Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Emperyalizm çağının özbeöz çocuğu faşizm 21. yüzyılda aynı kıtada yeniden sahnede.

Kıtayı devasa bir cehenneme çeviren, milyonlarca insanın yaşamını kaybettiği ve bir o kadarının da hayatının büyük çalkantılarla altüst edildiği I. ve II. Dünya emperyalist paylaşım savaşlarının ardından, faşizmin aynı yine kıtada kendine yaşam kanalları buluyor olması oldukça ilginç.

Tarihsel olarak faşizmin ilk ortaya çıktığı ülkede, yakın zaman önce yapılan genel seçimlerin kazananı sağ ittifakın sembol isimlerinden Giorgia Meloni ve liderliğindeki aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri Partisi (FdI) oldu.
Mussolini dönemiyle başlayıp anti faşist mücadele ile güçlenerek devam eden, Avrupa'nın en sağlam komünist hareketinin örgütlenmiş olduğu ülkede, faşizmin genel seçimle galip gelmiş olması hiç de basit bir olay gibi ele alınmamalıdır.

Hak alma mücadelesinde direnen işçi ve emekçi hareketin deneyimleriyle ve gerek geçmişte, gerek günümüzde anti faşist hareketin bu mücadeleye katmış olduğu değerlerle ilerlemekte olan seçmen ve yurttaşlar, kötü bir filmin devamı niteliğindeki aşırı sağcı Meloni iktidarının, devlet yapılanmasında Mussolini’nin fikirlerini yeniden filizlendirecek olması gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacaklar.

Meloni iktidarının, Avrupa burjuvazisinin faşizmi meşrulaştırmada atılan önemli bir adım olması ve bu durumun bir domino taşı etkisi ile uluslararası boyutlara taşınması da gayet muhtemel. 

Kıta ülkelerinin bazılarında sağ tandaslı yükselişlerin kendini aktüel olarak fazlasıyla hissettirmesinin altında elbetteki maddi bazı temeller yatmakta. ABD ve NATO’nun, Ukranya'da Rusya’ya karşı yürüttüğü ve bunun nükleer bir savaşa dönüşme ihtimali ve  enflasyonla da birlikte, işçi ve emekçileri yoksullaştıran trilyonlarca euroluk harcamalarıyla Avrupa burjuvazisi, saltanatının faturasını kıta işçi emekçilerine kesmektedir.

Mussolini hayranı Meloni’nin iktidarı sendikal bürokrasi ve sosyal demokrasinin müzmin hallerinin yarattığı bir sonuçtur. Popülist söylemlerinin, kampanyasının temel ekseni haline getirdiği göçmen düşmanlığının, Ukranya'ya destek, kaos, kültürsüzlük, cinsel yönelim, aile vb. kavramlar üzerinden oluşturduğu dilinin toplumda bir karşılık bulduğunu gördük.

İtalya'da sandıktan çıkan faşist iktidarın, kitlesel bir destekle değil de sandığa gitmeyen sol çevrelerin sayesinde galip gelmesi de önümüzdeki zamanlarda Avrupa kapitalizmi ve işçi emekçiler arasında sert çatışmaların ortaya çıkacağına dair belirli izler taşımaktadır. Zira bu durum faşizmin kurumsallaşması gerçeğini gizlememektedir.

Büyük bir anti faşist geleneğe sahip İtalyan halkının Meloni tercihi elbetteki düşündürücüdür. Komünist hareketin oldukça etkin ve güçlü olduğu İtalya’da faşist bir partinin iktidarı almasını bir yenilgi olarak gördüğümüzde meselenin ciddiyetini anlamış oluruz.

Sağın çok kolay anlaşıp kurduğu ittifaklarla iktidar olup da, solun bunu neden becermediğini MFÖ’nün Peki Peki Anladık şarkısındaki sözlerle açıklyabilir miyiz? Biz neymişiz be abi...
 
On beş yaşında Mussolini hayranlığıyla siyasete adım atan, daha sonra devlet ve mafya ilişkilerini, yolsuzlukla ilgili soruşturmaların yürütüldüğü ‘Temiz Eller’ yargı operasyonu ile ilgili devlete sahip çıkan yorumlar yapan Meloni’nin yolu İtalya’nın tüm pis işlerinin baş aktörü olan Silvio Berlusconi’yle kesişti ve tam yirmi dokuz yaşında İtalya’nın en genç kadın bakanı ünvanıyla popülarite kazandı. Bu dönemde yabancı düşmanlığı üzerinden fikir birliği yaptığı bir grup arkadaşıyla birlikte 2012 yılında İtalya’nın Kardeşleri Partisi’ni (FdI) kurarak genel başkanı olarak siyaset sahnesindeki yerini daha etkin kullanmaya devam etmekte.

Parti genel başkanı olarak siyaset dilini solun savunduğu ne varsa onun karşıtlığı üzerinden oluşturarak toplumun farklı kesimlerinin hayatlarını irdelemekten geri durmayan Meloni, propagandasının ilk birkaç maddesini aile değerleri, din ve vatanseverlik üzerinden vazgeçilmezlerini oluşturduktan sonra farklı yaşam tarzlarına yönelik tutumunu sertleştirerek devam ettiriyor. Bu tutumu toplumda daha da karşılık buldukça elini yükseltmekten çekinmeyecektir.

İtalyan ekonomisinin iyi durumda olmadığı bir sır değil. AB yetkilileri İtalya’nın 200 milyar dolarlık bir pakete ihtiyacı olduğunu söylüyorlar. Rusya-Ukrayna savaşının doğalgaz ve enerji sorunlarını tetiklediğini biliyoruz ve bu sorun yalnızca İtalya’da değil diğer Avrupa ülkelerinde sorunu olmaya devam ediyor. Bu nedenle bu kış, Avrupa’da gayet sert geçecek. 

Emperyalist kapitalist sistemin yarattığı yıkım politikalarının sonucunda ortaya çıkmış kıtalar arası göç sorunlarının sağ siyasette bir karşılık buluyor olmasının nedeni göçmen sorununun aktüel ve küresel olarak orta yerde duruyor olmasıdır. 

Yeryüzündeki tüm melanetlerin sorumlusu göçmenler olarak görülüyor. İşsizlik, kamu hizmetleri, konut sorunu, güvenlik, kültürsüzlük, kaos, kadına yönelik şiddet vb.

Bu durum seçim sath-ı mailine girmiş olan Türkiye için de benzer özellikler taşımaktadır. Vatanında azınlık olmak ve göçmen düşmanlığı, milliyetçi histeri dalganın yükselmesi her zaman kendine yer bulan bir argüman olmaya devam etmektedir.

Sosyal demokrasinin degil sosyalist solun politik pratik programatik bir strateji geliştirmesi güçlendirmesi tartışmadan çok pratik hareket tarzları oluşturması enternasyonalist bir vizyonla mümkün olabilir. Böyle bir vizyona sahip değilsek, bu soruna doğrular cevaplar bulmamız da mümkün değildir. 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor