Önümüzdeki hafta Paris’te iklim değişikliği zirvesi toplanacak ve yeni bir devletlerarası anlaşmanın yolları aranacak. Tartışmalar teknik boyutta ve devletlerin taahhütleri arasında bir uzlaşma aranıyor. 2 derece mi olsun, sen yüzde kaç azalttın, ben yüzde kaç devam edeyim bürokratlar çalışıyor.

Ancak iklim değişikliğini durdurmanın bu teknik tartışmanın ötesinde bir anlamı ve gerekliliği var, o da hepimizin bu dünyada yaşadığı temel gerçeği ile geleceğin insanlığın ortak geleceği olması.

Hal böyle iken, dünyanın nasıl yönetileceğine ilişkin hiçbir tartışma yapmadan, bu teknik tartışmaların bir yere varması da mümkün değil.

Bir yandan yer altındaki hidrokarbonların kullanım hakları üzerine ortalığı kan gölüne döndüren savaşlar ve bu savaşlara ikincil doğan göçlere bağlı ölümler devam ederken, üstelik bu savaşları sürdürmek üzere büyük emisyonlara neden olan silah sanayi durmadan çalışıp bölgeye silah sevkiyatları sürerken ve dindarlık her geçen gün bu savaşların daha kanıksanan bir gerekçesi olurken, insanlıktan ve kardeşlikten bahsetmek ne kadar gerçekçi sorgulamak gerekir.  

Son birkaç ay içerisinde olanlara bakınca, kimsenin emisyonları ve insan haklarını umursadığı yok. ABD ve İngiltere’den sonra, önce Rusya ve şimdi de Fransa’nın Suriye’deki savaşa katılmasıyla birlikte ortağa çıkan gelişmeler, petrolle bulanmış şirketlerin eline düşmüş küresel düzenin yüzsüzlüğünü ve çıkara dayanan acımasızlığını bir kez daha gösterdi.

Gücü petrol ve silaha dayananlar, ne emisyon dinler, ne hak, ne hakikat. Ve onları başında tutan halklar ise ne yazık ki, hem siyasal hem de yaşam tercihleriyle petrole ve savaşa katkı sunmaktan vazgeçmediler. Hala deli gibi otomobil, deli gibi gökdelen, deli gibi uçakla seyahat peşindeler. Bu çılgınca hızlı ve bencil yaşamları sürsün diye, henüz tahrip edilmemiş coğrafyalarda yaşayan insanların yok edilmesine de seyirci kalıyorlar.

Bir yılı aşkın bir süredir, Erdek Körfezine yapılması düşünülen sanayi yatırımları hakkında yazıyor, çiziyor, mücadele ediyoruz. Bu yatırımların istisnasız tamamı, oluşturacakları yerel ve bölgesel kirliliklerin yanı sıra, ciddi miktarda sera gazı salınımı oluşturacak yatırımlar.

Tüm bunların üzerine, iklim değişikliği görüşmelerinden medet umanlarla alay edercesine, Biga-Çanakkale hattında kurulacaklara ek olarak, Bandırma Şirinçavuş köyünde Türkiye’nin en büyük termik santralinin kurulması isteniyor.  Üstelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,  Paris’te iklim değişikliği görüşmeleri sürerken burada 10 Aralık’ta Çevre Etki Değerlendirmesi toplantısı düzenliyor.

Sonra bize kızıyorlar “neden sanayiye toptan karşı çıkıyorsunuz, sanayileşmenin iyi yanları da var ” diye. Üstelik bunu diyenler sanayici de değil.

Tekrar hatırlatalım o zaman. Erdek Körfezinde sanayi kurmak isteyen şirketler, kimya, ağır metal ve enerji şirketleridir. Bu şirketlerden başka bir şirket yoktur ve bunların kuracakları sanayi, bölgedeki doğal yaşamı ve bölgenin var olan tarım, turizm ve balıkçılık ekonomisini yok edecektir.

Bu yüzden biz karşımızdaki bu şirketlere ve onun emrindeki siyasetçilere söylenmesi gereken sözleri söyledik. Dedik ki; “BİZE KADERDEN DE, FITRATTAN BAHSETMEYİN! ÇÜNKÜ BUNA KARAR VEREN, RIZAMIZ OLMADIĞI HALDE BİZE BU GELECEĞİ REVA GÖREN SİZSİNİZ.”

Yine dedik ki; “BİZE VATAN SEVGİSİNDEN DE, MİLLET İRADESİNDEN DE BAHSETMEYİN! VATANINI SEVEN ONU KORUR, ONU GÖZETİR, ONU YAŞANIR HALDE TUTAR! TOPRAĞININ, SUYUNUN, HAVASININ KİRLENMESİNE ENGEL OLUR. YILLARCA EMEK VERİLMİŞ ZEYTİN AĞAÇLARININ BÖYLE BİR GÜNDE KATLEDİLMESİNE GÖZ YUMMAZ. MİLLET İRADESİNE SAYGI DUYAN, 50 YILDIR TURİZMLE, ZEYTİNCİLİKLE, BALIKÇILIKLA, ORMANCILIKLA GEÇİMİNİ SAĞLAYAN BÖLGE İNSANINA DA SAYGI DUYAR.”

Ve bizleri dinlemeyip sanayileşmede ısrar ettikten sonra da kalan tek sözü söyledik; SANAYİNİZ BATSIN!

Tüm bunlardan sonra baştaki soruya dönecek olursak, şimdi iklim değişikliğini umursayan ve gerçekten durdurmak isteyen herkese çağrımızdır.

Bu mücadelede yanımızda olun. 10 Aralık’ta Saat 11.00 de Bandırma Şirinçavuş köyünde olun.