Medyada bağımsızlık efsanesi

Bir olayı, güncel sorunlar üzerinden temellendirerek inşa etmek kolektif bir çalışmayla verimli hale gelebilir. Sonuca ulaştıracak tek şey ise politik bir hedeftir. Ancak bugün yaratılan ‘starların’ gösterdiği şey bu işin yalnızca fiziken yapılabileceği. Gerçek ise şudur: Bir fikir ve hedef olmadan salt kişi ve kişiler üzerinden yürütülen faaliyetlerin, suya yazı yazmaktan farkı olmaz.

EHP'den açıklama: Emekçi Halkın Temsilcilerini Meclise Gönderiyoruz

Emekçi Hareket Partisi (EHP), erken veya zamanında yapılacak seçimlere yönelik mücadeleye başladığını duyurdu. Yapılan açıklamada, hem iktidar değişikliği hem de meclisteki çoğunluk için seçimlere hazırlık yapıldığı; emekçilerin, kadınların ve gençlerin temsilcilerinin meclise gönderileceği ilan edildi.

Bozuk düzende sağlam ekonomi olmaz

Her fırsatta “kendi önleminizi kendiniz alın” diyerek topluma ayar verme peşinde olanların kendi sonlarını hazırladığı da elbette açık. Çözüm önerisi olmayanlar oy kaybetmeye de çökmeye de mahkum hale geliyor. Sistemin bu hızda tükenmesi başka seçeneklere yönelme arayışını da doğurmakta. İşçi sınıfının önünde buradan ilerlemek imkanı duruyor. Çünkü çözüm önerisi olmayan sistemin karşısında elinde elmas gibi değerli bir imkan duruyor. O da çözüm için harekete geçebilecek gücü kendinde barındırmasıdır.

Salgında eğitim nasıl olacak?

Uzaktan eğitim devam ederken özel üniversiteler ücret almaya devam ediyor. Devlet üniversitelerinde okuyan ikinci öğretim öğrencileri harç yatırmak zorunda kalıyor. Üstelik uzaktan eğitim demek devletin eğitimden bütçeyi rahatlıkla kısması demek olacak.

Yazarlar kimin için yazıyor?

Hakim sınıfların, burjuva ideolojisinin egemenliği altında ona hiçbir itiraz geliştirmeden yazmak ne de kolay. Sorulunca herkes dünyada yükselen otoriter hükümetlere karşı olduğunu dile getirecektir. İşte o otoriter hükümetler yine aynı fikri kaynaktan besleniyor. Güncel siyasi gelişmelerin temeline inmeyen, onları gerçekten sorgulamayan düşünsel yönelimin en büyük eseri işte böyle toplumların oluşmasına seyirci kalmaktır.

AKP’ye karşı en keskin çivi

AKP’nin diğer saldırılarının arasında Ayasofya meselesini laiklik mücadelesinin merkezine almak ancak bir kafa karışıklığının sonucu olabilir. Bir müze olarak Ayasofya elbette cumhuriyetin ve modernleşmenin bir sembolüdür. Ama yalnızca bir semboldür. Hatta yüzyıllar önce Fatih Sultan Mehmet’in kararı bile gerçek bir cami ihtiyacının değil fethe bir sembol ihtiyacının sonucu alınmışa benziyor. Sosyalist bir siyasetin semboller içinde boğulmasına ve bunlar üzerinden taleplerini geliştirmesine ihtiyaç yok. Sembollere fazla önem vermek, en son raddede muhafazakar bir dünya görüşünün egemenliğiyle sonuçlanır. Temelleri topluma, toplumun sembollerle çarpıtılmamış gerçek ve güncel taleplerine dayanan bir siyaset tek parola olmalıdır.