımızda belirleyici kılmıştır. Şiddetli duygular, düşünmeyi, anlayıp anlamlandırmayı engelleyerek, yalnızca hayatta kalmak için gerekli otomatik tepkiler vermeye neden olur.Dehşete itilmiş toplumlar da,refleks olarak,içeriğinin ne olduğunu irdelemeden bir düzen arayışına yönelirler. İçine düşürüldükleri kaostan kurtulacakları “bir düzen olsun da ne olursa olsun”a razı edilirler. Tahmin edilebileceği gibi bu “düzen”i, “istikrarı” sağlamak vaadiyle bir Leviathan’ın ortaya çıkması da oyunun kaçınılmaz kuralıdır. Toplumu, ürkütülmüş bir sürüyü yönetir gibi yönetmek Leviathan’ın imkansız hayalidir. İmkansızdır çünkü halklar yüzyıllardır, kötü canavarların yenilgilerini anlatan masalları, mitleri dinlemeyi, türküleri söylemeyi her şeyden çok severler.