Post

Muhalefetin Büyük İmtihanı

20 yıldır iktidarda olan AKP’yi sayılı günler sonra gönderebiliriz. Fakat hala bile büyük bir endişe ve ümitsizlik var. Millet İttifakı’nın adaylarını açıklamadan önce bir mutabakat metni açıklamaları Türkiye'de siyasi hedeflerin ve programların gerekliliği açısından önemli. Öne sürülmeye çalışılan mutabakat metni bir taslak veya kısa bir tweet değil. İktidar olma iddiasındaki bir ittifakın 244 sayfalık bir programı.

Muhalefet partileri iktidar olabilmek için vaatlerini listeleyen açıklamalar yapar. Halkın sorunlarını görmezden gelmediğini, onları unutmadığını, iktidar olursa da bu sorunlara çözüm bulacaklarını söylerler. Erdoğan bile iktidara gelmeden önce döneminin en bilinen muhalifi olarak iktidar hedefiyle vaatler sundu.

Millet İttifakı’nın taban ve sempati kaybı korkusu ile hazırladıkları o sayfalar ise eksiklikleri ile gözler önünde. Bugün altılı masanın mevcut sorunları bildiğini söyleyebiliriz ama çözümleri dile getirecek cesaretlerinin olduğunu göremeyiz.

Sayfalarda olmayanlar

Bu ülkenin işçi sınıfının sorunlarını çözmekten öte mutabakat metinlerinde “işçi emekçi” demeye bile tenezzül etmemek burjuva siyasetindeki ikiyüzlülüğün bir göstergesi. İşçi emekçi yerine ‘yoksul’ kelimesini kullanmaları ise o yoksulluğun devam etmesinde bir sorun görmediklerindendir. Bir yoksulluk olsun, o yoksullara yardım eden güler yüzlü plaza insanları olsun. İstedikleri tam da bu iyilik tablosu. Bu tablonun başka bir gerçek yüzü de var ama. İşçi sınıfının bu çok yardımsever insanların kısmi olarak verdikleri desteklerle hayatlarını devam ettiremeyecekleri bir gerçek. Üretimin içinde olan emekçi halkın açlık sınırı altında yaşamaları yoksulluktan öte bir sömürüdür. Bu sömürü düzeni ise ancak İŞÇİ-EMEKÇİ hükümeti ile son bulabilir.

244 sayfaya özelleştirme politikası, savunma sanayisi, milli savunma, güvenlik ve terörle mücadele gibi konular sığmış da Kürt halkının sorunları sığmamış. Kürtlerin sorunlarına değinmeyip çözüm bulmadığın zaman da bazı şeylere şaşırmamak gerekir. Mesela birkaç gün önce Şanlıurfa/ Reha’da Meral Akşener İyi Parti otobüsüyle şehir turu yapmak istedi.

Otobüsünden selamladığı tek şeyşe boş meydanlar oldu. Bölgenin sorunları ile yüzleşmeyip barış siyasetine değinmeyenler daha çok boş meydanları selamlar.

Kürt halkının sorunları Erdoğan iktidara gelmeden önce de vardı. Erdoğan iktidara geldiğinde de olmaya devam etti. Millet İttifakı’nın bu sorunun gerçekliği ile yüzleşip Erdoğan'dan ders çıkarması gerekir. Aksi takdirde farklı sonuçlarla yüzleşmeyecekleri kesin.

O sayfalarda isminin bile geçmediği konulardan biri de Türkiye’de eşit ve özgür yaşam mücadelesini veren bireylerin en büyük kazanımlarından biri olan İstanbul Sözleşmesi. Bu kazanıma AKP’nin her defasında ‘Aile yapısı bozuluyor’ sloganı ile gölge düşürmeye çalıştığını biliyorduk. 244 sayfalık metni okuyunca imzacı olan partilerden de AKP’nin bu sloganına yabancı olmayanların var olduğunu anlayabiliriz. Mutabakatta açık açık LGBTİQ+’ları büyük bir sapkınlık olarak gördüklerini söylemeseler de onlarında eşit özgür yurttaşlık hakları bu şaşaalı sayfalar arasında yok.

Sayfalarını istedikleri kadar oy kaybetme korkusuyla emekçilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİQ+'ların sorunlarına ve hatta isimlerine kapalı tutsunlar. Bugünün sorunlarını Erdoğan varken bile bu kadar güçlü konuşup çözümlerini söyleyebiliyorsak, Erdoğan’ı gönderdiğimizde kendi çözümlerimizi de kendi isimlerimizle birlikte yürürlüğe geçirmesini iyi biliriz.

Gençlere 5 GB Yetmez

Gençlerin artık tek derdi özerk, demokratik üniversite-parasız, anadilde eğitim değil. Geçim derdinden gelecek kaygısına her sorunu yaşayanları 5 GB ile tavlamak imkansız. Tabiki de mutabakat metninde ‘neyse ki’ sadece 5 GB yok. Ama geçmişten şu ana kadar iktidar olabilme hedefinde olan birçok parti çokça vaatlerde bulundu. Kaçını gerçekleştirebildiler?

YÖK’ün kaldırılması ile ilgili açıklamalar her dönem yapılsa da o hep orda durdu. Hatta ondan daha da sinsi kardeşi olan saray yalakası kayyum rektör belası günümüzde daha büyük bir sorun. İşte tam bu yüzden sosyalistler olarak yıllarca, kurulup korunması gereken yapının özerk ve demokratik olması gerektiğini söyledik. Biri gider biri gelir. Esas olan emek verip kapısından girdiğimiz üniversitelerimizde söz, yetki karar hakkımızın olması. Yönetiminde oraya emek verenlerin olmasıdır. 5 GB az gelir bize :)

Şimdiye kadarki tüm iktidarlar öğrenciyi müşteri, eğitim alanlarını ise sermaye olarak görüyorlardı. Millet İttifakı mutabakatta bu konuya üstü kapalı değinmekle yetinse de bu yeterli değil. Bilimsel, laik eğitime tamam demeyi çok büyük marifet sanıp, parasız ve anadilde eğitime sessiz kalmak çözüm değil. Sermayenin elinden çıkarılıp kamulaştırma yapılmadığı sürece köyde de olsa şehirde de olsa emekçi halkın çocukları için eğitim hep ulaşılamaz bir noktada olacak.

Heyecanımıza ve umudumuza neden olan şey; konuları konuşmaya bile çekinen bir masa değil örgütlü mücadelemizin yapabilecekleridir. Bu masanın adını bile anmaya çekindiği tüm sorunlara biz örgütlü mücadelemiz ile gerçekçi çözümler bulup uygulayacağız.

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Süssüz Ağaçlar Değil Yıldızsız Ağaçlar Kalmasın

Post

Filistin Halkına, Kürt Halkına, Ortadoğu'ya Özgürlük

Post

Sorun Psikolojik Değil Ekonomik

Post

Sarayın Ampülü Çok, Öğrencinin Çatısı Yok

Post

Bir Öğrencinin Borç Defteri

Post

Bir Genç Neden Sosyalist Olmalı?

Post

Ders Başladı, Kapitalizm Sınıfta Kaldı

Post

Değişmeyen Üniversite Politikası: 12 Eylül’ün YÖK'ü, Saray’ın Kayyım Rektörü

Post

Korkularla Yüzleşip Gulyabanileri Defedeceğiz

Post

Muhalefetin Büyük İmtihanı

Post

Tek Seçenek Örgütlenmek