Post

Kapattırmadık

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yeni kurulduğu zamanlardı. 2009 yılında cinayet oranlarının sorulduğu önergeye dönemin Adalet Bakanı, “son 7 yılda yüzde 1400 arttı” yanıtı vermişti.

Platformu kurmakta ne kadar isabet ettiğimiz daha o ilk anda kanıtlanmıştı ama yıllar sonra bize açılan hukuksuz kapatma davasında bunu yine kanıtlamamız gerekecekti. Hiçbir iyi şey artmaz iken, kadınların canının alınmasının bu oranda artmasının kabul edilemez olduğu gerçeği, yıllar içinde öldürülen binlerce kadın ile de binlerce defa daha kanıtlanmıştı. Ama kamu otoritesi, yani kadınlar tarafından seçilmiş, o koltuklara oturmuş, görevi kadınların hayatını korumak olanlar, yani ödediğimiz vergilerle yaşayanlar, o vergileri canımızı kurtarmakta kullanmak yerine, akan kanı durdurmak isteyen bize 2022 yılında kapatma davası açtılar.

Kadın cinayetleri ve göz göre göre gelen bu ölümler ne kadar kabul edilemez ise açılan bu dava da işte o kadar kabul edilemez, mantık dışı, hukuksuz, keyfi, kısacası abesle iştigaldi.  Hiç açılmaması gereken bu davanın sonucunda da, olması gereken oldu;  hakim davanın reddine karar verdi. Bunu yazmak bile tuhaf ama bizzat yaşadık bu süreci. Peki neden?

Çünkü “ahlaka ve kanuna aykırı” denilince akan suyun durduğu memleketteydik. Ve meğer 2016 yılından itibaren birileri derneğimiz hakkımızda da bu iddialarla şikâyette bulunuyormuş. Savcı ise yıllarca somut bir delile dayanmadığı için önüne gelen bu şikâyetleri davaya dönüştürmemiş. Ta ki, savcının değiştiği, İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildiği ve birilerinin kadınların, kız çocuklarının ve LGBTQ+ ‘ların hayatlarını istedikleri gibi değiştireceklerini zannettikleri döneme kadar… 2022 baharında elimize ulaşan “davaname” adında hukuki olmayan bir belge ile derneğimize kapatma davası açıldığını öğrendik. Bu belgede somut delil yine yoktu ama zorlayarak, hukuksuz delil yaratmaya çalışarak, Dernekler Kanunu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Anayasa dahil olmak üzere ulusal mevzuat ve uluslararası normlara aykırı biçimde, “ahlaka ve kanuna aykırı” faaliyet yürüttüğümüz iddia ediliyordu.

Araştırmacı gazeteci dostlarımız sayesinde öğrendik ki, hepsi aynı imla hataları ile yazılmış bu şikayet başvurularını başlatan da, ödemediği nafaka borcu yüzünden cezaevine girmiş olan bir erkekti. Bu kişi kendi kendine mi harekete geçiyordu? Ki kadın ve LGBTQ+ düşmanlığının, çocuklara zarar vermenin önünde hiçbir engel olmayan bu dönemlerde neden geçmesindi? Yoksa tüm ona benzeyenlerin önünü açan iklimi yaratanlar dolaylı değil doğrudan mı onları yönlendiriyordu? Bunu bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki, biz dernek yöneticileri için “kanun dışı” faaliyet diye öne sürdükleri iddialar; dernek kuruluşundan on yıllar öncesinden başlayarak anayasal haklarımızı kullanarak katıldığımız ve dernek adına yapılmamış başka hak arama eylemlerinin, hukuksuz biçimde tutulmuş kayıtlarından oluşuyordu. Ve bu kayıtlar yani farklı kuşaklardan dernek yöneticilerinin kendi dönemlerinin toplumsal mücadelesine katılmış olması, bizim için gurur kaynağı iken, demokratik haklarımızı “fişleme” yoluyla ihlal etmek ise bir toplumsal suç idi.  Kanuna aykırı faaliyet, derneğimize kapatma davası açılmış olmasıydı.

Gelelim ahlaka aykırı faaliyete... “Ahlaksızlığımızın” ne olduğu iddialarda bir türlü ortaya çıkamadı. Ama toplumun her kesiminden, farklı dünya görüşlerinden gelen aileler ve şiddete maruz bırakılmış kadınlar, tanıklık beyanlarında ahlakın ne olduğunu tek tek ortaya çıkardılar. Her biri ayrı ayrı bam teline basarak evrensel ahlakı muhteşem biçimde anlattılar.

Her duruşma öncesi basın açıklamamızda gökkuşağı bayraklarının engellenmeye çalışılması,  son duruşmada ise arkadaşlarımız zorbaca gözaltına alınması gösteriyordu ki; “ahlaka aykırı faaliyet” olarak ele aldıkları gökkuşağı bayrağıydı. Bu noktada “düşünce”nin, bir konu üzerine muhakeme etmenin d’si bile yoktu, bu bir tür şartlı refleksti. Eğer düşünülseydi LGBTQ+’ların varlığını inkar etmenin, dünyanın renklerini, yani aslında dünyanın çok yönlü etik boyutlarını inkar etmek anlamına geldiği ortaya çıkacaktı.

Fikirler Kapatılamaz

Bizim davamızın bütününde de esas mesele buydu; ulusal ve uluslararası çok boyutlu hukuksuzluk vardı evet, bunları avukatlarımız mükemmel biçimde anlattılar. Elbette davanın sonucunda hukukun üstünlüğünü, adaletin tecelli etmesini bekledik ama öte yandan içten içe mantığın galip gelmesiydi asıl özlemimiz. Çünkü o duruşma salonunda ve dışarıda, bu kentin ve bu ülkenin bütün caddelerinde, sokaklarında, evlerinde, işyerlerinde, okullarında, parklarında ve tüm dünyada yaşayan, hepimizi aşan büyük başka bir şey vardı; fikirlerimiz.

Ve fikirler kapatılamazdı. Artık çok geçti. Davanın sonucu ne olursa olsun, kadın cinayetlerini durdurmak fikri yaşayacaktı. Bu fikirde cisimleşen toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı makalelerde kuru bir sözcük değil, derneğimiz de bir tabeladan ibaret değildi. Yaşayan gerçeklerdik biz, kadınların ve LGBTQ’ların bir bütün olarak canlı mücadelesiydik. Kendi coğrafyamızda kök salmıştık ve dünyanın dört bir yanındaydık. Birden ortaya çıkmamıştık, hem platformumuzun deneyiminde hem dünya çapında kadın cinayetleri karşısında, kimsenin kapatmaya gücü yetmeyecek çok kuvvetli bir mücadele ve literatür birikmişti.

Bu dönemin dünyadaki tüm kadın ve LGBTQ+ düşmanı, ırkçı tiran devlet başkanları bilsin ki, onların yaratmak istediği karanlık iklimin karşısında kadınların örgütlü gücü ve enternasyonal mücadelenin ışığı yaşıyor, savaşıyor ve daha da çoğalacak.

Kapatma davasının amacı, örgütlenme özgürlüğümüze engel olmak ve tüm kadınlara, LGBTQ+’lara ve topluma gözdağı vermekti. Ama gelin görün ki, sonucunda en mikro biriminden makro düzeyine örgütlenme özgürlüğü lehine bir kazanım elde ettik.

Açık açık örgütleniyoruz çünkü öldürülüyoruz demiştik, bunu durdurmaya çalıştılar. Bir buçuk yılı aşan, dört defa Türkiye’nin her yerinden ve uluslararası planda üyelerimizi,  kadınları, LGBTQ+’ları, baroları, farklı kurumları buluşturan duruşmalarda, derneği sahiplenen o büyük ve güzel kamuoyu davaya en güzel yanıtı verdi. Tanık olarak konuşan öldürülen kadınların aileleri, şiddet belasından kurtulup hayatta kalmış kadın arkadaşlarımız, davaname denen belgeyi, gerçek hukuki dosya örneği hazırlayarak ibretlik hale getiren hukukçularımız ve tüm dostlarımızla emekle ve sabırla bu deneyimi kazanıma dönüştürdük. Eğer bir çalışma toplumun; kamunun bu kadar benimsediği bir hale gelmiş ise o artık kamunun malıdır, ona aittir demiş, bu davanın kamu davası olduğunu ortaya sürmüştük.

Geldiğimiz noktada bunun böyle olduğu kanıtlandı ve kapatma davasının reddiyle kazandığımız deneyim de aynı şekilde kamuya aittir. Bu hukuksuz kapatma davasının kahramanı örgütlenmiş kadınlar, örgütlenmiş kamudur. Tam durdurmaya çalıştıkları güç ile onları durdurduk.

Biz meşruiyetimizi fikirlerimizin haklılığından aldık hep ancak elbirliği ile elde ettiğimiz bu kazanım da önemli. Adalet aradığımız tüm diğer davalarda emsal oluşturması, sonucunun da kamu yararına kullanılması için çalışacağız. Ve sadece dernek, meslek örgütü, siyasi parti kapatma davaları için değil, onun ötesinde örgütlenme özgürlüğümüzü ve haklılığımızı kazandık. Gördük ki, örgütlendiğimizde başarabiliyoruz. Bize dava açanların eline bizi oyalamaktan başka bir şey geçmedi. Ama bizim elimizde çok kıymetli bir mücevher var. Duruşma günü Çağlayan Adliyesi’nden tüm kadınlara ve LGBTQ+’lara armağan olan…

Öte yandan davanın sürdüğü bütün bu dönemde yüzlerce şiddet ve çocuk istismarı davasını sahiplenmeye devam ettik. Çünkü bizi bu hukuksuz davalar ile oyalarlarken son duruşma gününün kendisinde bile iki kadın cinayeti oldu. Bu hafta daha vahim olan bir gerçek daha ortaya çıktı; bu hafta TÜİK verilerine göre cinsel suç mağduru çocuk sayısının 9 yılda yüzde yaklaşık 3 katına çıktığı açıklandı. TÜİK’e göre bile böyleyse varın gerçek oranı siz düşünün…Tıpkı bir zamanlar kadın cinayetlerindeki artış gibi kabul edilemez olan bu gerçeği de, onu yaratan iklimi de toptan değiştirme görevi önümüzde duruyor. Davamızın sonucundan aldığımız kuvvetle, başta genç feministlerle ve tüm kuşaklardan kadınlar, LGBTQ+’larla, bütün renklerimizle mücadeleye devam…
 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Bu Gurur Hepimizin

Post

Görev Kadınlarda

Post

Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Özgürlük

Post

İliç’te Kuşlar Uçmuyor

Post

Depremde Kadının Adı Yok

Post

Evlere Bırakılmak Değil, Hayata Karışmak İstiyoruz

Post

Hiç Olmamak Ya da “Vitrin Olmak”; İkisine de Mecbur Değiliz

Post

Medeni Kanun İçin Mücadelemiz Herkes İçindir

Post

Kadınları Özgürleştiren Kentler İçin

Post

Kadınlar İçin Esnek Değil Tam ve Güvenceli İstihdam

Post

İntihar Denileni Şüpheli Bırakmayacağız

Post

“Femonasyonalizm” ve Enternasyonalizm

Post

İklim Krizini de, Kadın Cinayetlerini de Durduracağız

Post

Sınırları Aşıyoruz

Post

Medeni Kanuna Dokundurtmayacağız

Post

Yoksulluğun Pençesinden, Şiddetin Gölgesinden Kurtulacağız

Post

Kadın Cinayetlerinin Gizlenen Boyutu

Post

Demir Çeneli Melekler

Post

Kadın Cinayetleri Ülkesi Olmayacağız

Post

İran ve Büyük Anlatılar Üzerine

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - I

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - II

Post

Seçimler Gösterdi: Eşitlikçi Feminizm Şart

Post

Kapattırmadık

Post

Kadınlar Laiklik ve Özgürlük İçin Yürüyor