Post

Hipokrat’tan Diyanet’e Kadın Hakları

Tıp tarihinde ilk hekimin kim olduğu bilimsel veriye dayalı olarak tam tespit edilememiştir. “Yeryüzünde vücut acısının koparttığı ilk çığlık hekim çağıran ilk ses olmuştur” der, tıp tarihi kitapları. İşte o çığlığa yardıma koşanı da ilk hekim olarak düşünürüz. 

İnsanlık tarihinde yerleşik düzene geçiş, paleontolojik, antropolojik ve arkeolojik araştırmalara göre M.Ö. 9000’lere dayandırılıyor. Son 5 bin yıllık dönemi ise yazılı kaynaklardan, daha fazla kanıta dayalı biçimde takip edebiliyoruz. Yani bu ilk hekimin, en fazla 9 bin ama azından 5 bin yıl önce yaşamış olduğunu düşünebiliriz. 

Peki, yardıma koştuğu anda, tarihteki o “ilk hastanın” kıyafetiyle ilgilendiğini ve eğer uygun bulmadıysa yardımdan vazgeçtiğini düşünebilir miyiz? 

Düşünemiyoruz değil mi? 

Ama binyıllar önce bile olamayan tuhaflık, 21. Yüzyılda ülkemizde olabiliyor. Konya’da hastanede bir hekim, kendisine muayeneye gelen hastaya açıkça “çıplak geleni muayene etmem” ifadesini kullanarak, muayeneyi reddettiğini söyleyebiliyor.

Olaya ilişkin görüntü kayıtlarında genç arkadaşımız, zaman zaman annesini de karşısına alarak hakkını aramak zorunda kalıyor. Tüm eşitsiz güç ilişkilerine rağmen hak arayan arkadaşımızı çok tebrik ediyorum. O’nu sessiz kalmaya çağıran annesine de bir şey deme yerine herkesi, özellikle anneyi linç etmeye çalışanları, sağlık hizmetlerinin nasıl bu kadar ulaşılamaz hale geldiğini, zor randevu alınabilen göz muayenesine nihayet ulaşmış iken bu temel hakkı gasp eden hekimin tutumunu ve her alanda kadınların hak ve özgürlüklerine nasıl bu kadar kolay karışıldığını sorgulamaya davet ediyorum. Böylece o hekimin bu cüreti, gücü nereden aldığını daha doğru tespit edebiliriz. 

Kendi iddiasına göre “hekimin hasta seçme hakkı varmış”, ona dayanıyormuş. Ama böyle bir hak yok, tam tersine meslek kuralları ve sorumluluklar var. Hastanın randevuya gelmediği, hekimin verdiği tedaviyi uygulamadığı ve benzeri nadir durumlarda; hekim- hasta ilişkisinin temelini oluşturan güven sarsılacağı için, hekim “hastayı terk etme” olarak söz edilebilecek bir seçim yapabilir ki, o da hastanın zarar görmeyeceği biçimde başka bir meslektaşına devredilebildiği durumda uygulanır. Ama burada konu kesinlikle bu mesleki düzenlemeler değil; toplumsal ve siyasal bir sorun karşısındayız. İçinde bulunduğumuz modern hukuku ve evrensel hakları tanımayan siyasal iklimin, tam teşekküllü bir temsilini oluşturması nedeniyle de konu etraflı ele alınmayı gerektiriyor. 

Hekimi eleştiren çoğu kişi haklı olarak Hipokrat Yeminine atıf yaptı. Ta milattan önce yaşamış Hipokrat’tan bu yana hekimden ilk beklenen de hastaları arasında “ayrım yapmamak” ve onlara “zarar vermemek, yararlı olmaktır”.  Nitekim bu aynı hekimin tam da böyle davrandığı; ayrım yapmadan görevini yaptığı dikkat çeken bir başka örnek de var. Yıllar önce Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırırken yaralanan İsrail askerlerini tedavi ettiği haberini de gördük. Maalesef sapla samanın sıklıkla birbirine karışabildiği ülkemizde, buna da “nasıl olur?” tepkisi verenler oldu. Oysa hem yemin hem de savaş hukukuyla ilgili düzenlemelere göre elbette böyle olmalıydı. Asıl mesele; yansız davranabilen bu hekimin kadınlar söz konusu olduğunda neden ayrımcılık yaptığı? Onun yanıtını da kadınların kıyafetini hedef alan diğer paylaşımlarında buluyoruz. Bir de İsrail askerlerini tedavi etmesini, modern hukuka değil dine dayandırmasında…Kendisi öyle açıklama yapmış. 

Öte yandan Hipokrat’tan bu yana çok şeyler değişti; modern tıp, modern hukuk, dünya savaşları, tıbbın konumu derken Nazi Almanya’sında hekimlerin de karışmış olduğu insanlık suçları nedeniyle, nihayet 20. yüzyılda, yüzyıllar öncesinde kendi tarihinin ürünü olan bu yemin metni de güncellendi. Günümüzde “Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi” andığımız metine, hastanın “özerkliğine saygı duymak” ve “adaletli davranmak” gibi ilkeler eklendi. Ayrımcılığa karşı maddenin kapsamı genişledi; "Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğim” halini aldı. Hasta – hekim ilişkisinde kişisel değerlerin kullanılmaması gerektiği vurgulandı. 

Bizim ülkemizde ise son yıllarda tıp fakültesi mezuniyet törenlerinde, tıpkı İstanbul Sözleşmesi gibi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTQ+ haklarından rahatsız olanlar tarafından bu metnin içeriği keyfi biçimde değiştirilmek isteniyor, genç hekimler buna karşı mücadele etmek durumunda kalıyor. Konya’daki hekim nasıl bir yemin etti bilmiyoruz. Yemin eden her hekimin sözünü yerine getirip getirmediğini de. Ama işi hekim yeminine karışmaya kadar vardıranların, kadınların kıyafetlerine, üniversite sınav kapısından hastanelere, her yerde karışılması hakkını kendinde görenlerin, bu cesareti, demokrasi ve laiklikten uzaklaşan siyasal iklimden aldığını biliyoruz. 

Anlıyoruz ki, bu hekim de, bu iklime ve son dönemde en çok da Diyanet İşleri Başkanlığı’na sırtını yaslıyor. Ülkenin tüm camilerinde “kadınlar, kamusal alanda hayasız giyinmesin” diye hutbe verilirse, olacağı budur. 

Hipokrat’ı, Cenevre Yeminini, nice evrensel belgeyi, tıpkı kadın hak ve özgürlükleriyle ilgili olanlar gibi “dış mihrak” görebilirler. Ama hem kadınların hem hastaların “yerli ve milli” haklarımız da var ve tüm kamu çalışanları da uymak zorundalar. Sağlık Bakanlığı da bu hekim hakkında başlattığını açıkladığı soruşturmayı konuyla ilgili tüm düzenlemeler ışığında yürütmeli: 

  • Anayasa Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Madde 17: Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Madde 56: Devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. 

Bu maddeler uyarınca sağlık hizmetinde ayrımcılık yasaktır.

  • Ulusal Sağlık Mevzuatı; Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Hasta Hakları Yönetmeliği- Madde 5: Sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı: "Herkesin adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde, ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, ekonomik ve sosyal durum ile benzeri sebeplerle ayrım yapılmadan sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı vardır." Madde 6-7: Hasta, sağlık hizmetine erişimde eşittir ve ayrımcılığa uğrayamaz.
  • Meslek Etiği Düzenlemeleri- Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Madde 6: "Hekim, mesleğini uygularken, ırk, dil, din, milliyet, cinsiyet, politik inanç, felsefî görüş, ekonomik ve sosyal durum gibi herhangi bir ayrım yapamaz." Madde 7: Hekim, tıbbi gereklilik dışında hastasına zarar veremez, dışlayamaz. TTB Disiplin Yönetmeliği’ne göre de hastaya ayrımcılık ve kötü muamele disiplin cezası nedenidir. 

Ayrıca Türkiye’nin halen imzacısı olduğu- bu sebeple iç hukuk sayılan başka belgeler- ve ayrımcılığa uğrayan hastaların kazandığı davalardan oluşan yargı içtihatları da var. Konu sadece hukukun konusu değil siyasal ama tüm bu haklarımızın çiğnendiğini gözler önüne sermek için yazdım. 

Uğurlarında mücadeleye devam etmek ve bu son olayda hekimle ilgili soruşturma süreçlerinin de hep birlikte takipçisi olmak için…

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Hipokrat’tan Diyanet’e Kadın Hakları

Post

Gerçek Diplomalar, Sahte Adalet

Post

Cezaevlerinde Sağlık Hakkı ve Mandela Kuralları

Post

Evlerde Açlık, Mecliste Kahkaha

Post

Kıyafetime Karışma

Post

“Ev Kadınlarına” Emeklilik, Lütuf Değil Haktır

Post

Bu Gurur Hepimizin

Post

Kesinlikle Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Post

“Maarif” Modelinde Kadının Adı Yok

Post

Aile Genelgesi’nin Arkasında Neler Var?

Post

Silahlar, “İkili Ölümler” ve Evrensel Haklarımız

Post

Çocuklar Ölmesin, Dondurma da Yiyebilsinler

Post

Büyük Onur Yürüyüşümüz

Post

Reisçilik Sistemi İle Yok Olan Aileler ve Soyadı Hakkı. İyi Mi Oldu AKP?

Post

“Amores Perros”: Köpek Sevgisi

Post

Bizi Bu Havalar Mahvetmeyebilir

Post

Biz Maraba Değiliz

Post

Ücret-Fiyat Sarmalı Yok, Şiddet Sarmalı Var

Post

Her şeyi Gizleyen TÜİK, Ölümleri Gizleyemiyor

Post

Çekirdek Bir Aileydik

Post

New York Sokaklarında Asıl Anlatılması Gerekenler

Post

Sorun ‘İnceller’de Değil İçimizde, O Kutsanan Ailenin Tam Göbeğinde, Kutsayanların Zihninde! Yağmur Yağar Ama İktidar Islanmaz

Post

Bozuk Düzende Sağlam Çark Olur Mu?

Post

Narin Davası Hepimizin

Post

Bu Kadar Şiddet Arasında Skandallardan Skandal Beğen!

Post

“Sıradan Adamlar.Korkunç Suçlar” Karşısında Kalabalık Kolektivizm

Post

İşte Size Aile Yılı: En Büyük Demokrasi Ailesini Kuruyoruz

Post

Doğal Olan, Normal Demokrasidir

Post

Görev Kadınlarda

Post

Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Özgürlük

Post

İliç’te Kuşlar Uçmuyor

Post

Depremde Kadının Adı Yok

Post

Evlere Bırakılmak Değil, Hayata Karışmak İstiyoruz

Post

Hiç Olmamak Ya da “Vitrin Olmak”; İkisine de Mecbur Değiliz

Post

Medeni Kanun İçin Mücadelemiz Herkes İçindir

Post

Kadınları Özgürleştiren Kentler İçin

Post

Kadınlar İçin Esnek Değil Tam ve Güvenceli İstihdam

Post

İntihar Denileni Şüpheli Bırakmayacağız

Post

Kadınlar Laiklik ve Özgürlük İçin Yürüyor

Post

Kapattırmadık

Post

Seçimler Gösterdi: Eşitlikçi Feminizm Şart

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - II

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - I

Post

İran ve Büyük Anlatılar Üzerine

Post

Kadın Cinayetleri Ülkesi Olmayacağız

Post

Demir Çeneli Melekler

Post

Kadın Cinayetlerinin Gizlenen Boyutu

Post

Yoksulluğun Pençesinden, Şiddetin Gölgesinden Kurtulacağız

Post

Medeni Kanuna Dokundurtmayacağız

Post

Sınırları Aşıyoruz

Post

İklim Krizini de, Kadın Cinayetlerini de Durduracağız

Post

“Femonasyonalizm” ve Enternasyonalizm