Post

Erzincan-İliç ve Altın Mücadelesi

Türkiye’de altın bulunabilecek sahaları MTA (Maden Tetkik ve Araştırma) kurumu yıllarca yaptığı araştırmalarla tespit etmiştir. Ama aynı diğer bazı madenlerde olduğu gibi altın çıkarılması için politik uygun zaman ya da talep beklenmiştir nedense. Bürokraside demokrasi, şeffaflık aramak için MTA’nın internet sayfasına bakarsanız faaliyetleriyle ilgili hiçbir doğru bilgi edinemezsiniz!

Erzincan/İliç Çöpler köyünde olan, dereye ve dolayısıyla kadim Mezopotamya’nın Fırat nehrine siyanür sızması beni daha evvele götürdü. En önemlisi tabii ki Bergama altın mücadelesiydi. Her ne kadar Edremit/Havran’daki altına karşı ilk çıkışlar olsa da kitlesel olarak Bergama protestoları, o yıllarda kamuoyunun büyük desteğini almıştı. 90’lı yıllarda bugünkü gibi ne sansür ne de yandaş basın vardı.

Bizler de (Yeşil ve ekoloji hareketi) o zaman Bergama köylülerinin yanında yer aldık. Bergama direnişi çok yönlüydü. Köylüler, belediye, siyasi gruplar ayrı ayrı hareket ederek konuyu Türkiye gündemine getiriyorlardı. En geniş katılımlı Bergama çıkarmasını İzmirli ekolojistlerle beraber İstanbul Yeşilleri olarak organize etmiştim. Türkiye’nin her tarafından çevreciler, Yeşiller, ekolojistler ve doğa sevdalıları Bergama’ya akın etti. Eurogold şirketinin genel müdürünü katrana ve tüye bulayarak sembolik olarak oradan kovduk. Gerçekten oradaki   şirketi oradan kovamayışımız, belki de daha sonra ki altın madeni (Kışladağ (Eşme), Fatsa ve Kazdağları, Artvin Cerattepe, İzmir Efem Çukuru) arayışlarına imkan verdi!

Ama Kazdağlarındaki Kanadalı Alamos şirketine karşı verilen direniş muazzamdı, orada nöbet bekleyen, orayı her türlü dayatmaya karşı terk etmeyen gönüllüler şirkete izin vermedi. Daha sonra ekolojistler gündemde olan Fatsa’daki altın madeni mücadelesiyle ilgilenirken, İliç’teki boru patlaması ve atık havuzunun yakınındaki nehire siyanür sızması gündeme düştü.
Siyanür kullanan bu ayrıştırma metoduyla altın aranmasının yanlış olduğu defalarca kamuoyunda anlatıldı. Sadece insanlar değil çevrede yaşayan tüm canlılar, orman ve endemik bitki örtüleri ekokırıma tabii tutulmaktadır. Kimyasal altın arama her zaman yerüstü ve yeraltı suları için tehlike arz etmektedir. Kullanılan toksik ağır metaller hava kirliliğine de neden olmaktadır.

Biraz da kendi hareketimizle yüzleşirsek, esasında Yeşiller koordinasyon zamanında (2004-2008) İliç’teki bu altın arama faaliyetlerine dikkat çeken aslen oralı ama İstanbul’da yaşayan ve toplantımıza davetli konuşmacı maalesef sağır sultanlara rastlamıştı. O zaman Bergama’daki gibi ortak bir karşı gelişler kamuoyu yaratılsaydı, belki bugünlere gelinmezdi.

Ekonomistler, altının yüzyıllardır ender bulunan bir maden olarak, hem süs hem de bir ticaret değiş tokuş metası olarak kullanıldığını hatırlatırlar ve de endüstriyalistler altının mikroelektronik alanında vazgeçilemeyecek bir metal olduğunu söylerler. İyi de işte Ukrayna savaşı ve iklim kriziyle gelen kuraklık gösteriyor ki yaşam için gıda gerekiyor, altın yenmiyor. Bergama’da olduğu gibi çıkarılan altın ve Türkiye’nin kasasına ödenen vergiler de hiçbir zaman kamuoyu ile paylaşılmadı.

Gözlerden ırak ama buğday, arpa ekimi için önemli olan bu bölgede, artık siyanür atık havuzunun işletilmesine izin verilmemeli ve hatta maden işletmesi en kısa sürede kapatılmalıdır.

İlgili Yazılar

Post

Erzincan-İliç ve Altın Mücadelesi