Post

Gülünç Bir Sloganın Arka Planı

Geçtiğimiz gün sosyal medyada bir kampanya başladı. Muhalif olarak bilinen bir baronun avukatlık ücretlerinin yetersizliğiyle ilgili kampanyası. Hatta o kadar muhalif ki geçtiğimiz yıl siyasi iktidarın bölerek yok etmeye çalıştığı ve direnişleri ile sembol olan barolardan biri bu. Sloganları şöyle: “Ekonomik Talepler Hiçbir Zaman Siyasi Olamaz”. Bu gülünç slogan üzerine bir yazı kaleme almaya değmeyeceğini pekala düşünebilirsiniz. Haksız da değilsiniz elbette. Yine de bazı önemli meseleler üzerine tartışma yürütme imkanı sağlayan bir yanı olduğu da muhakkak. Bu yazıda konunun gülünçlüğünü değil kimi fikri ayrışmaları tartışmaya çalışacağız.

Esasında meslek örgütlerinin sınıfsal konumlanışlarının olmaması, sadece kendi “mesleki” haklarından söz etmeleri elbette beklenmedik bir durum değil. Sosyalist bir örgüt gibi, hatta işçi sınıfının hakları için mücadele eden bir sendika kadar bile siyaset yapmalarını beklememek gerektiği de ortada. Bu nedenle sözü söyleyenin kim olduğundan bağımsız, ekonomi ile siyaset arasındaki ilişkiye bakış açısına odaklanmaya çalışacağız. Hiç kuşkusuz, ekonomi ile siyaset ayrılmaz bir bütün gibi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Tam da bu nedenle kapitalizm, bir ekonomik sistem olduğu kadar kendi siyasi yönetim sistemini de oluşturur. Neoliberalizm koşullarında aksinden bahsetmenin mümkünatı yoktur. Sınıf çelişkileri üzerine kendini kuran kapitalist sistemde, burjuvazi yani patronlar sınıfı işçilerin ürettikleri artı değere el koyarak işçi sınıfını sömürürken, siyasi iktidardaki güç olarak da karşımıza dikilir. Tüm ekonomik koşullar da elbette buna göre şekillenir. Hatta tüm diğer alanlar, hakim sınıfın ekonomik çıkarlarını korumak üzere dizayn edilir.

Konumuzla alakalı olsun diye, üstte bahsi geçen sloganımızın yaratıcısı olan kurumun da içerisinde olduğu adalet sisteminden örnek verelim. Mahkeme salonlarının duvarlarında “Adalet mülkün temelidir” yazdığına tanık olmuşsunuzdur. Burada “mülk”ten kasıt toplumsal bir mülk değildir, özel mülkiyettir. Bunu, mevcut yasalara bakarak söyleyebiliriz. Salt buna dayanarak bile adalet mekanizmalarının özel mülkiyeti korumak üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Komünist Manifesto’da özel mülkiyet, “varlığının zorunlu koşulu toplumun büyük bir çoğunluğunun mülksüzlüğü olan bir mülkiyet biçimi” olarak tanımlanır. Bu da, kapitalizmin hakim sınıfın çıkarlarını korumak ve toplumun geri kalanının mülksüzlüğünü garantilemek için tüm araçları biçimlendirildiğini apaçık biçimde anlatır bize. Bunu yapan siyasettir. Mevcut anayasalar, yasalar da böyledir. Patronun çıkarlarını korur, işçi haklarına gelince törpülenir.

Peki saydığımız gerçeklere rağmen neden ücret konusu için “siyasi olamaz” diye vurgulama ihtiyacı duyuluyor? Ülkemizde mevcut muhalefet bloğundan da zaman zaman “öğretmen/sağlıkçı ücretleri konusu siyaset üstüdür” tonunda açıklamalar duyabilirsiniz. Yazının konusu olan slogan da bunu andırır. Ücret meselesini bir liberalin bile güleceği türden apolitikleştirme çabası ortadadır. Politika alanının dışına çıkararak haklarımızı daha kolay elde edebileceğimiz sanılıyorsa bu müthiş bir yanılgıdır. Tarihte ücret meselesinin apoilitkleştirilerek bir kazanım elde edilebildiği görülmemiştir. Aksine politikleştirilebildiği ölçüde kazanımlar olmuştur. Bu durum kadın hareketine “siz siyaset yapmayın, sadece kadın hakları için mücadele edin” demeye benzer. Oysa 6284 sayılı yasa kadın hareketini depolitize edip “şirinleştirerek” kazanılmamıştır. Sonuna kadar siyaset yaparak kazanılmıştır. Ücretler konusundaki mücadeleye “aman ha siyasi değil bu” demek de aynı bunun gibidir. Baştan aşağı siyasi meselelerle ilgili mücadele edenlerin, hiç siyaset yapmadan nasıl “hak” kazanacağını anlatsınlar da öğrenelim.

Tabi ücreti siyaset dışı görme yanılgısının, onu karşıt sınıftan "talep" edilecek bir hak olarak görme anlamsızlığının bir sonucu olduğunu da söyleyebiliriz. Artı değer lafını duymamış, duysa bile "emekçileri sevelim" düzeyini alkışlamak dışında meseleyle ilişki kurmamış olanların patron sınıfından veya onun temsilcisi siyasi iktidardan "talepkar" olmasına da şaşmıyoruz. Tam da bu sloganla aynı günlerde gerçek bir sınıf hareketinin ücret meselesine nasıl bir siyasi yaklaşım geliştirdiğine bakarsak aradaki farkı net biçimde anlarız. Örgütleri İnşaat-Sen ile mücadele eden Kayı inşaat işçileri müthiş bir kazanım elde ettiler. Çölün sıcağında çalıştılar. Emeklerinin karşılığını alamadılar. Hakedişlerini alabilmek için yıllar süren çetin mücadelelerinde çok badireler atlattılar. Patronun, bakanlıkların, işbirlikçi sermayedarların, işçilerin alacağına göz diken bankaların önlerinde eylemler yaptılar. Konkordato ilan eden patronun cinfikirliği karşısında yol yöntem geliştirdiler. Hayır, kahramanlık gösterisine soyunmadılar. Akılla, fikirle ve örgütle ücretleri için mücadeleyi adım adım kararlılıkla sürdürdüler. Ve sonunda kazandılar. Ücret mücadelesinin asıl siyasi olduğunda kazanabileceğinin en canlı örneği olarak bu tartışmaya noktayı koyan işte budur.

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Gülünç Bir Sloganın Arka Planı