Post

Seçimler Gösterdi: Eşitlikçi Feminizm Şart

Seçim sonuçları kuşkusuz çok yönlü ve kapsamlı değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Ki günlerimiz hemen her saat, muhalefetin farklı bileşenlerinin ve hatta kazandığı halde oy kaybeden iktidarın da yaptığı yorumları takip etmekle geçiyor. Halimize hayıflanmak yerine, yaşadığımızı anlamaya, yorumlamaya ve mücadelemizin bu dönemde yollarını açmanın fikirlerinin peşindeyiz.

Ve bir de iyi haber: Bambaşka iyi şeyler de oluyor bu havalarda.

İşte kadınlar, ülke tarihinin en kadın düşmanı ve karanlık ittifakın iktidarına, bilinçli bir tercihle mücadeleye katılmakla cevap veriyor.

Seçim sonuçları ortaya çıkar çıkmaz, Kadın Meclisleri’nin mücadeleye katılım çağrısına binin üzerinde kadın arkadaşımız “elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum” diyerek cevap verdi, aramıza katıldı. Hoş geldiler, özgürlük ve eşitlik mücadelemize kuvvet, moral ve daha çok azim getirdiler.

Ve emin olun eğer gereğini yaparsak, önümüzdeki günlerde bu örnekler çoğalacak. Hiç de öyle sanıldığı gibi karamsarlık ve bireysellik değil, örgütlü mücadeleye katılım hakim olabilir. Kadınların bir görev duygusuyla kolektif mücadeleye katılması ve “direneceğiz” demesi çok önemli ve örnek oluşturuyor.

Tencerenin boş olması – olmamasının seçime etkileri tartışılırken, tam anlamıyla bıçağın kemiğe dayanmasını kendi hayatının gerçeği olarak yaşayanların; artık duvara yaslanan ve arkada gidecek yeri kalmayan kadınların ve LGBTQ+’ların başka bir yolu da yok. Yoldaşım Hakan Öztürk’ün çok isabetli biçimde hatırlattığı Karl Marks’ın Louis Bonaparte'ın 18. Brumaire'deki sözlerindeki gibi; “Proletarya devrimleri, 19. yüzyıldakiler gibi durmadan kendi kendilerini eleştirirler, her an kendi akışlarını durdururlar, yeni baştan başlamak üzere, daha önce yerine getirilmiş gibi görünene geri dönerler, kendi ilk girişimlerinin kararsızlıkları ile, zaafları ile ve zavallılığı ile alay ederler, hasımlarını, salt, topraktan yeniden güç almasına ve yeniden korkunç bir güçle karşılarına dikilmesine meydan vermek için yere serermiş gibi görünürler, kendi amaçlarının muazzam sonsuzluğu karşısında boyuna, daima yeniden gerilerler,

ta ki, her türlü geri çekilişi olanaksız kılıncaya ve bizzat koşullar haykırıncaya kadar”

İşte tam bu noktadayız, geri çekiliş olanaksız ve koşullar haykırıyor: Kadınların mücadelesi kesintisiz ve daha kuvvetli ayakta kalmalı. Ne güzel bir haber ki bu; durumun kötüye gittiğini gören kadınlar bu bilinç ile kolektif mücadeleye katılıyor. Kadınların, LGBTQ+’ların, çocukların hayatını hiçe sayanlar varsa, bunun karşısında dimdik duran, direnen, örgütlenen kendi özneleri de var.

Tam bu günlerde Cannes film festivalinde en iyi kadın oyuncu seçilen Merve Dizdar’ın ödülünü, mücadele eden kız kardeşleriyle paylaşması da bu yolda özendirici bir etki yarattı. Kendisine çok tebrikler ve teşekkürler ancak asıl iş bundan sonra başlıyor. Hak ettiğimiz hayata kavuşmanın bireysel bir çözümü olmadığı gibi, önümüzde kolektif mücadele etmemiz gereken zorlu konular var. Evet seçimler önemlidir ama tek mücadele biçimi de değildir. Elimizde onlarca mücadele alanı ve birikimi var, her boyutuyla ve bütünsel mücadeleye devam… Ama önce seçim sonuçları değerlendirmelerinde, kadınlar için tehlike gördüğüm üç eğilimden söz etmek istiyorum:

1. Cumhur ittifakı seçim öncesinde de yeteri kadar kadın düşmanıydı, seçimden sonra bir şey fark etmeyecek diyenler: En hafif tabiriyle önümüzdeki sorunları hafife almak olan bu görüşü, ampirik veriler çürütüyor çünkü HÜDA-PAR milletvekilleri daha meclise adım atar atmaz, bulundukları katta kadın çalışan olmamasını istediler. Bu talep reddedildi, en nihayetinde bu topraklarda sadece sağcılık yok, yüzyıldır teneffüs edilen laiklik de var elbette. Ama işte fark etmez denilemez önümüzde bu ittifakın resmi kabul görmüş programı ve içinde kadınların şiddetten korunma, nafaka hakkına, eğitim ve çalışma hayatlarına kasteden birçok madde var. Bekletilen anayasa değişiklik teklifi var. Sonuçta fark var ve bunlarla mücadeleye hazır olmalıyız.

2. Yaşadığımız kutuplaşmayı, yerellere çekilerek ya da aynı kimlik siyasetiyle aşmayı öneren eğilim var. Bu görüşün açmazı şu ki; yenilginin asıl nedeni olanları şimdi onu aşmak için umut görmek anlamına geliyor. Bu yüzden ön açıcı olması beklenemez. Kaldı ki, kadın mücadelesinin de, varlığı için mücadele eden tüm tarafların da içine kapanmasının ve kimlik siyaseti yapmasının mümkün olamayacağı toplumsal sorunlar yaşıyoruz.

3. Bir de yeterince seçim çalışması yapmadık yeterince çalışsaydık kazanırdık diyenler var ki, kulağa masumane geliyor ama bu görüş de neyin uğruna çalışacağımızı, neyi hedeflediğimizi yani esas mesele olan siyasi hedeflerimizi hiç söylemiyor. Oysa bize kazandıracak olan kadınlara ve tüm topluma nasıl bir hayat vadettiğimizdir. Ki insanlar bunun uğruna çok çalışabilirler.

En nihayetinde seçim dönemi boyunca da bu görüşleri çürüten olgular yaşadık. Ülkede uzun zamandır yarattığı dinamik mücadele ile toplumsal muhalefetin temsilcisi olan kadın mücadelesi, seçim sürecinde de muhalefet tarafından umut yüklenerek tüm toplum için göreve çağrıldı. Öte yandan iktidar da boş durmadı; ülke tarihindeki en kadın düşmanı ittifakı, kendi seçmeni muhafazakar kadınlara “tehlikelerden koruyan” baba, koca, ağabey vb. maskeler ile sunmayı başardı. Sonuçta tüm taraflar, kadınlara sadece kendi kaderleri için değil tüm toplumun akıbeti için görevler yükledi. Çünkü gerçek de buydu; hangi dünya görüşünde olursa olsun kadınların devinimi, tüm toplumun yönünün nereye gideceğini makro düzeyde belirleyebilecek etki yaratıyor.

İşte tam da bu nedenle seçim sürecinde ve sonucunda açığa çıkan önemli bir gerçek de şudur: Ülkemizde ve dünyada sadece kendi haklarını değil, eşitsizliğe maruz kalan herkes için mücadeleyi eksene koyan “eşitlikçi feminizm” şart.

“Eşitlikçi feminizm” tam olarak ne mi demek? Bu konuya da gelecek yazılarda devam edelim…

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

“Amores Perros”: Köpek Sevgisi

Post

Reisçilik Sistemi İle Yok Olan Aileler ve Soyadı Hakkı. İyi Mi Oldu AKP?

Post

Büyük Onur Yürüyüşümüz

Post

Çocuklar Ölmesin, Dondurma da Yiyebilsinler

Post

Silahlar, “İkili Ölümler” ve Evrensel Haklarımız

Post

Aile Genelgesi’nin Arkasında Neler Var?

Post

“Maarif” Modelinde Kadının Adı Yok

Post

Kesinlikle Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Post

Bu Gurur Hepimizin

Post

Görev Kadınlarda

Post

“Femonasyonalizm” ve Enternasyonalizm

Post

İklim Krizini de, Kadın Cinayetlerini de Durduracağız

Post

Sınırları Aşıyoruz

Post

Medeni Kanuna Dokundurtmayacağız

Post

Yoksulluğun Pençesinden, Şiddetin Gölgesinden Kurtulacağız

Post

Kadın Cinayetlerinin Gizlenen Boyutu

Post

Demir Çeneli Melekler

Post

Kadın Cinayetleri Ülkesi Olmayacağız

Post

İran ve Büyük Anlatılar Üzerine

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - I

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - II

Post

Seçimler Gösterdi: Eşitlikçi Feminizm Şart

Post

Kapattırmadık

Post

Kadınlar Laiklik ve Özgürlük İçin Yürüyor

Post

İntihar Denileni Şüpheli Bırakmayacağız

Post

Kadınlar İçin Esnek Değil Tam ve Güvenceli İstihdam

Post

Kadınları Özgürleştiren Kentler İçin

Post

Medeni Kanun İçin Mücadelemiz Herkes İçindir

Post

Hiç Olmamak Ya da “Vitrin Olmak”; İkisine de Mecbur Değiliz

Post

Evlere Bırakılmak Değil, Hayata Karışmak İstiyoruz

Post

Depremde Kadının Adı Yok

Post

İliç’te Kuşlar Uçmuyor

Post

Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Özgürlük