
Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar
Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar
Ayaklanmaların Gölgesinde Direnişin Yeniden Biçimlenişi
21. Yüzyıl, Ortadoğu’nun yalnızca enerji savaşlarıyla değil; halk isyanları, karşı-devrim stratejileri ve emperyal yeniden yapılanma projeleriyle şekillendiği bir dönemdir. “Ayaklanmalar yüzyılı” olarak tanımlanabilecek bu çağda, halkların küresel sömürü düzenine karşı yükselen öfkesi, müdahale ve yeniden dizayn için fırsatlara dönüştürülmüştür. Bastırılan her direniş, emperyalist müdahalelere gerekçe olmuş; halk hareketleri siyasal olarak izole edilip toplumsal tasfiyeye tabi tutulmuştur. Bugün ise siyasal, demografik, coğrafi ve sosyolojik düzeyde kapsamlı bir yeniden dizayn süreci işletilmektedir. Bu süreç, kapitalist-emperyal hegemonya açısından bölgesel güvenlikten öte; küresel sermaye birikimi ve politik kontrolün yeniden tesis edilmesi anlamına gelir.
Gazze Soykırımın Yeni Yüzü
Bu yeniden dizayn sürecinin en çarpıcı örneği Gazze’de yaşanmaktadır. İsrail’in sistematik saldırıları, sadece bir halkı sindirmeyi değil; fiilen ortadan kaldırmayı hedefleyen bir etnik temizlik operasyonudur. Gazze altyapısının yok edilmesi, yaşamın imkânsızlaştırılması ve halkın ya zorunlu göçe ya da toplu imhaya sürüklenmesi, modern çağın en çıplak soykırım örneklerinden biridir. Bu saldırılar “Büyük İsrail” planının bir parçası olarak sürdürülmekte, Gazze’nin insansızlaştırılması ve fiili ilhakı aşamalı biçimde ilerleyen bir kolonizasyon ve etnik arındırma stratejisidir. Bu gerçeklik, kapitalizmin devlet şiddetini nasıl meşrulaştırdığını ve halk direnişini nasıl yok saydığını gözler önüne sermektedir.
Batı’nın Sessizliği, Arap Rejimlerinin İşbirliği
Batı’nın sessizliği ve Arap rejimlerinin açık işbirliği ya da edilgenliği, sadece siyasal acziyet değil; halkların kaderinin küresel sermaye ve askeri ittifaklar eliyle belirlendiğini göstermektedir. Filistin halkının halksızlaştırılması, emperyal sistemin “başarı hikâyesi” haline getirilmiştir. Bu suç ortaklığı, demokratik ve halkçı güçlerin zayıflatılmasına zemin hazırlamakta; meşru halk talepleri kriminalize edilerek baskı rejimi derinleştirilmektedir.
Suriye Vekalet Savaşından Parçalanmaya
Ortadoğu’nun yeniden dizaynı sadece Filistin’le sınırlı değildir. 2011’de başlayan Suriye protestoları, rejimin katliamcı hamleleriyle iç savaşa sürüklendi ve dış güçlerin vekalet savaşlarıyla ülke parçalandı. Milyonlarca insan mülteci oldu, büyük bir demografik yıkım yaşandı. “Yeniden inşa” adı altında yürütülen süreç, halkın siyasal iradesini tasfiye eden, neoliberal restorasyonla rejimi yeniden tahkim eden bir operasyona dönüştü. Bu, bölge halklarının ekonomik ve siyasal geleceğini ipotek altına alan savaş ekonomisi ve otoriter yeniden üretim biçimidir.
PKK’nin Feshi Tarihsel Bir Dönemin Sonu ve Yeni Bir Eşik
PKK, 12. Kongresi’nde aldığı kararla örgütsel varlığını sonlandırıp yeni bir mücadele hattı kuracağını açıkladı. Bu karar, silahlı direnişin tarihsel bir evresinin kapanışı olmakla birlikte mücadeleye son verilmesi anlamına gelmemektedir. Kürt özgürlük hareketinin nasıl bir örgütlenme, siyasi zemin ve stratejiyle devam edeceği, bölgedeki hegemonik güç dengelerinin değiştiği tarihsel bir kırılmanın göstergesidir. Bu süreç, halk hareketlerinin radikal karakterini koruyarak yeni bir mücadele biçimi oluşturması gerektiğinin altını çizmektedir.
Rojava ve Emperyal Tuzaklar
2014’te DAİŞ’e karşı verilen destansı direnişle dünya gündemine taşınan Rojava, ABD ile kurulan taktiksel ittifaklar sonucu halkçı yönelimlerinden uzaklaşmış, emperyal güçlerin çıkarlarına bağımlı hale gelmiştir. Bu durum, bölgesel gerilimlerin ve dış müdahalelerin sıkça yaşandığı bir ortam yaratmış; yerel özerklik deneyimini zayıflatmıştır. Rojava’daki halkçı devrimci potansiyelin önü, emperyal kuşatma nedeniyle kesilmekte; devrimci ideallerle gerçeklik arasında derin uçurumlar oluşmaktadır. Bu tablo, bölge halklarının emperyalizme karşı daha özerk ve halkçı biçimde örgütlenme zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Yeni Dönemin İmkânı ve Tehlikesi
PKK’nin feshi yeni bir dönemin kapılarını aralarken, bu sürecin halkçı bir yeniden inşa yönünde gelişip gelişmeyeceği belirsizdir. Yalnızca biçimsel değişim yetmez; ideolojik, stratejik ve örgütsel düzeyde devrimci bir yönelim zorunludur. Aksi halde, bu fesih halk hareketinin radikal karakterini zayıflatıp onu sisteme entegre edecek kırılmaya dönüşebilir. Yeni dönem, örgütsel formun yanı sıra mücadele anlayışının ve halkla kurulan ilişkinin yeniden tanımlanmasını gerektirir. Bu, bölgesel halkların kapitalist-emperyal sistemin parçalanmasına doğru atacağı adımlar için bir imkân penceresidir.
Kürt halkının temel sorunu, ulusal özgürlük talebini bölge halklarının ortak mücadelesiyle nasıl buluşturacağıdır. Kapitalist-emperyal kuşatma sadece Kürtleri değil, Türk, Arap, Fars ve tüm ezilen halkları hedeflemektedir. Bu nedenle mücadele hattı, dar ulusal sınırların ötesine geçmeli; ortak sömürüye karşı dayanışma ve birleşik direniş örülmelidir. Halkın gündelik yaşamına, ekonomik taleplerine, yerinden edilmeye ve kültürel tasfiyeye karşı geliştirilecek halkçı politikalar, bölgesel devrimci kopuşun temelini oluşturabilir. Başarı, kolektif akla, taban iradesine ve birleşik enternasyonal dayanışmaya bağlıdır. Ortadoğu halklarının ortak kaderi, ancak ortak mücadeleyle değişebilir. Yeni dönemin devrimci karakteri, halkların omuz omuza inşa edeceği direniş cephesinde gerçek anlamını bulacaktır.
Türkiye’de Güvenlikçi Paradigmanın Krizi
PKK’nin feshi kararı, Türkiye açısından sadece Kürt hareketini değil, genel güvenlik politikalarını da sorgulayan kritik bir eşiği temsil etmektedir. “Terörle mücadele” söylemi etrafında inşa edilen güvenlikçi paradigma meşruiyet krizine sürüklenmiştir. Silahlı bir aktörün sahneden çekilmesi, bu söylemin dayanaklarını zayıflatmakta; barışçıl çözüm için yeni bir fırsat yaratmaktadır. Ancak AKP-MHP iktidar bloğu, otoriterleşmeyi derinleştirerek muhalefeti bastırmakta, savaş ve milliyetçilik söylemini iç politikada araçsallaştırmaktadır. Bu koşullarda güvenlikçi politikaların terk edilmesi için devlet aklının dönüşümü kadar, halkın barış talebini güçlü ve örgütlü biçimde yükseltmesi gerekmektedir. Fesih kararının barışa evrilmesi, ancak toplumsal muhalefetin kararlılığıyla mümkün olacaktır. Aksi halde, bu kritik dönüm noktası da otoriter statükonun tahkim edildiği “normal”in parçası olarak kalabilir.
Rojava ve Bölgesel Dengelerde Yeni Sarsıntılar
PKK’nin feshi, Rojava’daki Kürt özerk yapıların geleceğini yeniden tartışmaya açabilir. Eğer bu süreç, uluslararası alanda “meşru” yeni Kürt aktörler yaratma amacını taşıyorsa, ABD ve AB merkezli yeniden yapılanma planlarına kapı aralayabilir. Aynı zamanda Türkiye’nin Rojava’ya yönelik müdahaleleri sertleşebilir. Bölgedeki Kürt meselesi köklü biçimde yeniden şekillenirken, yerel halkların kaderi küresel güçlerin çıkarlarına terk edilme riski büyümektedir.
Direnişin Değişen Yüzü ve Yeni Mücadele Stratejileri
Ortadoğu, sadece emperyal hesapların değil; halkların isyanlarının da sahnesidir. Her ayaklanma, sadece bir halkın değil, tüm ezilenlerin ortak iradesini temsil eder. Son on yılda ayaklanmaların karakteri değişmiş; direniş sadece silahlı çatışma ya da sokak eylemleriyle sınırlı kalmayıp, ekonomik adaletsizliklere, kültürel tasfiyeye, toplumsal ayrımcılığa karşı çok katmanlı ve ağsal mücadele biçimlerine dönüşmüştür. Bu çok yönlü direniş, bölge halklarının geleceğini belirleyecek yeni mücadele stratejilerinin inşası için temel oluşturmaktadır.
Birleşik Mücadele Türkiye’de Zorunlu ve Vazgeçilmez Devrimci Görev
Ortadoğu’nun karmaşık çelişkilerinin ve çok katmanlı krizlerinin gölgesinde, Türkiye’de birleşik bir mücadele hattı kurmak artık sadece bir seçenek değil, tarihsel ve devrimci bir zorunluluktur. Kapitalist-emperyal kuşatma altında halkların ortak kaderi, ancak Türkiye’nin emekçi, ezilen ve halkçı güçlerinin birlikte hareket etmesiyle kırılabilir. Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez ve diğer tüm halkların, ortak sömürüye ve baskıya karşı omuz omuza yürüyeceği dayanışma zemini, bu yüzyılın kaçınılmaz devrimci görevidir.
Tekil direnişler, parçalı mücadeleler bölgesel ve küresel güçlerin işine yararken, birleşik direniş tarihsel kazanımların anahtarıdır. Bugün Türkiye’de faşist otoriter rejimin dayattığı milliyetçi çatışma politikaları, ekonomik çöküş ve sosyal tasfiyeye karşı çıkarak; halkların ortak özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini birleştirmek; devrimci sınıf bilinciyle desteklemek kaçınılmazdır. Bu, sadece bir halkın değil, tüm bölgenin kurtuluş perspektifini besleyecek stratejik bir zorunluluktur.
Bu yüzyılda, halkların kaderini değiştirecek, emperyalizme ve kapitalizme karşı sarsılmaz bir dayanışma cephesi yaratmak; Türkiye’nin devrimci güçlerine düşen en kritik görevdir. Zira bölgedeki özgürlük mücadeleleri, ancak birleşik, örgütlü ve kararlı bir halk iradesiyle anlam kazanacaktır. Geleceği inşa edecek olan, bu parçalı dünyada halkların kardeşliğini ve ortak direnişini yükseltenlerdir. Birleşmeden çıkış yok; devrimci dönüşüm, ancak halkların omuz omuza verdiği ortak mücadeleyle mümkün olacaktır
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.