Post

Özneler ve Sonuçlar

“Kıyamet dedikleri ha koptu ha kopacak!”
Belki ezgisiyle aklınızda canlanıyordur.
Devamı geliyor: “Yoksuldan halktan yana bir dünya kurulacak”
İnsanı coşkulandırıyor, evet olacak dedirtiyor.
Dedirtiyor ama nasıl olacak, kim kuracak sorusu takılıyor peşine. Soruna da geliyoruz böylece. Bu öznesiz çocuksu coşkuya. Kuruluşlar hep kendinden bağımsız, özne hep “onlar”. 

Örgütlenmenin önemli bir kavram olarak kaldığı ama uygulanamadığı uzun yılların ardından çölde kalmış gibiyiz. Çoğu grup; dünyada işçi sınıfı hareketinin tarihini, kurulabilmiş bir işçi iktidarını ve tüm deneyimleri bir kenara bırakarak seyrediyor her gelişmeyi. Dünümüz yok, yarınımız yok. Bir tek bugünümüz var. Böyle bir konumda durunca; kalıcı, ilerletilebilir, yenilenebilir örgütlere gerek olmuyor. Ardımızdan gelecek kuşaklara da bir birikim bırakma ihtiyacı ortadan kalkıyor. Plansız, programsız, uzun vadeli hedefler olmadan bir ömür geçiyor. “Anı yaşa” mottosu bu arkadaşlar için biçilmiş kaftan. Hal böyleyken bugünü bahsettiğim o çocuksu coşkuyla yaşamak kaçınılmaz bir hale geliyor.

Sendikanın adını duymamış genç işçiler ordusu, sendikasız milyonlarca işçi, patron sendikalarının elinde can çekişen ve bir adım ileri gidemeyen iş yerleri. Bir de mirasyediler var. Elde avuçta ne kadar örgütlülük varsa hepsini yemiş yutmuş. Sendikalar köhnemiş, eski sendikacılar sözde şanlı rütbesiyle gezerken ayak bastıkları her yeri çökertmiş. Buradan bakınca tablo pek iç açıcı değil. Yenilgiler kazanımlardan fazla. Ders çıkarma oranı %0,001’e yakın. Anı buradan yaşayınca herkesin morali bozuluyor. O yüzden kıpır kıpır bir şeyler lazım: İşçiler eylemde-alkış, işçiler zam istiyor-alkış, işçiler konuşuyor-alkış. Bir direniş başlıyor ve bitiyor. Sıradaki…

Mücadelelerin öncesi ve özellikle de sonrası hiç gündeme gelmiyor. Sonuçlarını duyamıyoruz, göremiyoruz, inceleyemiyoruz. Bahsettiğim; bir işçi topluluğunun mücadelesi nihayetinde patrondan haklarını söke söke alması ve bunun kamuoyuna ilan edilmesi değil. Kaldı ki böylesi bir sonucun daha doğrusu sonuçsuzluğun bile üzerinin örtüldüğü oluyor. Ancak esas mesele; o direnişçi işçiler nereye gittiler? O iş yerinde örgütlenmenin ileri adımları ne oldu? İşçiler kendi örgütlerini nasıl yönetiyorlar? Deneyimlerini bir başka işçi topluluğuna aktarıyor mu?

Anı yaşayanlar bu soruların cevabını merak etmiyor. Peşine de düşmüyor. Bu soruların yanıtını üretmek zaman, emek, fikir istiyor. Peki neden bu çaba harcanmıyor? Yanıt için başa döneceğiz: Özne sorununa. İşçiler siyasetin merkezinde, değiştirici bir güç olarak görülmüyor. Kendini, örgütünü ise ne işçileri dönüştürecek ne de bu dünyayı değiştirecek konumda göremiyor. E kim kuracak bu yoksuldan halktan yana dünyayı?

Lafazanlığı bir kenara bırakalım. Koşulları nesnel olarak ele almamak; mızmızlanıp kenara çekilmek ve alkışçılık arasında mekik dokutur. Bizim böyle hedefsiz, ziyan bir vaktimiz olamaz.

Var olduğumuz her yerde, tüm mücadeleleri örnek olabilecek bir sonuçlandırma çabası içinde olmalıyız. Kendinden münferit olaylar, umudu değil umutsuzluğu besliyor. Yenilmeye de varız ama yenmeye, kazanmaya en çok ihtiyacımız olan zamandayız.

İlgili Yazılar

Post

Özneler ve Sonuçlar