AKP’ye karşı en keskin çivi

AKP’nin diğer saldırılarının arasında Ayasofya meselesini laiklik mücadelesinin merkezine almak ancak bir kafa karışıklığının sonucu olabilir. Bir müze olarak Ayasofya elbette cumhuriyetin ve modernleşmenin bir sembolüdür. Ama yalnızca bir semboldür. Hatta yüzyıllar önce Fatih Sultan Mehmet’in kararı bile gerçek bir cami ihtiyacının değil fethe bir sembol ihtiyacının sonucu alınmışa benziyor. Sosyalist bir siyasetin semboller içinde boğulmasına ve bunlar üzerinden taleplerini geliştirmesine ihtiyaç yok. Sembollere fazla önem vermek, en son raddede muhafazakar bir dünya görüşünün egemenliğiyle sonuçlanır. Temelleri topluma, toplumun sembollerle çarpıtılmamış gerçek ve güncel taleplerine dayanan bir siyaset tek parola olmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi, Ayasofya’ya Benzemez

Uzun sözün kısası; kimse bize masal anlatmasın. Biz öldürülüyoruz, daha ne olsun. Yaşam ve ölüm gibi katı dünya gerçeklerini yaşarken, kadınları kimse kandıramaz. Şarkıdaki gibi herkes biliyor gerçeğin ne olduğunu… Ve İstanbul Sözleşmesi’ni, bu ülkenin bütün illerinde uygulatacağız. Kadınlar, şiddetten kurtulduğu bir hayata kavuşana kadar asla durmayacağız.

Genç kadınlar örgütlenecek, şiddetin sonunu getirecek

Boşanma hakkını kullanmak kadınların karar alma özgürlüğünün nasıl sembolü oluyorsa genç insanlar bu özgürlüğün kadınlar tarafından kazanılacak olmasının, kadınların geleceğinin bir sembolü olduğunu görüyor. Özellikle de üniversiteli kadınlar, eğitim alan kadınlar şiddet yoluyla bastırılırsa imtiyazlarını koruyacağını sanan bir erkeklik var. Ama çok yanılıyorlar.

AKP’nin hesaba katmadıkları

AKP’nin yaratmak istediği görüntüye aldanmayalım. Görüyoruz ki at onların olsa da meydan onların değil. Yazı boyunca önemli bir olumluluğu andık ama ülkede toplumsal muhalefet çok güçlü yanılsamasına da kapılmayalım. Gerçeği anlamaya çalışalım. Gerçek, her şeyin değişebileceğidir. Daha özgür, daha yenilikçi, daha eşitlikçi bir topluma doğru ilerleyebileceğimiz gibi tersi de mümkün. Burada gidişatı iyiye doğru belirleyecek olan, hayatın akışına dair fikri olan herkesin ne yaptığı, ne yapacağıdır.

Dünyanın bütün işsizleri

Korona salgını ile katmerlenen bir krizin içinde debelenen neoliberalizm, milyonlarca işsize, yoksula çare olmak şöyle dursun patronları nasıl kurtaracağını bile şaşırmış vaziyette. Düştüğü bataktan çıkması öyle kolay görünmüyor. Dünyada tablo böyleyken, Türkiye’de de “durumumuz iyi” söylemlerinin paçalarını kurtarmaya yetmeyeceğini anlamış vaziyetteler.

Umutsuzluk bize ait değil

Neoliberalizmin alamet-i farikalarından biri, kendinden önceki dönemde kendi örgütlenmelerini yaratmış toplumu bölüp parçalayıp atomize etmek; yani sendikalar, dernekler ve siyasi partiler gibi sistemin karşısında durabilecek örgütlenmeleri parçalamaktır. Bunu da sadece somut zaferler üzerinden, ideolojik bir saldırı düzenlemeden yapması mümkün değildir.