Post

“Sol Değerler” ve Devrimimizin Güncelliği

Ülkemizde sosyalizm, sol, devrimci mücadele; olgusal olarak sürekli bir ‘değerler silsilesi’ne, iyi niyetli bir ‘iç geçirme’ye, şimdiki zamanın durumu içerisinde düşündüklerimizden veya yaptıklarımızdan bağımsız olarak erişilebilecek bir geleceğin nostaljisine veya bazı ahlaki kategorilere indirgeniyor. 

Oysa sosyalist mücadelenin niteliğini belirleyecek olan şey; mevcut zaman ve mekan konjonktürü içerisindeki sınıflar arasındaki konumlanma ve bu konumlanmaya göre ortaya koyulabilen siyasi çalışmanın, ortaya atılan bütünsel dönüştürücü fikirlerin ve bu yolda gösterilen özverinin kendisidir. 

İyi ahlaklı olmak değil. Dayanışmacı olmak değil. Olumlu değerlerin temsilcisi olmak değil. Haklı olmak da değil. 

Solu, sosyalizmi temel olarak bu gibi kavramlardan (güncel kullanımıyla ‘değerlerden’) yola çıkarak ele almak, onu mevcut durumda oynaması gereken rolden geriye çeker ve doğal olarak nesnel dayanaklarından uzaklaştırır. 

Bu değerler elbette kötü şeyler değil. Ancak siyasi ve toplumsal hedeflerimizin ufkuna bakarak düşündüğümüzde hareketsiz ve etkileşimsiz imgelere dönüşürler. Bunlar bir üretim biçiminin, bütünsel bir fikrin ve herhangi bir kültürün altında topluluk halinde yaşayabilen tüm insanlar tarafından oluşturulabilecek olgulardır. Sola veya bir siyasal, felsefi görüşe özel olarak içkin şeyler değil; pek çok farklı biçimler halinde yaşamış, dönüşmüş ve dönüştürmüş olan bütün insanlığın deneyiminin ortaya çıkardığı fikirler, araçlardır. Varoluşlarından ötürü mevcut duruma karşı bir tehdit oluşturmazlar.

Ayrıca soyguncu patronlar, burjuva iktidarları da kendi aralarında dostça ilişkiler de kurmakta ve ‘dayanışmaktadır’, orta-sınıflar daima iş ahlakına vurgu yapar ve genel olarak hepimizi ‘vicdana davet ederler’, emekçi kesimler de paylaşımcı olma, merhametli olma erdemlerini taşır. Bu değerler aralarında güven sağlayabilen insanların arasında kendiliğinden oluşurlar. Toplumu dönüştürme yolunda bilinç ve eylem yaratmayı hedefleyen devrimcilerin emekçi kitlelere taşıyacakları bilinç bu olamaz. Zira hiçbir toplum, doğal olarak vicdandan ve dostça ilişkilerden yoksun değildir.

Elbette; devrimciler kendi konforundan, sınıfsal konumundan, kişisel çıkarlarından feragat eden insanlardır. Toplumsal ilişkilerini herkesin eşitliğini ve özgürlüğünü temel alarak kurarlar. Yaşamlarını çok az kendileri için ama daha çok sosyalizm davası için sürdürürler. Pek çok riski göze alırlar. Böylesine büyük bir fikir uğruna cesaretle atılım göstermek, büyük riskleri göze almak tüm kültürlerde en yüksek ahlaki davranış olarak kabul edilir ve destanlar hep böyle kişiliklere yazılmıştır. 
 
Ancak devrimleri öngören, sonucuna ulaştıran tarihteki devrimcilerin bile belirleyici özellikleri temel olarak yalnızca bunlar değildi. 

Dünyanın emekçileşmesinin doruk noktasında olduğumuz gerçeği ışığında; şu an solun gerçekliğinin, belirleyiciliğinin birincil koşulu; verili konjonktür içinde üretim araçlarının özel mülkiyetini ilga etmeye yönelik keskin, belirgin ve anlaşılır bir teoriye sahip olması ve bu teoriyi sırtlanıp mücadelesini verecek insanlarının olmasıdır. Solun mevcut nesnel durumdan koparabileceği ilk gerçeklik, ilk dayanak noktası yalnızca ama yalnızca bu olabilir -ve bulunduğumuz aşama, ‘ilk dayanak noktası’ durumundan ileride değil. 

Kâr ederek yahut birikerek örgütlenmediği, bilinçle örgütlendiği için temel olarak temsil edebileceği veya ortaya koyabileceği mefhum; karşılıklı, çok yönlü ve bilimsel insani-siyasi-toplumsal ilişkilerdir. 

Marksizm bilimsel bir iddiadır; siyasal bilinç yoluyla ve siyasal bilinç yaratarak kendisini örgütleyebilir. Toplumsal dönüşümü hedeflediği için bütünsel siyaset olgusuna kendi bilimsel yorumunu katmak zorundadır. Onun kalıcılığı milyonlarca insanın vereceği siyasal kararların ve iradenin yönüne bağlıdır. Milyonları bu kapsamda, güncel muhalefetten ‘bağımsız’ olarak; özel mülkiyetin kaldırılması, emperyalist sömürünün son bulması, ulusların baskı altına alınmaması yönünde, polis zulmünün, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kültürel/medeni deformasyonun karşısında tavır almak yönünde etkilemek istiyorsa güncel bir program ve güncel, bütünsel bir mücadele onun gerçekliğinin esasıdır. 

Meclisin nasıl işleyeceği, çalışma koşullarının nasıl olacağı, fabrikaları kimlerin yöneteceği, toprakların nasıl işletileceği, doğanın nasıl korunacağı ve hukukun neye dayanacağı konusunda güncel, bütünsel bir program; güncel, bütünsel bir mücadele. Bu yolda attığımız adımlar, devrimimizin güncelliğidir. 

Solun eğer bir vicdan veya ahlakın temsilcisi olmasından söz edeceksek, bu vicdan veya ahlak ancak üretenlerin yönettiği bir dünya için yapılması gerekenlerin, gerekli temel devrimci hedeflerin yolundaki mücadele deneyiminden ortaya çıkan bir vicdan ve ahlak anlayışının temsilciliği olabilir. 

Tüm erdem ve ‘mutlu olma bilgisi’ bu yolun etrafında şekillenir ve kuşkusuz şekillenecektir. Devrimci ahlak anlayışı da kültür de, -içinde bulunduğu toplumun düşünme ve davranış biçimlerinin de katkısıyla- yalnızca kendine özgü yeni siyasi, toplumsal gerçekliğinin üzerinde filizlenecektir. 

İlgili Yazılar

Post

“Sol Değerler” ve Devrimimizin Güncelliği

Post

Tarih Hala Sınıf Mücadeleleri Tarihinden İbaret