Post

6284 Anahtarımız

Cumhurbaşkanının, bakanların, AKP’li yetkililerin en sevdiği sözdür: "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!" Dillerinden düşürmezler bu sözü. Onlar bir kürsüde "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" derken evlerin balkonundan gencecik kadınlar ayrılmak istediği erkekler tarafından itiliyor. Sokaklarda kadınlar boşanmak istedikleri erkekler tarafından bıçaklanıyor. En çok da evlerde kadınlar evli oldukları erkekler tarafından, kimi zaman babası ya da kardeşi tarafından öldürülüyor. Babalar tarafından anneler öldürülüyor, yetmiyor çocuklar da öldürülüyor. Kim müdahale etse onlar da öldürülüyor. 

Hani 'İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın'dı! Kadınlar Yoksa İnsan Değil Miydi?

Geçtiğimiz hafta 2 gün içerisinde 6 kadın cinayeti işlendi. Bu sadece haberini okuduklarımız. Münferit bir olay ya tesadüf diye düşünülmesin diye size 28 Şubat tarihini de hatırlatabilirim. 28 Şubat’ta da 24 saat içerisinde 8 kadın cinayeti işlenmişti. Aile odaklı politikalar arttıkça erkekler güç buluyor, kadın cinayetleri son aylarda artıyor. Bazen de bizler bir gün içerisinde birçok farklı ilde, birbirinden çok farklı erkeklerin kadınları sırf kadın olduğu için, erkeğin sözüne itaat etmediği için öldürdüğü haberlerini alıyoruz.

Egemenlik ilişkilerine politikanın yön verdiğini görüyoruz. Geçtiğimiz hafta kadınları öldürenler ya evli oldukları erkekler ya da kadınların boşandıkları erkeklerdi. Hiçbiri anlık cinayetler değildi. Cinnet değildi. Bu şekilde de toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorununun bir kez daha ne kadar köklü olduğunu anlıyoruz. Bu gidişatı değiştirmenin en önemli anahtarlarından birine geçmeden önce kadınların bir adı var artık diyerek erkek şiddeti ile aramızdan koparılan kadınları anıyorum: Gülsüm, Maizer, Hilal, Ayten, Şükran, Fatma, Hatun, Emine, Özlem, Tuba, Nasım, Elif… Soyadlarını yazmıyorum çünkü çoğunda kendilerini öldüren adamların soyadlarının, kadınları ölümlerinin arkasından bile takip etmesini istemiyorum. Her biri için haberlerden, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun sitesinden bakabilirsiniz.

Kadına yönelik şiddeti sonlandırmak, kadın cinayetlerini durdurmak, şüpheli kadın ölümlerini bitirmek için bütünsel politikalar ve koordinasyon içerisinde etkin uygulamalar şart. Ben bu yazıda en önemlilerinden biri olduğunu düşündüğüm 6284 anahtarından bahsedeceğim. Böyle geldi böyle gideri değiştirecek olan şeylerden biri 6284’tür. 6284 bir yasa’nın numarası. Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair Kanun. Kadınları şiddet karşısında koruyan yegane kanunumuz. Kapsamlı şekilde önleyici, koruyucu tedbirleri olan, şiddetin türlerini sıralayan, kararlar uygulanmazsa zorlama hapsine hükmeden koruyucu kalkanımız adeta. Ama uygulanırsa.

Hiçbir şey kağıtta yazdığı gibi cereyan etmiyor olsa da 6284’ü bu sefer anahtar olarak tarif ediyorum. Kadınların yüzüne kapanan kapıları açacak kilidin anahtarı. Can simidimiz diye sıklıkla tarif ettiğimiz 6284 Sayılı kadınları şiddetten koruyan Kanun’u bu sefer de anahtar olması yönüyle anlatacağım.

Yıllar içerisinde bizlere gelen başvurulardan, mücadele pratiklerimizden çıkardığımız bir sonuçtur bu. Şiddete uğrayan kadınlara haklarını anlattığımızda hatta onlarla karakola kadar eşlik ettiğimizde neler yapılması gerektiği anlatıyorduk. Karşımızdaki memur ne yapması gerektiği ile ilgili nadiren konuya hakim, sıklıkla konudan bir haber oluyordu. Kadınları yalnız gördüler mi bir de kapılar birer birer kapanıyor, kadınlar o şiddet dolu evlere geri gönderiliyordu. Şiddete uğradığını söyleyen bir kadın görmeyedursunlar "Buna yapacak bir şey yok”, "böyle ufak tefek şeyler olur, eşindir” cümlesi hep dillerinin ucundaydı. Onların ufak tefek şey dediklerinin nelere yol açacağını hala anlayamamış görevlilerin suratına çok vurmuşuzdur ihmallerinin sonuçlarını.

6284'ü Uygulamayan Kamu Görevlileri Kurtulamayacak

Hatırlarım İzmir’de Ferdane Çöl 2011 yılında boşanma davası açtığı Sedat Çöl tarafından öldürüldü. Mahkemeden tedbir kararı alınmış olmasına rağmen uygulanmadı. Ferdane her şiddette, tehditte karakola gidiyor ve şikayetçi oluyordu. Sığınıyordu, yaşamak istiyordu. Polis memuru da bir keresinde şöyle demişti: “Bıktık artık sürekli geliyorsun, ölsen de kurtulsak.” Ferdane kısa süre içerisinde öldürüldü ama o polis memuru kurtulamadı. Kadın cinayetleriyle ilgili ceza aldırdığımız ilk polis memuru oldu. Gazetelerde manşet oldu. Şimdilerde Anayasa Mahkemesi’nin 2021 yılında verdiği karar ardından 2013 yılında öldürülen Serpil Erfındık’ın ölümünde sorumluluğu olan devlet görevlilerinin yargılandığı dava ile meselenin üzerine daha çok gidebiliyoruz. 

Geldik anahtarımıza. İstanbul’da 2014 yılında bir kadın arkadaşımız eşi tarafından 43 yerinden tornavida ile yaralanmıştı, yoğun bakımdan çıkmayı neyse ki başarmıştı. Tehditler ve şiddet devam ediyordu. Tedbir kararı olmasına rağmen kadını koruyan tek şey tüm mahallelinin ve bizlerin evin önünde nöbet tutması idi. Bir gün karakolla bir heyet olarak görüşme yaptık. Yapılması gerekenleri anlattık, adamın bu kadar saldırısından sonra tutuklama kararı çıkması gerektiğini aklınıza gelebilecek her şeyi yapıyoruz. O sırada karakol amiri savcı ile de görüşüyor. Ve bize yapabilecekleri bir şey olmadığını söylüyorlardı. Okuyana hikaye gibi gelebilir ama öyle çok ki bu yaşananlar. O sırada bir arkadaşımız telefonunu çıkardı ve 6284’ü gösterdi madde madde okudu. Bu kanunun numarası 6284 dedik. Görüşmeye ara verildi. Bizi tekrar geri çağırdıklarında o bir şey yapamıyoruz diyenlerin tavrı komple değişmişti. Devriye ekipleri adresin etrafında görevlendirildi, evin önüne sivil ekip görevlendirildi, 24 saat geçmeden savcılık tutuklama kararı çıkardı. O günden sonra bizler tüm kadınlara başvurdukları mercilerde her ne kadar haklarını biliyor olsalar da, biz de yönlendiriyor olsak da “6284 sayılı kanundan yararlanmak istiyorum” demelerini tavsiye ediyoruz. Deneyimlerimiz gösteriyor ki karşımızdaki memur ne yapması gerektiğini biliyorsa da, bilmiyorsa da siz 6284’ü dediğinizde zorlukların hepsi ortadan kalkıyor diyemesem de büyük kısmı çözülüyor. O 6284 kuru rakamı bir altın anahtara dönüşüyor. Buna rağmen yine engel ve ihmal olduğunu düşünüyorsanız da bizlere, kadın örgütlerine, barolara başvurun diyoruz. Bizler imkanımız dahilinde devreye girdiğimizde de işte burada örgütlü politik gücün etkisini görüyoruz.

6284 anahtarınızı kullanmayı sakın unutmayın.

Zorlama Hapis Zorla Olur Rica ile Değil!

Tüm bunlar yapıldığı durumda da son zamanlarda karşılaştığımız büyük sorun tedbir kararlarının uygulanmaması üzerine verilecek zorlama hapis kararların çıkmaması, geç çıkması ya da uygulanmaması oluyor. Bir de düşünün 9. Yargı Paketi taslağında zorlama hapis kararına itiraz yolunun açılması dile getirilebildi.

Nurtaç Canan’ı hatırlatırım. Kadın daha ne yapsın dedirtecek durumlardan biri. Şimdi hatırlayacaksınız yere kendi kanıyla “Beni Ragıp vurdu” yazmıştı. Öleceğini düşünerek katil kim belirsiz kalmasın, intihar diye üzeri kapanmasın, şüphe olmasın diye yazmıştı. Bunu yapmayı akıl ettirenler düşünüyor mudur hiç acaba? Hiç insanı yaşat ki devlet yaşasın derken en ufak bir sorumluluk hissediyorlar mıdır? Nurtaç bunu bile yapmış olmasına rağmen hala Ragıp tarafından tehdit altında. Zorlama hapis kararı verilmiş olmasına rağmen Ragıp hala tehditler savurabiliyor, hapiste değil, dışarda! Bunu şu yüzden yapabiliyor: Silahla Nurtaç’ı yaralaması ile ilgili davada karar yetersizdi. Tedbir kararlarını uygulamayan merciler aynı tutumu sürdürerek zorlama hapis kararı olmasına rağmen Ragıp’ı yakalamıyor. Nurtaç hapis hayatı yaşıyor. Kimsenin tek bir kadını dahi ölümün kıyısında yaşatmaya hakkı yoktur. Tüm sorumluluk devletindir. Tek bir kadın cinayeti bile fazla diyenlere bir çağrı daha olsun Nurtaç Canan yaşamak isteyen kadınlardan biri. Siz ne yapıyorsunuz? Herhalde adamın kendi kendine, belki de rica ile karakola gitmesini bekliyorsunuz diye de bana dedirten sizlersiniz.

Kadına yönelik şiddet durdurulmazsa, şiddet kadınlarla da sınırlı kalmıyor. Çocuklar, başka yakınlar kadınlarla birlikte öldürülüyor. Aile odaklı politikalar egemen erkekliği güçlendirmesi ile intihar eden erkekleri de türetiyor. Bu yönlerini ayrıca ele almak üzere varacağı ve vardığı yer olarak kısaca ekliyorum.

22 Haziran’daki katillerden biri maalesef diyerek örnek olacak şekilde sosyal medya hesabından şu paylaşımı yapmış:  “Sevdan bitti, kibriti çaktım, bir ateş yaktım. Dönmem artık geriye, gemileri yaktım mürettebatıyla birlikte bir şey kalmadı geriye.”

Elbette başta kadınlar olmak üzere hepimiz için de biten sevdaların, yaşanan ayrılıkların, kadınların kararlarına saygı duyulmasının normalleşmesi toplumsal cinsiyet eşitlikçi politikalarla mümkün. Umudumuz buna dair, mücadelemiz de bunun içinken yetkililer de sorumluluklarından kaçamayacak.

***

Kadınlarla birlikte siyasi iktidar nezdinde insan sayılmayanlar öyle çok ki.

Türlü yasaklara rağmen özgürlük tutkusundan vazgeçmeyip gökkuşağını sokaklarda dalgalandıran LGBTİQ+’ları bir yandan kutlarken bir diğer yandan Diyarbakır ve Mardin’de çıkan yangında yeterli müdahale olmadığı için hayatını kaybeden 15 yurttaş ve nice canlar için başsağlığı dilerim. 

Fidan Ataselim'in bu yazısı 3 Temmuz Çarşamba günü Gazete Duvar'da yayınlanmıştır.

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Soyadı Deyip Geçme

Post

İstanbul’dan Hakkari’ye Feministlerin Köprüsü

Post

6284 Anahtarımız

Post

Anneler için Karanlık Paket

Post

Kimin için bu Kayyım?

Post

Katlimize Ferman: Aile Odaklı Politika

Post

Paketinizle 6284’e Dokunamayacaksınız

Post

Örgütleneceğiz, İstanbul Sözleşmesi'ni Uygulatacağız

Post

Böyle Reform Olmaz

Post

İdam Değil İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

Post

Feminizim Bir Eleştiridir

Post

Özgürlüklerimiz Artık Ayakta!

Post

Bir Davadan Bir Mitinge Kadınlar Yürüyecek

Post

Meydanı Boş Bırakmayan Kadınlar