Post

12 Eylül'de Genel Greve!

Hiç şüphe yok ki, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye'de emeğin örgütlenmesinde onarılması son derece zor bir yıkım yarattı. Kurumlaşmış yapıların faaliyetlerinin durdurulması ya da yasaklanması bir yana, örgütlenmenin öznelerinin de uzun süreli tutuklamalar ve ağır cezalar yoluyla çalışma hayatından uzaklaştırılmaları, tekrar örgütlenebilme yeteneğini de zaafa uğrattı.

Hızla devreye sokulan kamu iktisadi işletmelerindeki özelleştirmelerin yanı sıra yaygınlaştırılan taşeronlaştırma ile, kitlesel eylemlere yönelebilecek kamu işçi varlığı ortadan kaldırıldı. Ekonomik faaliyeti görece kritik olan iş kollarındaki örgütlenmeler de, radikal tutum sergileyebilecek sendikal örgütlenmelerden "arındırıldı".

90’lı yıllarda verilen mücadele ile memurların da sendikal haklara sahip olması, örgütlenen ücretli emekçi sayısını artırsa da, hem emek mücadelesini politikleştirecek kadroların kamu hizmetlerinden uzaklaşması ya da uzaklaştırılması, hem de anadilde eğitim ve sağlık gibi Kürt gerçeği üzerinde emek örgütlenmesinin keskinleştirilmesi, örgütlenmenin niteliğini artırmadı. 

Yine 90’lı yıllara paralel meslek örgütlenmelerindeki politik hareketlilik, emek sorunlarının ve dolayısıyla da emek konulu faaliyetlerin meslek odalarına taşınmasına yol açtı.

Bugün çok parçalı bir emek örgütlenmesi ile karşı karşıyayız. Amiyane tabirle sermaye sınıfı, işçisi, memuru, serbest çalışanı ile bir bütün olarak çalışan sınıfı bölüyor, parçalıyor ve yönetiyor. Maalesef, tüm bu örgütlenmeler, yöneticilerinden üyelerine, bu durumu bile bile, nasıl birlikte hareket edebiliriz, nasıl birleşebiliriz sorularına yanıt aramak yerine, mevcut halimizle nasıl varlığımızı sürdürebilirizin derdine düşmüş görünüyor.  

Oysa ki, yirmi yıllık iktidar tekelinin altında inim inim inleyen çalışan sınıf, emek örgütlülüğünden bağımsız olarak eylemliliğe her zamankinden daha istekli durumda. Ekonomik durum, bir çok kişiyi durumu değiştirmek için harekete geçmeye zorluyor. Ortaya ciddiye alınabilir ortaklaşılmış bir eylem programı konulduğunda yanıt alınması son derece mümkün.

Bugün emek örgütlenmesinin önündeki fırsat budur ve birkaç ay içinde bu mümkün olana yanıt verilmezse, genel seçimlerde iktidarın değişmesinin hiç bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü o değişimde emeğin örgütlenmesinin bir rolü olmayacak, dolayısıyla da sonrasındaki hak kazanımları da yeni iktidarın lütufları ile sınırlı olacaktır.

Artık sesi örgütlü olarak ve birlikte hareket ederek yükseltmenin zamanıdır. Bunun için yıllar önce emek örgütlenmesine yönelik yıkımın başlangıcı olan 12 Eylül gününde, ülke çapında bir günlük tam bir iş bırakma örgütlenmelidir. Bu yıl 12 Eylül, okulların açıldığı, dolayısıyla çalışma yaşamının yeniden start verildiği bir tarihtir. Bu yüzden de emek olmadan yaşamın olmayacağını herkese hatırlatmak için iyi bir seçenektir. Çalışma hayatı durmalı ve işçisinden memuruna, rençberinden serbest çalışanına tüm çalışan sınıf, ilçe düzeyinde mümkün olan her ilçede meydanlara çıkıp örgütlülüğünü göstermeli, hem 12 Eylül Darbesini lanetlemeli, hem de emeğin örgütlenmesinin yeniden yükseleceğini tüm ülkeye haykırmalıdır.

Bu elbette kolay bir eylem değil. Tartışılması ve içselleştirilmesi gereken bir süreç olacaktır. Birçok kişi emek örgütlenmesinin böyle bir gücü olmadığını ileri sürebilir. Ancak hedef koymadan, ne hedefe ulaşılabilir, ne de niyet anlaşılabilir. Mesele takatin olup olmadığı değil, niyetin olup olmadığı meselesidir. Bu tartışma bile emek örgütlenmesini güçlendirecek ve yeniden ülkenin temel aktörlerinden birisi haline getirecek ivmeyi verebilir.
İşçi memur el ele, 12 Eylül'de Genel Greve!..

İlgili Yazılar

Post

12 Eylül'de Genel Greve!