Post

Ada Karası: Şarap Kültürü Olmadan Ekonomi Olabilir mi?

Bir süredir Erdek Ticaret Odası’nın öncülüğünde Marmara, Avşa ve Paşalimanı adalarının yerli cins Ada karası üzümüne coğrafi işaret alması için çalışma yürütülüyor. Amaç hem tanıtım ile pazar payını yükseltmek, hem de birim başına elde edilen kazancı artırmak.

Bu amaçla üretici firmalar ve bağ sahipleri Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsünün yol göstericiliğinde bir araya getirildi. Eğitimler ve çalıştaylar düzenlendi. Belki bu yıl, belki önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek bir bağ bozumu şenliği ile çalışmalar güçlendirilmek isteniyor.

Ada karası, kişisel olarak da ilgilendiğim hatta bu konuda üretim için bir kolektife öncülük ettiğim özel bir üzüm. Biz de 10 yılı aşkın bir süredir işin içindeyiz ve ekonomik değerinden önce ekolojik değeri üzerinde durarak ilerledik. Birçok yanlışlarımız yanında birçok doğrularımız da oldu. Ancak temelde doğanın ve emeğin korunmasını esas aldık. Halkın şarabının peşinden koştuk.

Şaraplık üzüm bağlarının ve şarapçılığın böyle coğrafi işarete gereksinim duyacak kadar bir ekonomi oluşturabilmesi için, öncelikle halk tarafından benimsenmesi, o bölgede yaşamın bir parçası haline gelmesi gereklidir. Aksi takdirde, hedeflenen ekonomik fayda birkaç yatırımcının oluşturabileceği etkinin sınırlarında kalacaktır ve o birkaç yatırımcıya da sınırlı bir fayda sağlayacaktır. Bölgenin geçmişine baktığınızda da bu yalın gerçeği görebilirsiniz.

Ada karası, herşeyden önce belirtmek gerekir ki, mübadele ile bölgeyi terk etmek zorunda kalan Rumların, bizlere ve aslında tüm insanlığa bıraktığı ekolojik bir mirastır. Rumlar, Hristiyan olmalarının ötesinde, bölgenin ekolojisinin verdiği olanaklarla kendinden öncekilerinin deneyimlerinin üstüne koyarak, yaygın endüstriyel yöntemler kullanmadan bağcılık ve içki üretiminde 19.yy’da bölgede büyük bir ekonomi yaratmış, kırmızı şarabın yanı sıra beyaz şarap, konyak ve rakı üretiminde dünyaca meşhur bir noktaya gelmiştir.

Bunun yanı sıra, karada Kapıdağ ve adaların, denizde Erdek körfezinin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik ve kendine özgü iklim koşulları sayesinde, hem balıkçılıkta, hem de meyve, sebze ve tıbbi aromatik bitkiler üretiminde üst seviyeye ulaşmış, bu içki üretimini lezzetli sofralar açısından da destekleyebilmiştir.

Erdek için bugün dahi "cennet" ifadesinin kullanılması boşuna değildir. Kapıdağ ve Adalarda yaşayanlar, bağlı bulunduğu devlet yönetiminden farklı bir dine sahip olsa da, bir iç denizin içinde yüz yılları savaşsız olarak geçirmenin de etkisiyle, kendi yaşam anlayışına ait adeta bir cennet kurabilmişlerdir.

Ancak ne yazık ki, savaş her yeri cehenneme çevirmeye muktedirdir. Mübadele ile nüfus değişimi sonrasında bölgeye yerleşen halk, hem savaşın yıkıcılığına duyduğu öfke, hem de Müslüman olmanın verdiği duyarlılıkla, şaraptan başka bir şey olmayan bu üzüm bağlarını sökerek bölgedeki bağcılığı ve şarapçılığı yok olma noktasına getirmiş, Avşa'da son kalan Ada karası bağlarından elde edilen hasat yılda toplam 100 tonun altına düşmüştür.

Bağcılığın yanı sıra, artan nüfus ve aşırı avlanma Marmara'da balıkçılığı da bitirme noktasına getirmiş durumda. Keza yaygınlaşan turizm nedeniyle bölge halkı tarımsal üretimde bahçe tarımı ve meyveciliği terk etmiş, yalnızca turizm sezonundan etkilenmeyen zeytinciliğe devam etmiştir.

Sıradışı bir durum ise bölge halkının da aslında hatırı sayılır bir miktarda içki tüketicisi olması, bölgede bağcılığın ve içki üretiminin yeniden canlanması için bir zemin oluşturması açısından önemlidir. Biz de Ada karası kolektifi olarak, kendi içkini kendin yap anlayışı ile devletin koyduğu kurallar çerçevesinde Ada karası üzümünden şarap yapıyoruz. Sadece şarap yapmakla kalmıyor, "Toprak Ana" ve "Güneşin Sofrası" başlığı altında düzenlediğimiz etkinliklerle, şarabı sofranın ve eğlencenin dolayısıyla kültürün bir parçası haline getiriyoruz.

Ada karasını ekolojik bir miras olarak gördüğümüz için, "sizden bize miras, bizden size ikram" anlayışıyla, Rum Ortodoksları Kapıdağ Kirazlı Manastır kalıntılarında ne zaman bir ayin yapsa, gelen tüm Rum mübadillere ürettiğimiz ada karası şarabından ikram ederiz.

Yine geleceğe bırakacağımız en önemli miras olarak, karadaki ve denizdeki canlılığın var olması ve biyoçeşitliliğini koruması için de Kapıdağ Dayanışma Platformu içinde mücadele yürütüyoruz. Erdek Körfezi'nin endüstriyel balıkçılığa kapatılmasını, Marmara'da sanayileşme ve kentleşmenin durdurulmasını savunuyoruz.

Evet, ekonomik olarak üzümün katma değeri en yüksek ürünü şaraptır. Ancak şarap tek başına içilmez. Bir sofra ve insan eşlik eder ki, bu bir kültür oluşturur.

Üzüm seyahati sevmez, şarap nefret eder! O yüzdendir şatolar etrafındaki bağlar şarap oluncaya, yıllanıncaya kadar orada kalır. Ne zaman tüketime hazır, o zaman şişelenip tüketileceği yere gider ve mahzenine girer. Ne zaman açılacak, bir bebek taşırcasına itina ile sarsılmadan taşınıp, sofrasında ikram edilir. Bölgesel iklim özelliklerini taşıyan ve üretildiği yerde tüketilen şarap ayrı bir değer taşır.

Kısaca şarap bir kültür olmadığında, bahsi geçen katma değerin ederini bulması da, bu ederin halka yansıması da pek mümkün görünmemektir. Bu yüzden Ada karası kolektifi olarak, HALKIN ŞARABINI yapmaya devam edeceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Çatı Partisinden, Çatı İttifakına…

Post

Buyurun Taş Devrine…

Post

Ada Karası: Şarap Kültürü Olmadan Ekonomi Olabilir mi?

Post

12 Eylül'de Genel Greve!